Bu satırları, bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilen Sakhalin Caz Festivali için gittiğim, Rusya’nın uzak doğusunda yer alan Sakhalin adasından Moskova’ya 8 buçuk saat süren dönüş yolumda, yerden 9754 metre yükseklikte, saatte 832 km giden, Aeroflot hava yollarına ait bir Boeing 777-300 ER uçakta yazıyorum. Aldan bölgesinin sonsuzluğu andıran buzlarla kaplı dağlarının üzerinden geçerken uyumak yerine size aktarmak için sabırsızlandığım bu satırları yazmayı tercih ediyorum. Hem biraz seyahat günlüğü hem de festivalden notlar yazmak istedim.

Birkaç ay önce Moskova’nın 20 km batısında kalan Arkhangelskoye Palace’da ilk defa gerçekleştirilen Jazz Seasons Festivali’ndeki konser sonrası, Rusya’nın caz elçisi ve ülke genelinde her yıl pek çok festivalin organizasyonuna imza atan, “Rusya Halk Sanatçısı” Igor Mikhailovich Butman, bana “Bu yıl Sakhalin Caz Festivali’ne mutlaka gelmelisin, oradaki ruha inanamayacaksın” demişti. Sözüne çok saygı duyduğum Butman bana bir şey öneriyorsa görmemi dilediği yeni dünyalar vardır. Havalimanı beklemeleri de dahil yaklaşık bir günü gidiş ve bir günü dönüş yolunda geçirmeyi göz alarak henüz pek çok Rus vatandaşının dahi coğrafi konumu dolayısıyla göremediği Sakhalin adasının yolunu tuttum.
Hayatımın en akılda kalıcı deneyimlerinden biri olduğunu itiraf etmek isterim. Moskova ve St Petersburg gibi merkezlerde sanata ilgiye alışığım ama bu kadar uzakta bile konser salonunu tamamen dolduracak şekilde tutkulu müzikseverlerin olduğu Sakhalin halkının sanatı sahiplenişi, Rus halkının nesillerdir yaşam kodlarına işlemiş bir sanat ve estetik geleneğinin sonucu. Seyirci profilinin çoğunlukla gençlerden oluştuğunu ama oldukça fazla orta yaşlı müzikseverin de etkinliklere ilgi gösterdiğini gözlemliyorum.

Sakhalin Caz Festivali’nin Amacı Nedir?
Igor Butman Müzik Sanatları Destek ve Geliştirme Vakfı, Platon’un “İyi işler bize güç verir ve başkalarını da aynısını yapmaya teşvik eder” sözünden hareketle yola çıkıyor. Daha önceleri Japonya ile ortaklaşa gerçekleştirilen ama mevcut politik durum dolayısıyla doğrudan uçuşların iptal edilmesiyle form değiştiren Sakhalin Caz Festivali’nin amacı, kültürel erişimi kısıtlı olan, Rusya’nın uzak coğrafyasındaki bir kentin caz ve doğaçlama müzik ile buluşturulması, ilham verilmesi ve bu müzikal kültürün devamlılığının sağlanması.
Sakhalin Caz Festivali, içerisinde bol miktarda cazın yer aldığı, kolay ilişki kurulabilir doğaçlama tabanlı müzikleri Sakhalin’e getirerek, ustalık sınıfları ve sohbetlerle caza olan özendiriciliği arttırmaya çalışıyor.

Büyük orkestra müziği cazın temel yapı taşlarından. Caz müziğinin, disiplinine, doğaçlama imkanlarına, hiyerarşisine ve grup etkileşimine tek bir formda sahip olabileceğiniz sonsuz opsiyonlu bir üretim alanı. Her performansta, aranjmanlar el verdiğince soluksuz deneyimleyeceğiniz yeni müzikal hikayeler barındırıyor.
Igor Butman ve Moskova Caz Orkestrası başta olmak üzere, cazın kökünde yer alan en değerli unsurlardan büyük orkestra geleneği, Rusya cazı için çok önemli yer teşkil ediyor. Bunun en önemli meyvelerinden biri, Igor Butman Vakfı tarafından kurulan 15-17 yaş aralığındaki gençlerin eğitim gördüğü Igor Butman Moskova Caz Akademisi Büyük Orkestrası ve henüz geçen yıl kurulmuşken, bu sene ilk defa Moskova Jazz Festivali bünyesinde, ücretsiz halk sahnesi Zaryade Park’da sahne almalarının ardından Sakhalin Caz Festivali açılışında Çehov Merkezi’ne konuk olan Sakhalin Filarmoni Caz Orkestrası. Bu iki orkestra festivalin iki akşamında ilk performansları gerçekleştirdiler ve seyirciden yoğun alkış aldılar.


Konserlerden bahsetmeden önce biraz Sakhalin’de geçirdiğim zamandan bahsedeyim. Pasifik okyanusundan tuna balığının rafine lezzeti ve oksijen deposu doğasındaki yürüyüşlerim eşsizdi. Sakhalin adası gaz madenciliği sayesinde gelişmiş bir ada, ayrıca Uzak Doğu ile köprü olması hasebiyle de kilit noktada ve müreffeh bir yer.

Program yoğunluğu dolayısıyla koşuşturmacalı geçen metropol festivallerinin aksine Sakhalin’de bir sakinlik var. Müzisyenlerin konser öncesi neşeleri, rahatlıkları, birbirlerine performans videolarını göstererek hazırlık yapmaları, konser sonrası akşam yemeğinde, güne başlarken kahvaltıda ve konserden otele dönerken yolda acelesiz sohbetler gerçekleştirerek müzikal vizyonuma artılar ekledim. Her birinin hayat hikayesini, çalışma pratiklerini ve insani yönlerini daha detaylı inceleyecek vaktim oldu. Onlara bir seyirci gözüyle eleştirilerde bulundum.
Sakhalin adası Asya kıtasının en uç köşesinde, Japonya sınırında yer alıyor. Bir uçta İstanbul Boğazı ile başlayan Asya kıtası diğer uçta Sakhalin ile sonlanıyor. İkinci dünya savaşı sonrası Japonya’dan Rus toprağı olarak teslim alnınan adada, Japonya’nın mimari ve spritüel izleri hissediliyor. Halkının büyük bir kısmında Japon ve Koreli yüzleri de gözlemlediğim adanın muazzam doğası romanlara konu olacak görünüşte. Bol yağmurla gürleşerek göğe uzanan ağaçlar Japonya florasından nadir güzellikler… Zaman zaman kar yağışının hakim olduğu, çoğunlukla soğuk ve hafif yağmurun, bazen de açık havanın gözlemlendiği bu Kasım ayında sararan, kızaran iğne yapraklı ağaçlar zihnimdeki Japonya havasını oldukça kuvvetlendiriyor.
Konser sırasında tanıştığım ve arkadaş olabilme şansına eriştiğim Sakhalin’in yerlisi inşaat şirketi sahibi Ivan Fedorchenko’nun sözleriyle, Sakhalin halkı misafirperver, arkadaş canlısı ve barışçıl. Adada kaldığım kısa sürede bu görüşlere katılacak kadar deneyim yaşadığımı ifade edebilirim.

Büyük kentlere nazaran ufak ama modern görünümlü havalimanından kent merkezine doğru geçerken duvar resimlerinin süslediği binalar, geniş sokaklar ve sakin trafik, gelmeden önce köhne bir yerle karşılaşacağıma dair ön yargılarımı daha ilk dakikada yıkıverdi.

Sakhalin’de nereye gidilir?
Sakhalin’e vardığımız ilk günümüzde, festival ekibinden arkadaşlarımızla, 1920’lerde Japonların ilk hattının yapımına başladığı, ardından Rusların ve Koreli işçilerin emeğiyle yeniden döşediği Yuzhno-Sakhalinsk’den Kholmsk bölgesine kadar uzanan demiryolu bölgesini gezdik. Dağlar arasından geçen hattın günümüze kadar kalan ve hatta bir kısmı günde bir kere tren seferlerine açık olan kısmında gerçekleştirdiğimiz yürüyüşün ardından sadece rehber eşliğinde gezebileceğiniz artık kullanılmayan Devil’s Bridge diye anılan köprüye ve tünellere doğru bir gezi yaptık. Saklı Göl (Тайное) bölgesinden başlayarak tren rayı hattından orman içine uzanan, artık kullanılmayan tünellerden, bir kısmı tahrip olmuş köprülerden ve zorlu bir orman yürüyüşünden geçerek Rusya’nın eşsiz doğa manzarasının eşlik ettiği bir orman yürüyüşü gerçekleştirdik. 6 saatlik turumuzun sonunda yorgunluğumuzu sıcak çay (tabii ki viski ile) ve Sakhalin marmelatı yiyerek atmıştık. “Bir insanı tanımak istersen birlikte geziye çıkmalısın” derler, bir kere daha anladım ki Ruslar kötü koşullarda çok iyi yol arkadaşları. Zaman zaman zorlaşan gezi boyunca hiç eksik etmedikleri yardımlarıyla ve dostluklarıyla geziyi benim için unutulmaz kıldılar. Bu vesileyle yol arkadaşlarıma bir kere daha teşekkür etmek istiyorum.


