Vokalist ve eğitmen Sibel Köse ile ülkemize ilk kez gelecek olan Polonyalı değerli caz vokalisti ve eğitmeni Janusz Szrom, 18 Kasım 2025 Salı akşamı, Beyoğlu’ndaki en eski yapılardan Güney Palas’ın içinde yer alan Mr. Cas Hotels’in tarihi atmosferinde sahne alacak. Vokal cazın bu iki önemli yıldızına, her ikisi de Polonyalı olan, eşsiz piyanist Bogdan Hołownia ve Türkiye’ye derin bir sevgi duyan bas virtüözü Wojciech Pulcyn eşlik edecek. Aynı kadro bir gün sonra, davula Polonyalı Monika Bulanda’yı alarak, 19 Kasım’da, Uluslararası Ankara Caz Festivali kapsamında, bu kez başkent dinleyicisiyle buluşacak. Bu iki özel gecenin ruhunu, Janusz Szprot adının önemini ve Sibel Köse’nin bu eşsiz buluşmadaki yerini konuştuk.

Arzu Taşdemir: 19 Kasım’da Ankara Caz Festivali’nde, Polonya’nın önde gelen caz müzisyenleri Janusz Szrom, Bogdan Hołownia ve Wojciech Pulcyn ile aynı sahneyi paylaşacaksınız. Bu konserler, Türk-Polonya caz bağına büyük katkı sunan Janusz Szprot’un anısına düzenleniyor. Dinleyiciyi nasıl bir duygu dünyası ve ses yolculuğu bekliyor? Bu üç değerli müzisyenle, Sprot’un bıraktığı iz ve miras ışığında, hem İstanbul’da hem Ankara’da aynı sahneyi paylaşmak sizde nasıl bir atmosfer ve enerji yaratıyor?
Sibel Köse: Son iki yıldır Ankara Caz Festivali’nde değerli hocamız Janusz Szprot anısına konserler düzenlenmekte. Janusz Szprot ömrünün önemli bir kısmını ülkemizde eğitmen olarak geçirdi ve bu süre zarfında Türkiye ve Polonya arasında köprüler kurarak iki ülkenin müzisyenlerini bir araya getiren organizasyonlara önayak oldu. Oldukça genç yaşlarımdan itibaren bu sürecin bir parçası olduğum için çok mutluyum.
Bu yıl da bu konser için değerli meslektaşım, hem vokalist hem de eğitmen olarak uzun yıllar birlikte çalıştığım Janusz Szrom’u ilk kez Türkiye’ye davet etmekten mutluluk duyuyorum. Piyanist, eğitmen, teorisyen ve özellikle Polonyalı bestecilerin eserlerini derlediği şarkı kitaplarıyla büyük bir kültür adamı olan Bogdan Hołownia ve benim Polonya’yı sevdiğim kadar Türkiye’yi seven Wojciech Pulcyn bu konserler için bir kez daha gelecekler. Uzun zamandır ülkemizde yaşayan sevgili Monika Bulanda ise hem davuluyla hem de sesiyle Ankara festivalindeki konsere renk katacak.

