Dolce Caz Vokal Grubu

Kendinizi tanıtır mısınız? Cazla ilintinizi belirtebilir misiniz?

Merve Erdal: ODTÜ Makina Mühendisliği mezunuyum. Ciddi anlamda caz dinlemeye lise yıllarımın sonunda, caz söylemeye üniversite yıllarımda başladım. Cazı öğrenmem ve icra etmem konusunda, yıllar içinde çeşitli zamanlarda birlikte çaldığım Tuna Ötenel ve Janusz Szprot’un bana sonsuz destekleri oldu. Yurtdışında bulunduğum yıllarda caz korolarında edindigim deneyim ve küçüklüğümden beri yer aldığım klasik müzik korolarının getirdiği çok seslilik sevdası, bugünkü Dolce’nin ve ondan öncesindeki vokal grubum Encore’un temellerini oluşturdu. Cazla olan ilişkimi vokalist ve aranjör olarak sürdürüyorum.

Damla Güneş: ODTÜ İktisat mezunuyum, Dolce Caz Vokal Grubu’nun kurucu üyelerindenim. Cazla ilintim dinleyici olarak müzikallerle, vokal olarak ise Dolce ile başladı. Daha sonra Janusz Szprot mentörlüğünde solo caz konserlerim de oldu. Ama sahnede yarattığımız çok seslilik ve enerjiye olan sevgim nedeniyle caz vokale solo yerine Dolce ile devam etmeyi tercih ediyorum 🙂 

Nihan Yılmazer: ODTÜ Kimya mezunuyum. Küçüklüğümden beri müzik ve dans ile iç içeydim. Caz ile ilintim ise sadece bir dinleyici olmaktan ibaretken geçen sene Dolce Caz Vokal Grubu’na katılmam ile icracı konumuna geçmiş ve sahnede caz söylemenin ayrıcalığını yaşamış bulunuyorum.

Dinlediğiniz ya da sizde iz bırakan ilk caz albümünü hatırlıyor musunuz?

Merve: İlk kez aktif bir kulakla dinlediğim, neredeyse tüm sololarını ezberlediğim albüm, Stan Getz ve Joao Gilberto’nun Antonio Carlos Jobim’le birlikte Jobim’in bestelerini çaldıkları 1964 yapımı “Getz/Gilberto” albümü. Lisedeydim, enstrümantal cazla bu albüm sayesinde tanıştım. Aynı yıllarda dinlediğim Manhattan Transfer’in 1985 yapımı “Vocalese” albümü de cazda çok seslilikle neler yapılabileceğini ilk sezdiğim albümdü.

Damla: Bende iz bırakan albüm Cole Porter’ın “Anything Goes” albümü olmuştu. Çok keyifle, sayısız kez dinlemişimdir. Bu albümün şarkılarının yer aldığı müzikal, sonrasında benim müzikal tiyatroya yönelmeme ve birçok farklı müzikalde de sahneye çıkmama vesile oldu.

Nihan: Küçükken teyzemin radyoda dinlediği gitar programında Bossa Nova’yı hayranlıkla dinlediğimi hatırlıyorum. Dinledikçe beni hala o günlere götürmesi nedeniyle Getz/Gilberto diyebilirim.

Cazın yaşamınızdaki anlamı nedir?

Merve: Caz, benim için disiplin, emek ve zaman, çalarak pişme (“paying your dues”), birbirini dinleyerek konuşma (müzisyenler arası etkileşim) ve kolektif mutluluk demek. Sevdiğim ve saydığım nice müzisyen dostumla özdeşleştirdiğim, yaşamımın çok büyük bir kısmını oluşturan olgu.

Damla: Caz benim için bize toplum tarafından biçilmek istenen rollerin dışına çıkma özgürlüğünü temsil ediyor. İyi öğrenci olmak, en iyi okullarda okumak, sonrasında vakit kaybetmeden kurumsal bir işe girmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak… her birinin de kendi içinde nasıl yapılması gerektiğinin ayrıntılarıyla tanımlandığı bir sistemde ben caz ve Dolce sayesinde “özgür kalmayı” başardım. Caz müziğe ve Dolce’ye zaman ve emek vermenin hayatımın diğer her alanına da olumlu yansımalarına bizzat şahit oldum. Müzikten güç aldım.  

Nihan: Hayatı arkada hiç susmayan bir soundtrack varmış gibi yaşayan bir insan olarak hayatımın her anına, her duygusuna hitap edecek bir caz şarkısı bulabilmem cazı hayatımın vazgeçilmez bir parçası yapıyor.

Sizce caz diğer müzik türlerinden hangi yönleriyle farklıdır? Farklı mıdır?

Merve: Benim için cazı diğer müziklerden ayıran en büyük fark, ritmik yapısındaki çeşitlilik ve bunun armonik geçişlere yansıması. Bunun yanı sıra doğaçlamanın cazın temel taşlarından birisi olması, müzisyenlerin anlık karşılıklı etkileşimleri ve cazın icracıya tanıdığı özgürlük, aynı şarkının her seferinde farklı bir eser şeklinde çalınabilmesini sağlıyor, müziğe büyük bir zenginlik ve derinlik katıyor.