Sakhalin Adasında görülecek en önemli yerlerden biri Sakhalin Bölgesel Müzesi. 1935’te yapımına başlanan ve 1937’de tamamlandıktan sonra 1945’te Sovyet idaresine geçen, İmparatorluk tacı tarzında inşa edilen tipik bir Japon binası olan müzenin önündeki havuzundan aslan heykellerine ve peyzaj düzenlemelerine kadar sizi Sakhalin Oblast’ından alıp Japonya’ya ışınlayacak güzellikte. Yapının içersinde Sakhalin adasının vahşi yaşamından izler, adada yıllar içerisinde yaşayan toplulukların özel eşyalarından, buluntulara kadar pek çok özel eser yer alıyor.


Sakhalin günlerindeki bir diğer durağım adanın en güneyinde yer alan, Pasifik’ten esen dondurucu rüzgarları ile soğuğun tanımını yeniden yaptıran Aniva Körfezi‘ndeki liman şehri Korsakov (Корса́ков) oldu. Okyanusa en yakın temas nokta olan, turistik Prigorodnoye (При́городное) sahillerinin devasa dalgaları unutulmaz güzellikteydi. Yılın bu mevsimi soğuk nedeniyle sadece kısa bir süre dışarda kalarak gözlemleyebildiğiniz, daha çok araçla gezerken muazzam doğasına hayran olacağınız bir yolculuktu bu. Bu noktalardan hava açık olduğunda Japonya Hokkaido’yu görebildiğiniz rivayet ediliyor. Ben bu sefer karşı kıyıları sadece hayal etmekle yetindim.

Sakhalin’ e gelirseniz birkaç gezi rotası önerim daha olacak. Kaldığım otelin hemen arkasında bulunan şehir parkı Gagarin Park, şehrin en keyifli parklarından biri. Sakin ve temiz. İçerisinde ufak bir göl de barındıran parkın arka kapısından çıkıp 2. Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybeden Sovyet askerlerinin anısına dikilen anıtın olduğu Şan Meydanına doğru yürürken köşedeki kahve dükkanında kahvenizi içebilirsiniz. 1989 yılından beri bir Japon Bankası binasında hizmet veren, Rusya’nın en genç müzelerinden biri olan Sakhalin Bölgesel Sanat Müzesi’nde Rus sanatçılara ait 7000 ‘den fazla eseri barınıyor. Ayrıca Sakhalin halkının gündelik yaşamını konuk alan resimleriyle yerel ressam Mikhailovich Mankava ‘nın eserlerini de görebilirsiniz. Şehir merkezine doğru yürürken yolunuza çıkan İsa’nın Dirilişi Katedrali ve Rusya’daki pek çok Lenin heykelinden biri olan, heykeltraş Yevgeny Viktorovich Vuchetich’in eseri, 1970 tarihli dev Lenin Heykeli ilginç birer gezi durağı olabilir.




Sakhalin Caz Festivali’ne Neden Farklı Ülkelerden Müzisyenler Konuk Olmuyor?
Sakhalin Caz Festivali’nde çalan müzisyenlerin tamamı Rusya’da yaşayan müzisyenler. Rus olmak bir ön koşul değil tabii ki; aksine Igor Butman Vakfı, Rusya’da yaşayan müzikseverlerin uluslarası müzisyenleri izlemesini çok önemsiyor ama bu dilekleri kendilerinden kaynaklanmayan ve çok garipsediğim bir sebepten dolayı gerçekleşemiyor. Rusya-Ukrayna gerginliği malumunuz. Benim de bizzat şahit olduğum şekilde, uluslararası müzisyenlere Rusya’da çalmaları için teklif gittiğinde barışı beklediklerini söyleyerek bu teklifi reddediyorlar. Herkesin iş yapma biçimine ve görüşüne saygım sonsuz; bu sözlerim tamamen kendi kişisel görüşlerim ve benim gözlemimi temsil ediyor. Katılmak ya da karşı çıkmakta özgürsünüz. Çünkü bu hususta tek bir doğru yok. Ama bir soru evrensel; “Peki bu politik vakada müziğin suçu ne? ” Ya da başka bir deyişle “Belki dinleyecekleri bir müzikle hayatları değişebilecek Rus müzikseverlerin günahı ne? Hani müzik birleştiriciydi, evrensellik köprüsüydü?” Bence bir lider müzisyen, müziğin siyasi sınırları olmadığını dünyaya göstermek için her iki ülkede de konser vermelidir. Açıkçası, bu konuyu ABD’nin, özellikle üretkenlik ve çalışkanlık gibi birçok alanda kendilerinden ileride olan Rusya’yı kontrol altına almak için kültürel ve siyasi ambargo uygulama fırsatını değerlendirmeye çalıştığı şeklinde görüyorum. Ancak Ruslar, kendi kaynakları ve müttefiklerinin desteği ile her anlamda kendi kendilerine yetebildikleri için doğal olarak tutumlarında çok kararlılar. Uluslararası entegrasyon konusunda sorunları olabilir, ancak “bağımsızlık” söz konusu olduğunda, hangisini tercih edersiniz, cevabı siz verin. Rusya’da konser vermelerinden ötürü konserleri iptal edilen ve festivallerden baskı gören müzisyenleri biliyorum. Herhangi bir güvenlik riski sorunu olmadığına bizzat şahitim ve gözlemlerim doğrultusunda gelen her sanatçının en iyi şekilde ağırlandığını da düşünüyorum. Bu konuda herkesi sağduyulu davranmaya ve köprüleri yeniden kurmaya davet ediyorum.
Sakhalin Caz Festivali’nin Programı
Festival, 7 Kasım akşamı Sakhalin Filarmoni Caz Orkestrası konseriyle başladı. Ardından Igor Butman, değişmez yol arkadaşları Oleg Akkuratov, Eduard Zizak ve Nikolai Zatolochniy ile ve vokalist Fantine’nin eşliğiyle unutulmaz bir Brezilya akşamı yaşattı. Genellikle büyük orkestra ile sahne alan Igor Butman ve sahne arkadaşlarını ilk defa dörtlü formatta izleme şansım oldu. Format gereği her bir müzisyene çok geniş icra alanları veren bir performanstı. Dahi piyanist ve doğaçlamacı Akkuratov’un bossa nova ve samba repertuvarına kendi yaklaşımıyla yaptığı aranjmanlarına ek olarak, her bir parça için anlık üretilen doğaçlamalar geceyi ısıtmaya yetti. Konser boyunca sırasıyla Letter to Pat, Desafinado, Só Danço Samba, Black Orpheus, Я,иду,шагаю по Москве, Corcovado, Aqua de beber, Girl from Ipanema, Mas Que Nada, Como in Bolero ve Buratino’nun Maceraları filminden Бу-ра-ти-но parçalarını Rus müzisyenlerin tutkulu yorumlarıyla dinledik.

Usta müzisyen Igor Butman’ın çalımı Stan Getz’vari bir karakterde, köşeli ve her bir nefesi belirgin değil aksine melodiyi birbirine geçen sesler şeklinde çalmayı seviyor. Sololarında her seferinde yeni bir ilham perisinin peşinden uçmayı başarabiliyor. Festivalde duyduğumuz gibi, soloların arasına bazen Fascinating Rhythm ya da Prince Igor’un ana melodisini yerleştirerek yüzleri gülümsetiyor. Sololarını uzatmak istediğinde saksofonunu sol tarafına, geriye yaslayarak uzatıyor ve doğaçlamasını çeşitleyip, uzatmak istediğinde ise vücudunu ileri geri hareket ettirerek vücudunun statik enerjisini üflemedeki kinetik enerjiye çeviriyor. Orkestrası üzerinde sevgi bağı kurarak kazandığı bir saygınlığı var ve parça aralarındaki anlatımlarıyla, espirileriyle seyircinin enerjisini her zaman elinde tutmayı başaran bir halk kahramanı.
Oleg Akkuratov, 6 dili çok iyi bilen, dilbilimden, müzikal türlere, müzik tarihinden, bilime kadar pek çok konuda sürekli araştırmalar yapan çalışkan, virtüöz bir mükemmeliyetçi. Sohbet ederken fark ettiğiniz eğlenceli bir yönü var; bazen bir kelime söylediğinizde içinde o kelimenin geçtiği bir şarkıyı söylemeye başlayıveriyor. Onun enerjisi ve üretkenliği kendisi gibi fiziksel engeli olanlar için motivasyon kaynağı oluyor. Seyahatte bile sürekli aranjmanlar, besteler yapıyor ve bana sorarsanız Igor Butman’ın müzikal ruh ikizi. İspanyolca’ya çok hakim olduğu için Latin müziklerdeki vokallere de çok hakim. Bir konser arasında kendisiyle çalışan Veronica Swift’le sohbet ederken Akkuratov için yürüyen caz ruhu diye bir şey söylemiştim. Konser sırasında bu sözlerimi seyirciyle paylaşan Swift, Akkuratov için yoğun alkış almıştı. Rus müziği Akkuratov’a sahip olduğu için çok şanslı.

Butman’ın müziğini birkaç defa dinleyen herkes müziğinin merkezinde basın olduğunu bilir. Bas her zaman yüksek tonlanır ve basçının performansındaki hikayecilik yönüne çok güvenilir. Butman, bir süre New York’da yaşamış ve kendisini orada jam sessions’larda geliştirme fırsatı bulmuş Nikolai Zatolochniy’e çok güveniyor. Zatolochniy’de bu güvene layık olabilmek için hem elektrik basta hem de kontrbasta harikalar yaratıyor ve tecrübelerini başkalarına aktarmak için workshoplara da katılıyor.
Eduard Zizak, Igor Butman’ın 25 yıldan fazla süredir yol arkadaşı. Neredeyse kariyerinin çoğu Butman ile geçmiş. Sadece sahne arkadaşı değil aynı zamanda birlikte vakit geçirmekten de mutlu olduğu yakın dostu. Hem müzikal olarak hem de sosyal hayatında zeki, çözüm odaklı, dinlemeyi iyi bilen ve pozitif enerjisi çok yüksek bir insan. Zizak’ın enerjisi orkestranın tansiyonunu çok etkiliyor. Özellikle festivalin son gününde büyük orkestra ile sahnedeyken Zizak’ın harikalar yarattığını duyduk.

Fantine, anne tarafından Dominik Cumhuriyeti kökenli oluşu nedeniyle ana dili olan İspanyolcaya çok hakim. Dolayısıyla Brezilya müziklerinin olduğu bir repertuvara hem sıcaklığı hem de dil hakimiyeti ile büyük katkı sağladı. Fantine’in sahnedeki prezansı çok yüksek, tonlamalarıyla, ses hakimiyetiyle ve tecrübesiyle Butman’a konuk olduğu sahnelerinde ışıkları üzerinde toplamayı başarıyor.
Igor Butman Moskova Caz Akademisi: Rus Cazının Parlak Geleceği
8 Kasım akşamı’nın ilk konserinde Rusya Federasyonu Onur Sanatçısı Pavel Ovchinnikov yönetimindeki Caz Akademisi Büyük Orkestrası sahnedeydi. Utkov Igor Semenovich, Gmyzin Timofey Alexandrovich, Grushevich Polina Anatolyevna, Dmitrenko Ivan Mikhailovich, Dorofeychik Ilya Yaroslavovich, Dremlyuga Anastasia Alekseevna, Ivashin Alexey Grigorievich, Isakov Ilya Evgenievich, Karpinsky Egor Viktorovich, Korolev Sergey Vadimovich, Kulikova Milana Artemovna, Litovchenko David Nikolaevich, Mazur Artem Alekseevich, Melnikov Denis Alekseevich, Rogozhin Nikita Glebovich, Slyusarenko Mikhail Andreevich, Sobolev Gleb Alexandrovich, Trifonov Mikhail Alekseevich, Fedoseev Lev Alekseevich, Fokas Grigory Evgenievich ve Mikhail Brucheev ‘den meydana gelen 21 kişilik orkestrayı dinlediğimde Rusya’nın caz geleceğinin çok iyi olduğunu görebiliyorum.

Moskova’daki akademide çok sıkı bir eğitim alan, ergenlik çağındaki gençler hem enerjileriyle, hem çalışkanlıklarıyla hem de olgunluklarıyla beni kendilerine hayran bıraktılar. Özellikle bas, davul, gitar, saksofon, trombonlar ve piyanoyu çok beğendim. Konser sırasında dikkatimi çeken bir başka güzellik de usta şef ve Moskova Caz Orkestrasının tromboncusu Pavel Ovchinnikov’un solo sonrası alkışlar başta olmak üzere pek çok noktada seyirciye de yön verecek şekilde konseri yönetmesiydi. Çok takdir ettiğimiz ve maalesef ülkemizde başarmayı beceremediğimiz caz kültürünü oluşturmak, öğretmek ve yaymak tesadüflerle olmuyor, burada bilinçli bir emek harcanıyor. Takdir ediyorum.

Gecenin ikinci konserinde, Igor Butman orkestrasını, bu sefer Pavel Ovchinnikov, Anton Chekurov, Konstantin Boytsov ve Grigor Panosyan ile octet formunda ve Rus geleneksel müziklerinden, Chekurov’un ve Okkuratov’un özgün besteleriyle dinledik.
Butman orkestasının lead altocusu olmasına rağmen Anton Chekurov ile ilk kez 2024 tarihli Ad Astra albümüyle tanıştım. Moskova Caz Festivali Jazz Across Boarders panelinde dinleme oturumuna konuşmacı olarak davet edildiğimde bu parçayı dinledim ve hem hızı hem de teknik ustalığıyla benim en büyük hayranlığımı kazandığını şimdiden söyleyebilirim. Müziği ve satranç ustalığı hakkında çok konuştuk ve hızlıca arkadaş olduk. Chekurov’un sololarında dikkatli dinlerseniz fark edeceğiniz bir benzerlik var. Birbirini tekrarlayan sololar ilk bakışta sıradan görünebilir ve bir déjà vu hissi uyandırabilir, ancak kariyer serüveni boyunca, zaman içerisinde doğru bir şekilde yapılandırıldıklarında müzisyenin imza sesi haline gelme potansiyeline de sahiptirler. Sonuç olarak, bu tekrarların zamanla kendine özgü bir ses imzasına dönüşeceğinden hiç şüphem yok. Chekurov’un ismini lütfen not edin, eminim ki yakında uluslararası tanınırlık kazanacak.

Bariton saksofoncu Konstantin Boytsov ve Grigor Panosyan ise 20’li yaşlarında olmasına rağmen pek çok ustayı ceplerinden çıkaracak kadar çalışkan ve yetenekliler. Panosyan, bu sene içinde Moskova Caz Festivali’ne konuk olan Stefano Di Battista’ya eşlik etmiş, seyirciler arasında gezerek çok keyifli bir performans gerçekleştirmişti. Çeşitli festivallerde defalarca dinlediğim Panosyan’ın başarısının gerisinde kendisini iyi kritik etmesi olduğunu düşünüyorum. Seyahatler sırasında kendi çaldığı soloları izleyerek doğru-yanlış kısımları orkestra arkadaşları ile tartışıyor ve sürekli gelişmeyi arzuluyor.
Festivalde sadece konserler yoktu, Senfoni binasında atölyeler ve sohbetler de gerçekleştirildi. Vokal üzerine sohbetlerde Fantine, Pavel Ovchinnikov’dan “Caz Performans Sanatı” ustalık sınıfı, Mikhail Brucheev’in “Trompet Çalmada Performans Zorlukları: Doğaçlamaya Giden Yol” adlı ustalık sınıfı, Rusya Halk Sanatçısı Igor Mihayloviç Butman ile yaratıcı bir buluşma, Juan Horlendis Band’den “Afro-Küba Ritimleri. Bir Topluluk Düzenlemesi Yaratmak” ustalık sınıfı ve Nikolai Zatolochniy ile Kontrbasta Caz Çalmanın Pratikleri buluşmaları da Sakhalinli müzikseverlerden yoğun ilgi gördü.

9 Kasım akşamının ilk konserinde benim kendisine taktığım lakap ile “Gerçek Eğlendirici” Porto Rico kökenli basçı ve vokalist Juan Horlendis, Rusya’da yaşayan en iyi Latin orkestralarından biriyle sahnedeydi. Horlendis’i daha önce St. Petersburg’da açık havada seyirciyi çoştururken izlemiştim, ardından Butman Club’da izledim. Yine coşku, yine tempo, yine tam gaz eğlence. Horlendis çalmaya başladığında seyirci dans etmekten kendini alamıyor kesinlikle. Özellikle davulcusu Danil Prokopyev ile sahnedeki atışmaları seyircinin çok hoşuna gidiyor. Horlendis, konseri için Küba’nın ve Sakhalin’in birer ada olması dolayısıyla benzerlik taşıdığını ve özgürlükler adası olan Küba’dan müziklerle Sakhalin’i ısıtmaya geldiğini söylüyor.


Gecenin ikinci konserinde Sırp kökenli vokalist ve gitarist Peter Nalitch orkestrasıyla birlikte sahnedeydi. Nalitch, mimar bir aileden geliyor ve kendisi de mimarlık yapmış, iyi eğitimli ve edebiyata çok hakim bir entelektüel. Edebiyata hakim oluşunun getirdiği güçlü dil hakimiyeti kendisine, hayat üzerine espirili şarkılar üretmek için alan açmış. Rusya’yı 2010 yılında Eurovision şarkı yarışmasında da temsil eden Nalitch, Youtube’da viral olan “Gitar” şarkısı ile büyük hayran kitlesine ulaşmış. Balkan müziği ya da pop rock türündeki müziğini ilk defa canlı dinledim ve orkestrasını çok beğendim. Nalitch aslında rock orkestrası formunda performanslar gerçekleştiriyor olsa bile bu festivale özel üflemeli enstrümanların da eklemlenmesiyle, caz doğaçlamalarla biraz daha festivalin ismine yakışan havada bir performans gerçekleştirdi.

Festivalin son akşamında ünlü aktör Viktor Dobronravov’un anlatıcılığında, Igor Butman ve Moskova Caz Orkestrası’nın performansıyla “Peter ve Kurt”u dinledim. Performansta, Sergei Prokofiev‘in müzikal peri masalı “Peter ve Kurt”un Kristina Krit‘in orijinal caz düzenlemeleriyle güncellenmiş bir versiyonu yer aldı. Bu sevilen masalın yeni yorumu, Sergei Prokofiev’in müziğinin sınırsız kapsayıcılığını ve çocukluktan tanıdık karakterlerin bir caz orkestrasının enstrümanları tarafından nasıl kusursuz bir şekilde seslendirilebileceğini takdir etmemizi sağladı. Ben bu projeyi daha evvel Sergey Stepanchenko’nun anlatıcılığında Jazz Sessions Festivali kapsamında ilk gösteriminde izlemiş ve çok etkilenmiştim. Peter ve Kurt, aranjör Krit’in muazzam müzikal düzenlemeleri ve Prokofiev’in sınırsız dile uyarlanabilir evrensel hikayesi ile, başarısı dünyada defalarca farklı yerlerde kanıtlanmış sağlam bir proje. Konseri izlerken bu eseri Butman ile tanışmama vesile olan çok değerli Akra Caz Festivali sahnesinde usta aktörlerimizden Selçuk Yöntem’in davudi sesinden dinlediğimi hayal ettim. Umarım bir gün bu projeyi bizim topraklarımızda da canlı izleme şansımız olur.


Moskova Caz Orkestrası Butman Igor Mikhailovich, Zatolochny Nikolay Igorevich, Zizak Eduard Vitalievich, Akkuratov Oleg Borisovich, Chekurov Anton Alekseevich, Morozov Ilya Alexandrovich, Nikitin Daniil Alexandrovich, Shevnin Nikolay Pavlovich, Borodin Oleg Nikolaevich, Gimazetdinov Sergey Ravilyevich, Sereda Andrey Sergeevich, Panosyan Grigor Urartovich, Zyl Andrey Vladimirovich, Andrei Severov Vladislav Vitalievich, Boytsov Konstantin Alexandrovich, Karpenko Alexey Olegovich, Ovchinnikov Pavel Leonidovich, Basov Konstantin Nikolaevich isimli müzisyenlerden oluşuyor.
Sakhalin Caz Festivali sayesinde, Rus caz camiası ile kurmuş olduğum bağları daha da güçlendirme ve daha kapsamlı bir içerik hazırlayabilme fırsatı buldum. Kapalı bir toplum kabul edilen Rusya’nın içine girdikçe kültür elementleri ve sosyal yaşamıyla saygılı ve dost canlısı olduklarına bir kere daha şahitlik ettim. Ekipten dostlarım Elena Moiseenko, Elizaveta Lyakhova, Roman Khristyuk, Anton Sergeev, Ilvisha Lakhina’ ya yardımları için çok teşekkürler. Yakında yeniden görüşmek üzere.
Igor Butman hakkında daha çok yazı BURADA
Igor Butman’ın websitesi BURADA


