Uzayda süzüleli o kadar uzun zaman oldu ki geride bıraktıklarımı bile zar zor hatırlıyorum. Görevim başlayalı on ışık yılı oldu. De Burgh isimli bir gezegenden geliyorum dünyanıza. Bu arada, burada bana Sir Chris De Burgh diye seslenirler. Romantik müziğin efendisi. Uzay gemimi o kadar güzel şarkılar ile doldurdum ki tüm hayatınız değişecek.
Benim yaşadığım gezegen Sirius yıldızına komşu. Romantik insanların yaşadığı, barışın hüküm sürdüğü bir yer. Geceleri gökyüzündeki yıldızlar o kadar yakın olur ki biz onlara notalar deriz. Bazı geceler başımızın üstüne yağmur taneleri gibi notalar yağar, hüzünleniriz. Yalnız gökyüzümüzün altında, dik yamaçlar, lacivert suların üstündeyse bembeyaz martılar uçuşur ve gökyüzü her daim mavidir. Nereye giderseniz gidin kulağınızda ince ve tatlı müzik eksik olmaz.
Gökyüzünün kızıla çaldığı harika bir akşamda dünyanıza ulaştım. Uzay gemim bir kasabanın üzerinde asılı kaldı bir yıldız gibi. Gümüş ışıklı uzay gemim kasabayı aydınlatmaya başladı. Işıkları takip edip yere indim. Bir taş evin önüne geldim. Pencereden içeri baktım. Bir bebek ağlıyordu. Annesi pencereden dışarı baktı beni gördü, korktu. Diğer insanlar da pencerelerden gizlice bana bakmaya başladı. Sonra bazıları dışarı çıkmaya başladı. Diğerleri de onlara katıldı. Beni korku dolu gözleri ile izliyorlardı.
“Korkmayın! Buraya çok uzak bir gezegenden geliyorum ve bütün insanoğlunun duyması için bir mesaj getirdim” dedim.
Gemimdeki en güzel şarkımı çalmaya başladığımda tatlı müzik tüm havayı doldurdu ve bebek ağlamayı kesti. İlk defa müziği duyan kasabalılar hayretle birbirlerine bakakaldılar. Gözleri yerinden çıkacak gibiydi. Korkuları meraka döndü. Etrafa, uzay aracıma, havaya ve arkamızdaki ormana bakıyorlardı. Müziğin ritmine kapıldılar.
La-la-la-la,la-la-la-la.
“Bu nasıl tatlı ve yumuşak bir şey. Kalbimin içinde kelebekler uçuşuyor” dedi birisi.
Sonra ellerindeki mumları yaktılar. Hep beraber yürümeye başladılar. Hiç konuşmadan peşlerine takıldım. Dar, siyah çatılı evleri geçtikten sonra küçük taşlarla kaplı kasaba meydanına geldik.
Çan kulesinin hemen altında onu gördüm kırmızı elbiseli kadını. Saçları o kadar ahenkli dans ediyordu ki! Bana dönüp güldüğünde nefesim kesildi. Kalbime, yabancı olduğum bir duygu yerleşti. Etrafımızda yanan yüzlerce mumdan daha sıcaktı vücudum. İlk defa müziği duyan kasabalılar gibi. Siz buna dünyanızda aşk diyormuşsunuz. Uğruna nice savaşlar verilen aşk. Mum gibi erirmiş aşık olanlar dünyanızda, şaşırdım. Bu gece ben size müziğimi getirdim siz de bana aşkınızı. Asla unutulmayacak bir aşk, beraber eriyeceğimiz.
Şarkıya Lady In Red adını koydum. Yanına gittim kırmızılı kadının. Elimi uzattım. Belinden kavradım dans etmeye başladık. Meydanda önce herkes bizi izledi sonra en çok aşık olanlar kadınlarını dansa davet etti. Çember içinde çember olmuştuk. Şarhoş gibiydik. Birbirimizin içine sızmıştık. Kilitlenmiş, romantizmin kollarına bırakmıştık kendimizi. O gece kadeh kadeh içtik aşkı.
Neredeyse sabah olacaktı. Uzay gemime dönmem gerekiyordu. İnsanlar uyandıklarında beni hatırlamayacaklardı. Ama müziğimi her dinlediklerinde ve bulutsuz bir gecede gökyüzüne baktıklarında içlerinde garip bir duygu oluşacak; açıklayamadıkları bir his… Tüyleri diken diken olacak. İşte o kısa anda, birbirlerine ihtiyaçları olduğunu hatırlayacaklar. Bu şarkı çaldığında sevdiklerine sarılıp dans edecekler aşk ile.
Beni soracak olursanız!
O gece sen dönüp gülümsediğinde beni kör ettin. Kalabalıkta artık sadece sen ve ben vardık. Yanak yanağa. Bir de uçuşan saçların ve iki bin yıl ötesinde bile hala burnumda tüten kokun.
Ben aşk şarkılarının prensi Sir Chris De Burgh! Size çok uzak evrenlerden sesleniyorum. Yumuşak, tatlı, içinize işleyecek şarkılarımı dinleyin ve aşık olun.
Lady In Red! I Love You…
Oktay Gökkaya’nın diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin
Chris de Burgh resmi sitesi