İzleyiciler bazı caz standartlarını Lehçe ve İngilizce sözlerle dinleyecekler, Polonyalı bestecilerin eserlerinden seçkiler kimi zaman orijinal dilinde kimi zaman Fransızca seslendirilecek. Solo ve düet vokal performanslarının yer aldığı gecede Janusz Szprot’un bestelerine de yer verilecek.
Arzu Taşdemir: Ankara sizin köklerinizin şehri. Burada her sahne aldığınızda, geçmiş ve hafıza ile yeniden temas etmek size nasıl hissettiriyor?
Sibel Köse: Ankara ile bağım hiç kopmadı zaten. Fırsat buldukça hem ailemi ve dostlarımı ziyarete gidiyor, hem de davet edildiğim kulüp ve salon konserlerinde seyircilerle buluşuyorum. Zaman zaman yer aldığım atölye ve ustalık sınıflarında ise genç kuşak müzisyen arkadaşlarla tanışıyorum. Birlikte müzik yapmaktan çok keyif aldığım eski ve yeni dostlarım var. Bu nedenle de geçmişte kalmış bir şey yok benim için, hayatımın bir bölümünü paralel olarak orada yaşıyorum.
Arzu Taşdemir: Bu projede, Polonya’nın önemli vokalistlerinden Janusz Szrom ile Türkiye’de ilk kez sahneyi paylaşacaksınız. Onunla buluşmak, birlikte ses vermek sizde nasıl bir hisse karşılık geliyor? Sahnedeki uyuma kadar bu süreci nasıl tanımlarsınız?
Sibel Köse: Janusz Szrom’la arka arkaya 13 yıl Pulawy caz kampında son 4 yıldır da Chodziez’de gerçekleşen Cho-Jazz caz kampı ve festivalinde birlikteyiz. Bu oldukça uzun bir dönem. Final konserlerinde, jam-session’larda çok kez birlikte şarkı söyledik, birlikte eğitim programı yürüttük. Birbirimizin hayatına genç yaşlardan itibaren şahit olduk. Aynı zamanda çok değerli bir dostum olan bu özel yorumcuyu ilk kez ağırlayacak olmaktan heyecan ve mutluluk duyuyorum.
Arzu Taşdemir: Piyanoda Bogdan Hołownia, kontrbasta Wojciech Pulcyn… Bu iki sanatçıyla aynı sahnede olmak size neler hissettiriyor? Aranızdaki sezgisel müzikal bağ nasıl oluştu ve nasıl büyüdü?
Sibel Köse: Bogdan Hołownia ve Wojciech Pulcyn’le hem Türkiye’de hem de Polonya’da konserler verdik. Bogdan solistler için eşi bulunmaz bir piyanist. Armonik yaklaşımı ile hem şarkıların güzelliğini ortaya çıkarmak, hem de birlikte çalıştığı solistlere yaratıcı ve nefes aldıran alanlar açmaktaki ustalığını sergiliyor. Gelenekten gelen değerleri kaybetmeden kendini yenileyebilmeyi bilen, azla çok şey anlatan ve lirizmi daima ön plana alan bu harika müzisyenle söylemek daima çok büyülü ve derin geliyor. Wojciech hem enstrümanı hem de kişiliğiyle birlikte yer aldığımız grupların omurgası oldu. Birbirimizi iyi tanıyoruz ve hem sahnede hem hayatta paylaştığımız anlardan çok keyif alıyoruz.
Arzu Taşdemir: 18 Kasım’da tarihi Güney Palas’ın büyülü atmosferinde Mr. Cas’ta sahne alacaksınız; ertesi gün Ankara konseri. Bu iki gecenin birbirine bağlanan duygusu nedir? İstanbul’daki Jazz Letters konseri sizin için nasıl bir anlam taşıyor?
Sibel Köse: Polonya Büyükelçiliği tarafından 3. kez desteklenen ve Janusz Szprot’a atfedilen Ankara Caz Festivali konserinde, caz dinleyicilerinin yanısıra Janusz’un eşi, öğrencileri, onu seven dostlar da bizimle beraber olacak. Bu değerli dostlar Türkiye’ye konser için gelmişken bir durağının da İstanbul olmasını çok arzu ettim. Öncelikle bana bu hayalimde destek olan Arzu Taşdemir ve Jazz Letters’a, her sene olduğu gibi bu sene de bizi destekleyen Kaan Ergün ve Coral Turizm’e çok teşekkür ederim. İstanbul’da bize kulak verecek izleyicilere ev sahipliği yapacak olan ve hem konumu hem de sıcaklığı ve ruhuyla bu daracık zaman diliminde misafirlerimize şehrin ruhunu tattıracak olan Mr Cas’a da ayrıca teşekkür ederim.

Arzu Taşdemir: Yeni albüm çalışmanızla ilgili merak edilenler var. Bu yeni albüm süreciniz hangi temalar, sesler ve duygular üzerine kurulu? Yakında dinleyicileri nasıl bir dünya bekliyor?
Sibel Köse: Uzun zamandır beraber konserler verdiğimiz, kulüplerde ve festivallerde yer aldığımız grubum benim için çok kıymetli. Tenor saksofonda Engin Recepoğulları, piyanoda Kürşad Deniz, basta Kağan Yıldız ve davulda Berke Özgümüş’ten oluşan Quintet’in hepimiz için özel bir yeri var. Kelimelerle zor ifade edebileceğim çok değerli bir ortaklığımız var. Uzun zamandır ürettiklerimizi kayda almayı arzu ediyorduk. Hayyam Stüdyoları tarafından projelendirilen 10 Usta 10 Albüm serisi bu hayalimizi gerçekleştirmek adına itici güç oldu. İki usta müzisyen İmer Demirer ve Bulut Gülen’in de katılımıyla bu paylaşımı kısa zamanda olabilecek en güzel şekilde dinleyiciler için hazırlamaya çalıştık, emeği geçen herkese gönülden teşekkür ederim. Bu kadar güzel insanın el verdiği bu albümün adını ruhuna da uygun olması, hem de nerede olursa olsun dinleyecek herkese hitap etmesi için In Good Company koyduk. Dinleyecek olanların da bu güzel ruhu paylaşmasını dilerim.
Dark Blue Notes’da Röportajlar
Sibel Köse Instagram
Ankara Caz Festivali konseri bilet satışı



