Bazı plak şirketleri hit üretmek için kurulur. Bazıları yeni yıldızlar yaratmak için. Bazılarıysa doğru zamanda, doğru yerde bulunarak tarihin sesini kaydeder. Delmark Records üçüncü gruba aitti.
Hikâye Chicago’da değil, 1932 yılında Kansas’ın Wichita kentinde doğan Bob Koester‘la başladı. Bir petrol mühendisinin oğlu olan Koester’ın müzikle ilk güçlü karşılaşmalarından biri çocukluğunda geçirdiği çocuk felci sırasında gerçekleşti. Hastanede yatarken radyodan Eddie Condon ve Benny Goodman’ı dinliyor, müzik dışarıdaki dünyayla kurduğu bağlardan biri haline geliyordu. Gençliğinde bu merak ciddi bir jazz tutkusuna dönüştü. Salvation Army mağazalarından eski plaklar toplamaya başladı; Kansas City’deki konserlerde Count Basie, Jimmy Rushing, Lionel Hampton ve Jay McShann gibi isimleri dinledi.
Koester için müzik daha en başından yalnızca dinlenecek bir şey değildi. Aranacak, bulunacak, saklanacak ve başkalarıyla paylaşılacak bir şeydi.

Üniversite eğitimi için St. Louis’e taşındığında plak tutkusu küçük bir ticarete dönüştü. Öğrenci yurdundaki odasından plak alıp satmaya başlayan Koester, yerel jazz çevresine katıldı. Ardından Ron Fister ile K&F Sales adlı ilk dükkânını açtı; mağazanın adı kısa süre sonra Blue Note Record Shop oldu. Ortaklığın sona ermesinden sonra Koester, Delmar ve Olive caddelerinin kesiştiği noktaya taşındı.
1953’te yerel jazz grubu Windy City Six’i kaydetmeye karar verdiğinde henüz Amerikan bağımsız müzik tarihinin en uzun soluklu hikâyelerinden birini başlattığını bilmiyordu. Şirketin ilk adı da dükkânın bulunduğu caddeden geldi: Delmar Records. İsim daha sonra Delmark’a dönüşecekti.
Koester’ın ilgisini çeken müzisyenler dönemin büyük şirketlerinin peşinden koştuğu yıldızlardan farklıydı. James Crutchfield, Speckled Red, J.D. Short ve Big Joe Williams gibi isimleri kaydetmeye başladı. Bunların bir kısmı Amerikan blues geleneğinin eski kuşak temsilcileriydi ve hızla değişen müzik endüstrisinin içinde kolaylıkla unutulabilirlerdi.
Koester’ın koleksiyoncu tarafıyla yapımcı tarafı burada birleşiyordu. Onu ilgilendiren yalnızca bir plağın ne kadar satacağı değildi. Bir müziğin kaybolmadan kayıt altına alınması da en az bunun kadar önemliydi.
1958 yılının Ağustos ayında Chicago’ya taşınması, Delmark’ın hikâyesindeki asıl kırılma noktası oldu.

Chicago, blues açısından herhangi bir Amerikan şehri değildi. 20. yüzyılda Güney’den Kuzey’e gerçekleşen Büyük Göç, Mississippi ve çevresindeki eyaletlerden yüz binlerce Afro-Amerikalıyı şehre taşımıştı. İnsanlarla birlikte müzik de göç etmişti. Güney’in akustik blues geleneği büyük şehrin gürültüsüyle karşılaşmış; gitarlar elektriklenmiş, armonikalar amplifikatörlere bağlanmış, ritim bölümleri sertleşmişti.
Chicago blues böyle şekillendi.
Muddy Waters, Howlin’ Wolf, Little Walter ve Willie Dixon gibi isimlerin yükselişiyle şehir 1950’lerde modern blues’un merkezlerinden biri haline gelmişti. Chess Records bu dönüşümün en büyük kurumsal aktörüydü. Fakat Chicago’nun müzik dünyası tek bir plak şirketinin kaydedebileceğinden çok daha büyüktü.
Bob Koester tam da bu dünyanın içine geldi.
Seymour’s Jazz Mart’ı satın aldı ve mağazanın adını Jazz Record Mart olarak değiştirdi. Delmark Records ise plak dükkânının bodrumuna yerleşti. Birkaç yıl sonra mağaza 7 West Grand Avenue’ye taşınacak ve hem jazz koleksiyoncularının hem de müzisyenlerin uğrak noktalarından biri haline gelecekti.
Bu görüntü belki de Delmark’ın bütün karakterini anlatıyordu.
Üst katta plaklar satılıyordu.
Alt katta ise müzik tarihi kaydediliyordu.
Koester’ın Chicago’daki ilk yıllarında Delmark yalnızca blues’a odaklanmadı. Barney Bigard, Donald Byrd, Jimmy Forrest, George Lewis, Bud Powell ve Ira Sullivan gibi jazz müzisyenlerinin kayıtları da şirket kataloğunda yer aldı. Ancak Delmark’ın kimliğini belirleyen en güçlü damarlardan biri kısa süre içinde Chicago blues olacaktı.
Bu hikâyenin en önemli dönüm noktalarından biri 1965 yılında geldi: Junior Wells’in Hoodoo Man Blues albümü.
Junior Wells o tarihte Chicago blues çevreleri için yeni bir isim değildi. Ancak Hoodoo Man Blues, blues’un plak üzerindeki sunuluş biçimi açısından farklı bir şey öneriyordu. Blues uzun süre büyük ölçüde single merkezli bir müzik olmuştu; birkaç dakikalık parçalar kaydediliyor, 45’likler basılıyor ve jukebox’larda çalınıyordu. Hoodoo Man Blues ise Chicago’daki bir blues grubunun kulüpte yarattığı atmosferi uzunçalar formatında yakalamaya çalışan bütünlüklü bir albümdü.
Kayıtta Buddy Guy da gitar çalıyordu. Fakat Guy’ın Chess ile olan sözleşmesi nedeniyle ilk baskıda kendi adı yerine “Friendly Chap” ifadesi kullanıldı. Bugün küçük görünen bu ayrıntı bile dönemin Chicago blues dünyasının plak şirketleri, kulüpler ve müzisyenler arasındaki karmaşık ilişkilerini anlatıyordu.
Albümün gücü kusursuzluğunda değildi. Tam tersine, canlılığındaydı.
Junior Wells’in vokali ve armonikasıyla Buddy Guy’ın gitarı arasında oluşan gerilim, bir Chicago blues kulübünün havasını stüdyoya taşıyordu. Delmark burada müziği parlatmaya çalışmıyor; onun karakterini koruyordu.
İki yıl sonra bir başka kayıt geldi: Magic Sam‘in West Side Soul albümü.
1967 tarihli albüm zamanla Chicago’nun West Side blues anlayışının en önemli kayıtlarından biri haline geldi. Magic Sam’in gitarındaki keskinlik, gospel ve soul etkileri taşıyan vokali ve grubun enerjisi, Chicago blues’un yeni kuşağının sesini temsil ediyordu.
Delmark böylece blues’un yalnızca geçmişini koruyan bir arşiv olmadığını gösteriyordu. Müziğin o anda geçirdiği dönüşümü de kaydediyordu. Junior Wells, Magic Sam, Luther Allison, Jimmy Dawkins, J.B. Hutto, Otis Rush, Robert Nighthawk ve Sleepy John Estes gibi farklı kuşaklardan isimler zamanla bu geniş blues coğrafyasının parçaları haline geldiler.
Fakat Delmark’ın dünyasından yalnızca blues çıkmıyordu. 1960’ların ortalarında Chicago’da jazz’ın bambaşka bir biçimi şekillenmeye başlamıştı.
1965 yılında kurulan Association for the Advancement of Creative Musicians, yani AACM, Afro-Amerikan yaratıcı ve deneysel müziğinin en önemli oluşumlarından biri olacaktı. Bu çevredeki müzisyenler bebop ya da hard bop’ın mevcut kalıplarını sürdürmekle yetinmiyor; yeni kompozisyon yöntemleri, özgür doğaçlama, alışılmadık enstrümanlar ve farklı müzik gelenekleri üzerinden jazz’ın sınırlarını genişletmeye çalışıyorlardı. Büyük plak şirketleri açısından bu müzik kolay bir ticari ürün değildi. Delmark açısından ise kaydedilmeye değerdi.
Jazz Record Mart’ın yöneticisi Chuck Nessa, 1966’da Koester’ı AACM çevresindeki müzisyenlerin kayıtlarını yayımlamaya ikna etti. Bu ilişkinin ilk büyük sonucu Roscoe Mitchell‘ın Sound albümüydü.
Albümün adı bile neredeyse bir manifesto gibiydi: Sound. Melodiden, hitten ya da yıldızdan önce ses.
Ardından Muhal Richard Abrams‘ın Levels and Degrees of Light albümü, Kalaparusha Maurice McIntyre‘ın Humility in the Light of the Creator‘ı ve Anthony Braxton‘ın For Alto’su geldi. Özellikle Braxton’ın yalnızca alto saksofon için gerçekleştirdiği For Alto, solo saksofonun olanaklarını başlı başına bir albümün merkezine taşıyan öncü kayıtlardan biri oldu.
Bir tarafta Junior Wells. Diğer tarafta Anthony Braxton. Bir tarafta elektrikli gitar, armonika ve Chicago barlarının blues’u. Diğer tarafta jazz’ın yapısını söküp yeniden kurmaya çalışan özgür doğaçlama.
İkisi de Delmark’tı.
Şirketin farklılığı tam olarak burada yatıyordu. Motown gibi tanınabilir ve standartlaştırılmış bir “Delmark Sound” yaratmaya çalışmadı. Delmark kataloğunu birbirine bağlayan şey kayıtların aynı şekilde duyulması değildi. Ortak nokta müziğe karşı duyulan merak, bağımsızlık ve kayda değer bulunan sese alan açılmasıydı.
Bu nedenle Delmark kataloğunda Sun Ra‘nın bulunması da şaşırtıcı değildi.
Bugün jazz tarihinin en özgün figürlerinden biri kabul edilen Sun Ra, müziğini kozmoloji, elektronik sesler, teatral performans ve deneysel jazz ile birleştiriyordu. Delmark’ın 1960’ların sonunda Sun Song ve Sound of Joy gibi erken Sun Ra kayıtlarını yayımlaması, Koester’ın yalnızca geçmişe bakan nostaljik bir koleksiyoncu olmadığını da gösteriyordu.
Bob Koester’ın müzikal dünyasının en ilginç taraflarından biri buydu. Bir tarafta yıllar önce blues çalmış ve unutulmaya yüz tutmuş müzisyenleri arıyordu. Diğer tarafta jazz’ın geleceğini tasarlayan isimlerin kayıtlarını yayımlıyordu. Geçmiş ile gelecek aynı katalogda yan yana duruyordu.
Bu yaklaşım Delmark’ın sonraki on yıllarında da devam etti. Art Ensemble of Chicago şirketin yaratıcı jazz damarını büyütürken Fred Anderson, Malachi Thompson ve daha sonraki kuşaklardan Nicole Mitchell, Rob Mazurek ve Ken Vandermark gibi isimler Chicago’nun sürekli değişen müzik ortamını kataloğa taşıdı. Blues tarafında da yeni kuşak müzisyenlerin kayıtları yayımlanmaya devam etti.
Bu süreklilik önemliydi. Çünkü Amerikan müzik endüstrisi Delmark’ın kurulduğu 1953 yılından itibaren defalarca değişmişti. 45’liklerden LP’lere, CD’lerden dijital dosyalara ve streaming platformlarına uzanan süreçte müzik dinleme biçimleri bütünüyle dönüştü. Büyük plak şirketleri birleşti, bağımsız şirketler kapandı, fiziksel plak satışının dünyası birkaç kez öldü ve yeniden doğdu.
Delmark ise varlığını sürdürdü.
Bunun nedenlerinden biri Koester’ın plak şirketini hiçbir zaman yalnızca ticari bir girişim olarak görmemesiydi. Jazz Record Mart ile Delmark arasındaki ilişki, plak koleksiyonculuğu ile kayıt yapımcılığını aynı ekosistemin içine yerleştiriyordu. Koester bir yandan geçmişin kayıtlarını satarken diğer yandan geleceğin koleksiyoncularının arayacağı plakları üretiyordu.
Bu yüzden Delmark kataloğuna bugün bakmak biraz tuhaf bir zaman yolculuğuna benziyor.
Speckled Red’den Junior Wells’e, Magic Sam’den Roscoe Mitchell’a, Sun Ra’dan Anthony Braxton’a uzanan katalog tek bir müzik türünün tarihini anlatmıyor. Bir şehrin müzikal hafızasını anlatıyor. Ve o şehir Chicago.

Bob Koester 2018 yılında emekli olduğunda 65 yıllık bir dönem sona erdi. Delmark Records, Julia A. Miller ve Elbio Barilari‘nin öncülüğündeki yeni yönetime geçti. Şirketin el değiştirmesi yalnızca Delmark adını değil, master kayıtlarını, fiziksel arşivini ve stüdyo mirasını da kapsıyordu.
Fakat Koester’ın ayrılması Delmark hikâyesinin sonu olmadı. Yeni yönetim altında blues ve jazz kayıtları yayımlanmaya devam etti. 1953’te St. Louis’deki küçük bir plak dükkânında başlayan fikir, yetmiş yılı aşan bir tarihin ardından yaşamayı sürdürüyordu.
Delmark’ın Amerikan müzik tarihindeki yerini anlamak için onu Atlantic, Motown, Sun ya da Stax ile yarıştırmaya gerek yok. Onların hikâyeleri farklıydı. Motown yıldızlar yarattı ve siyah Amerikan müziğini popüler kültürün merkezine taşıdı. Stax Memphis’in groove’unu dünyaya duyurdu. Sun, blues ile country’nin birbirine çarptığı noktada rock’n’roll’un doğuşuna tanıklık etti. Atlantic ise rhythm & blues’dan soul’a, jazz’dan rock’a uzanan geniş bir coğrafyada Amerikan popüler müziğinin sınırlarını genişletti.
Delmark’ın hikâyesi daha sessizdi. Bob Koester’ın yaptığı şey çoğu zaman bundan çok daha basitti: Bir müzisyeni dinlemek, onun önemli olduğuna inanmak ve kayıt cihazını çalıştırmak. Belki de bu nedenle Delmark kataloğu bugün yalnızca bir plak şirketinin diskografisi gibi görünmüyor. Chicago’nun kulüplerinin, blues barlarının, küçük stüdyolarının ve deneysel jazz çevrelerinin onlarca yıla yayılan sesli arşivine benziyor.
Detroit’in Motown’u bir fabrikaysa, Memphis’in Sun’ı bir laboratuvarsa, Delmark Chicago’nun arşiviydi. Fakat bu, raflarda sessizce duran bir arşiv değildi.
Junior Wells’in armonikası hâlâ çalıyor. Magic Sam’in gitarı hâlâ saldırıyor. Roscoe Mitchell hâlâ sesin sınırlarını zorluyor. Sun Ra ise hâlâ başka bir gezegenden yayın yapıyor gibi.
Yetmiş yılı aşkın süre sonra Delmark’ın mirasını değerli kılan şey de tam olarak bu.
Çünkü bazı plak şirketleri müzik tarihini değiştirmeye çalışır.
Bazılarıysa müzik tarihi değişirken kayıt tuşuna basar.
■
Delmark Records resmi web sitesi
2120 South Michigan Avenue: Chess Records
Stax Records: Soulsville U.S.A.
Genç Amerika’nın sesi: Motown Records
Son Sultan: Ahmet Ertegün ve Atlantic Records
Güneş Memphis’te doğdu: Sun Records