Damla: Caz bence diğer müzik türlerine göre en çok keşfe izin veren müzik türü. Bir caz şarkısını her dinlediğinizde, her performansta farklı bir şey keşfedebilirsiniz, ama bunu diğer türlerde cazdaki kadar çok yönlü yaşayamayabilirsiniz.

Nihan: İcra eden kişiye çok geniş bir alan sunması ve doğru/yanlış, popüler/demode, geleneksel/yenilikçi gibi kavramlara çok takılmadan da yapılabilmesi nedeniyle bence diğer müzik türlerinden farklıdır.

Sizce caz diğer müzik türlerinden üstün müdür? Neden?

Merve: Bana göre caz, klasik Batı müziği dışında diğer müzik türlerinden, bir önceki soruya verdiğim (teknik) yanıtlar nedeniyle üstündür. Diğer yandan dinleyici olarak hep “en üstün” müziği dinlemek zorunda değiliz; örneğin Beatles, Led Zeppelin ya da Missy Elliott’in içinde barındırdığı güzellikler de bana hitap ediyor.

Damla: Bence üstün değildir. Klasik müziğin diğer türlere göre “üstün” olacağı taraf farklıdır, rock müziğin farklı, cazın farklı. Dolayısıyla bence bu tarz genel bir kıyas, elma ile armutu karşılaştırmak oluyor.

Nihan: Üstündür demek doğru olur mu bilemem ama caz müziğinin gelişimi sırasında tarihsel olarak yaşananların onun değerine değer kattığı bir gerçek.

Artık faal olmayan ya da ölmüş hangi müzisyeni ya da grubu canlı dinlemek isterdiniz?

Merve: Çok müzisyen var ama listenin en başında Charlie Parker, Sarah Vaughan ve Duke Ellington Orkestrası (1940’lardaki line-up’ıyla) var.

Damla: Nina Simone’u canlı dinlemeyi çok isterdim. Performanslarında seyirciye duygularını çok yoğun geçiren bir sanatçı olduğunu düşünüyorum.

Nihan: Ella Fitzgerald.

Faal olan hangi müzisyeni ya da grubu canlı dinlemek istersiniz?

Merve: Şu sıralar Cecile McLorin Salvant, Catherine Russell ve Emmet Cohen Trio.

Damla: Esperanza Spalding.

Nihan: Hermeto Pascoal.

Cazı bir enstrumanla özdeşleştirecek olsanız, bu, hangisi olurdu? Neden?

Merve:  Saksafon (alto ve tenör); en beğendiğim caz müzisyenlerinin arasında bolca saksafon sanatçısı olması yüzünden olabilir.

Damla:  Sanırım piyano. Cazın hayatımdaki yerinde ve cazı sevmemde Janusz Szprot’un büyük etkisi olduğu için olsa gerek.

Nihan: Gözlerimi kapatıp cazı düşününce aklıma nedense kontrbas geliyor.

Yapılması kolay değil, biliyoruz; ama tarifinin yapılması gerekirse, caz nedir?

Merve: Tarif edilmesi zor bir müzik türüdür (bkz. önceki yanıtlarım).

Damla: Hepimizin içinde var olan, bazen fark edemediğimiz ya da unuttuğumuz, normların dışına çıkabilme özgürlüğüdür.

Nihan: Caz her rengi, her notayı, her insanı kolları açık bir şekilde karşılayan bir müzik türüdür.

Sınırsız bütçeniz olsa cazla ilintili ne yapmak isterdiniz?

Merve: Türkiye’de caz müziğine olan ilginin, caz eğitimi ve icracılığının lise ve üniversite düzeyinde yaygınlaşması için destek verecek bir vakıf kurmak isterdim. Liselerde caz orkestraları oluşturmak üzere enstrüman, eğitimci, çalışma alanı, konser desteği sağlayacak fonlar yaratmaktan, üniversitelerde caz bölümleri açılabilmesi için gerekli altyapının oluşturulmasına, yurtiçi ve yurtdışından yetkin ve eğitimcilik yönü güçlü caz müzisyenlerinin bu kurumlarda kalıcı veya dönemsel eğitim verebilmelerine destek sağlayacak (Fulbright tarzı) fonların yaratılmasına kadar çok yönlü faaliyetlerde bulunacak bir vakıf olurdu bu. İşin ikinci kısmı olan yetişen müzisyenlere yaşamlarını, deyim yerindeyse, onurları yara almadan, kendileriyle barışık bir şekilde sürdürebilecek imkanlar yaratılması için de fikirlerim var ama başka bir zamana diyelim. 

Damla: Türkiye’deki üniversitelerin caz bölümlerini geliştirmenin, büyütme ve güçlendirmenin yollarını arardım. 

Nihan: Tıpkı gezgin tiyatrolar gibi Türkiye’nin hatta dünyanın en ücra köylerine gidip hem sahnede caz müziğini çalarak insanlara tanıtmak hem de oralarda yaşayan özellikle çocukların enstrümanlara dokunarak, deneyerek bu müzik türü ile tanışmalarını sağlamak ve gidilen yerlerdeki geleneksel tınıların da caz müziğine kazandırılmasına aracı olmak.

Dark Blue Notes

Editor

Dark Blue Notes 'in 55 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Dark Blue Notes ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir