Ediz Hafızoğlu ile Söyleşi

Çok yönlü müzisyen, sevgili Ediz Hafızoğlu, merhaba. Ruhunu bir insan olarak hep sevdim. Seninle soru-cevap gitmek, esasen zor benim için. Çalışmalarını ve faaliyet alanını yakından takip ettiğim için, soru-cevaptan ziyade akışkan, sürükleyici, likit bir diyaloğunun olması, daha samimi sorular sorma isteği uyandırıyor bende. Öncelikle bu görüşmeyi kabul ettiğin için çok teşekkür ediyorum.

Silistre, Bulgaristan doğumlusun. Genetik kodların ile sanatın pek çok alanına yatkınlığın ortaya çıkıyor. Varlığını bir ödül olarak gördüğün rahmetli deden ve seni tetikleyen ilgi alanların var. Önce Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne özel yetenek sınavı ile kabul edilmen ve üç yılın sonunda, müzik okumak için üniversite ve bölüm değiştirmen, yeteneklerinin varlığının bir göstergesi. Besteci, söz yazarı, enstrümanist ve müzisyen kimliğinin dışında Ediz Hafızoğlu’nun girişimci yönlerinden de bahsedelim istiyorum.

*

Müzik okumaya ve müzik ile yola devam etmeye ne zaman karar verdin?

Müzik hayatımda hep vardı ama malum ülke şartları; o zamanki aklımla hem Endüstri Ürünleri Tasarımında okuyup hem de müzik yapmaya devam edip ikisinde de uzmanlaşacağımı düşünmüştüm. Öyle olmadı tabi. Daha fazla çalmaya başladığım anda kendimi yetersiz hissetmeye başladım ve o zaman müzik bölümü okuyup hayatımı tamamen bu tarafta devam etmeye karar verdim. 2002 yılıydı sanırım.

Müzisyenliğinin ilk yıllarında Drum & Bass Magazine ve Gitar dergilerini çıkardığını biliyoruz. Bu dergileri çıkarma hikayesi nasıl doğdu ve gelişti?

Aslında ilk yıllarında değil, en yoğun çaldığım dönemlere denk geldi dergiler. Sebebi de bizim bu tür bir kaynağımızın olmaması. Büyük şehirlerden çıktığınız anda İngilizce okuma yazma oranı çok düşüyor, meraklı müzisyen adayları ya da hali hazırda çalanlar YouTube üzerinden bile neyi nasıl aratacaklarını bilmez durumdaydılar. Baktım kimse bu konuda hareket etmiyor, el birliği ile biz yapmaya karar verdik ve 3 yıl sürecek çok yönlü ve faydalı işler yaptık.

Kurucusu olduğun bir plak şirketin var: Lin Records. Kayıt stüdyosu açma fikri nasıl doğdu?

Dergilerden önce doğan bir fikirdi. Bizim kayıtlarımızı dinleyen şirketler genelde bizim istediğimiz şekilde bu kayıtları basmak istemediler. Ya içine vokal koyun ya da Türk müziği ile sentezli bir şeyler kaydedin diye sürekli bir ısrar içerisindeydiler. Kendi dilediğimiz gibi bu albümleri yayınlayamayacaksak ya hiç yayınlamayacaktık ya da kendi şirketimizi kuracaktık. Bizim jenerasyon bu konuda en verimli jenerasyon oldu sanırım, orjinal çokça müzik yazıldı ve kaydedildi. Biz de 80 küsur albüm yayınlamış olan bir şirket olduk ve yayınlamaya da devam ediyoruz.

Lin Records’un disipline olduğu bir alan var mı? Genellikle caz temalı albümler mi kaydediyorsunuz?

Caz ağırlıklı albümler yayınlıyoruz ama benim bir prodüktör olarak beğendiğim bir şey, tarzından bağımsız olarak da Lin Records’dan yayınlanıyor. Doğaçlamaların olması, müzisyenlerin yeni sesler arıyor olmaları çok önemli.

Hangi müzisyenlere ve gruplara kayıtlar yapıldı Lin Records bünyesinde?

Lin Records’un instagram sayfasında kataloğun bir kısmı var; Spotify’da da Lin Records diye bir playlist yaptık, yayınladığımız albümlerden bir seçki orada birikiyor, merak edenler oralara gidip bakabilirler.

Hali hazırda Lin Records’un dahil olduğu projeler nelerdir?

Bugüne kadar çoğu albüm kayıtları, bitmiş ve hazır halde bize geldi. Bundan sonra bu hikaye değişiyor. Bunlar da devam edecek elbette ama asıl olay Kaş’ta evimi stüdyo olarak inşa edip artık ne kaydedeceksek orada kaydediyor olmamız. Kendi albümlerimizi zaten orada kaydedeceğiz ama asıl olay bence prodüksiyon olarak yayınlamaya karar verdiğimiz albümleri bu stüdyoda başlayıp bitirmek olacak. Lin Records’u kurma amacım Türkiye’ye dair ortak bir sound arayıp yaratmaktı, fikirden uzaklaşmadan yıllar geçse de sonunda bu çalışmaları yapmaya nihayet başlayabileceğiz.

Senin de kişisel albüm projelerinden bahsedelim istiyorum. Nazdrave şahane bir seri albüm projesi oldu. Nazdrave’nin çıkış öyküsünü anlatabilir misin rica etsem? Devamı gelecek mi?

Nazdrave devam edecek tabii ki; seneye 10’uncu yılımızı kutluyor olacağız. Umarım birkaç on yıl daha hep beraber müzik yapmaya devam ederiz.

Grubun kuruluş hikayesi şöyle: Bir dönem o kadar çok grupla aynı anda çalıyordum ki, mesela Kolektif İstanbul, Kara Orkestra, Jülide Özçelik, Ceylan Ertem, Elif Çağlar, Yansımalar, Yasemin Mori, Alp Ersönmez Cereyanlı gibi… Bu gruplarda beraber çalıp söylediğimiz insanlara müzikler yazmaya başladım ve bu proje ortaya çıktı.

Film ve belgesel müzikleri de besteliyorsun. Dahil olduğun soundtrack’ler nelerdir?

İki binli yılların sonlarına doğru Cem Fakir’in belgesellerine müzikler yazmaya başladım. Sonra arkası geldi. Hâlâ yılda en az iki belgesele müzik yazıp arada televizyon programlarına da bir şeyler yapıyorum. Bunlardan şu anda aklıma gelenler Şimal Yıldızı|Son Kore Gazileri, Esaret Günlüğü, Hungry Eyes, Bigalı Mehmet Çavuş, 10 Kasım 1938|Atatürk’ün Son Yolculuğu gibi. Ödüller de aldık bu belgesellerle…

Müziğini hangi duygular daha fazla etkiliyor? Hangi nüanslar ve öğeler müziğinin içine giriyor ya da çıkıyor?

Görsel şeyler beni daha çok etkiliyor sanırım. Son dönemde bunlara okurken kurduğum dünyalar da eklendi. Birkaç yıldır da ormanda ya da deniz kıyısında saatlerce yürürken oradaki kokular da kafamda bir şeyleri tetiklemeye başladı. Ya da bunlar zaten vardı ve ben yeni farkına varmaya başladım ya da onların beni etkilemesine izin verdim. Bilemiyorum, karışık işler.

Kendine Kaş’ta bir yaşam alanı oluşturdun. Bir üzüm bağı ektin, arazide hangi üzüm cinsleri var? Dünyada bazı müzisyenlerin bağcılık öyküleri ve örnekleri var. Dave Mustaine, TOOL grubundan Maynard James Keanen ve pek çokları. Onların hedeflerinde gerçekten markalaşmak ve kendi üretimlerini yapmak var. Senin de amaçların içerisinde mi bağcılık?

Ben şimdilik üç farklı üzüm cinsi diktim. Şiraz, Cabarnet Sauvignon ve Malbec. Hangileri tutacak bakalım, çünkü aradan yeşerenler oldu, olduğu gibi kalanlar oldu, bunu ancak bu ilkbaharda göreceğiz. Bulgaristan’dan da bağlar getireceğim~ babamda çok iyi bağlar var, deneyeceğiz bakalım Kaş’ta nasıl olacaklar. En son isteyeceğim şey bir marka yaratmak olacak sanırım. Bana, ailemize, arkadaşlarımıza yetecek miktarda ve şarap ya da rakı yapmam için yeterli olacak kadar kalsın istiyorum. Daha fazlası zaten çok olan işime yük bindirecek, ben tam tersi işleri azaltıp evimde bu bağ bahçe ile kendi kendime kalmak istiyorum…

Son olarak müzikseverlere duyurmak istediğin, sana dair yeni haberler var mı?

Yeni projemiz Kaskadyori geliyor çok yakında, ondan sonra da yeni Nazdrave albümüne girişeceğim. Bakalım neler olacak. Uzun vadeli plan yapamıyorum, malum ülkede her saniye bir şeyler değişiyor, her şey tepe taklak olabiliyor.

Bizi kırmayıp, değerli vaktini ayırdığın için Dark Blue Notes ekibi olarak çok teşekkür ediyoruz. En yakın konser programında görüşmek dileğiyle….

*

Not: Kapak fotoğrafı için Atıf Ülkü’ye teşekkür ederiz.

Mine Gürevin

Yeme içme kültürüne düşkün bir matematikçi. Fermantasyon etkisinde müzik yazıları üretmeyi seviyor.

Mine Gürevin 'in 63 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Mine Gürevin ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir