Müziğin pek çok insanın hayatına nasıl böylesine dolaysız dokunduğunu ve ruhlarda meydana getirdiği heyecanını asla kaybetmediğini hep düşünmüşümdür. Sanırım bunun en belirgin sebeplerinden biri bazılarımızı besleyen keşfetme tutkusu. Beyoğlu Caz Festivali ikinci yılında, duyulmamışı keşfetme tutkusunu merkezine almayı tercih ediyor. Son dönemde canlı müzik çoğunlukla birbirinin aynı isimleri evirip çevirip karşımıza getiren, konfor alanından çıkmaya cesareti olmayan bir avuç kültür-sanat bezirganının tekeline hapsolmuş durumda. Dinleyiciye tertemiz keşiflerle nefes aldıran Beyoğlu Caz Festivali, bu yıl geçtiğimiz yıla oranla daha anlaşılır adımlar atmanın çabasında. Programda Beyoğlu var, caz var ve festival var. Hangisini isterseniz onu alın.
Festival vesilesiyle İstanbul’un kalbinde, kubbesini kadim medeniyetlerin inşaa ettiği Beyoğlu’nun özel mekanlarında çeşitli ülkelerden müzisyenler Türkiye’de ilk kez sahne alacak. Parlayan yıldız olması muhtemel isimleri ilk defa izleme şansımız olacak. Programa bakınca keşif bağlamında benim için muhteşem hazinelerden biri olan Adèle Viret’i ve ilk albümü Close to The Water’ı mercek altına almak istedim.

Montreuil Konservatuvarı’nın ardından the Royal Conservatory of Brussels’dan mezun olan 26 yaşındaki çellist, doğaçlamacı ve besteci Adèle Viret’e 2024 tarihli bu albümde Wajdi Riahi, Pierre Hurty ve Oscar Viret eşlik ediyor. Albüm kulağımıza ulaştığı ilk andan itibaren, atmosferik yapısıyla, Portekizden, İspanya’ya, Balkanlardan, Suriye ve Türkiye’ye oradan Lübnan, Fas ve Cezayire ulaşan geniş bir skalada örülen etkileşim haritasının izlerini duyuyoruz.
Viret’in babası da bir caz müzisyeni. Hal böyle olunca cazın içinde doğmuş. Babası evlerinde caz çalarmış, genç Adele babasının gruplarıyla provalarına şahitlik etmiş ve birçok konserine gitmiş. Bu durum kendisini yaşamın doğası gereği caza yakınlaştırmış. Konservatuvardaki klasik müzik eğitiminin üzerine Festival d’Aix-en-Provence bünyesindeki 15 günlük program çerçevesinde Akdeniz’in dört bir yanından harika sanatçılarla tanıştığı Medinea isimli bir network deneyimi de yaşamış. Bu merhaleler genç müzisyenin sanatının gelişimi açısında çok besleyici olmuş.
Close to The Water’da dinlediklerimiz Viret’in yazdığı ilk müzik olmasına karşın oldukça olgun ve akılda kalıcı türden. Viret bu albümü masada oturup bestelememiş, tam aksine hayata karışmış. Çalmış, güçlü bir şey hissedip, hislerinin derinliklerine doğru takip etmiş. Duygudan doğaçladığı müziklerden başlayarak hassas bir öz varsa, onun etrafında albümün yapısını inşa etmiş. Bazen bölümleri birbirine bağlamak için çizgiler ve yapılar çizmiş, konsepti bu yaklaşımla geliştirmiş. Müziğini kendi besteliyor olsa da kolektif bir süreçle meydana getirmiş. Birlikte çaldığı müzisyenler başarılı ve duygu dolu doğaçlamacılar olduğu için onların seslerinden de ses paletine farklı tınılar eklemiş.
Viret, hem Close to The Water’da hem de major caz festivallerinin domine ettiği dünyada bağımsız müzik festivallerinde, bildiğimiz türden caz olarak isimlendirilemeyecek bir müzik çalmıyor. Caz bağlamına yakın bir müzik yaratıyor. Aslında türleri tanımlamak her geçen gün zorlaşmaya başladı. Örneğin Viret’e göre “Fransa ve Belçika’da caz çok çoğulcudur; insanlar “caz”ın altına çok farklı şeyler koyar ve bu birçok yöne gider.“ Viret, cazı, içerisinde pek çok şeyi barındıran bir kazana benzetiyor. Ona göre caz, paradoksal olarak çok sayıda şeyi içinde barındıran ve bazen çok ortak noktası olsa bile yine de bir aile olmayı sürdüren tek bir kavram.
Grubun bir araya gelişi tamamen organik bir seyir izlemiş. Viret ilk önce kolektif düzenleme konusunda doğru vizyona ve sezgiye sahip olan Pierre Hurty ile tanışmış. Hurty, Viret’in daha az belirgin olan davul fikirlerini hemen anlamış ve tamamlamış. Sonrasında Hurty, Viret’i Wajdi Riahi ile tanıştırmış. Viret, büyük bir duyarlılığı ve güzel bir çalımı olan Riahi ile hızlıca anlaşmış. Yeni oluşan gruptaki özgüvensizlikleri karşılıklı anlayışla aşmışlar. Ardından bir konser sonrası Oscar, grubun eksiği olan üflemeli sesini tamamlamış. Oscar’ın trompeti yumuşak sesiyle telli grubuna dahil olarak müziğe istenilen rengi katmış.
Müzik eleştirmenliğinin ya da müzik yazarlığının dinleyiciyi müziğin oluşumunu, hikayesini ya da ruhunuzda ulaşmayı hedeflediği yeri aktarmak gibi temel bir misyonu da var. Close to the Water, Viret’in babası ile birlikte çalışmış keman sanatçısı Mathias Levy’nin müziğinden doğrudan değil ama dolaylı olarak etkilenerek meydana gelmiş. Viret, bu etkilenimi şu sözlerle aktarıyor: “Sanırım bilinçaltımda beni etkiledi, ama aslında aynısını yapmayı planlamamıştım. Daha sonra bir konserde “Ah, bu benim müziğime çok yakın,” diye düşündüm, ki bu mantıklıydı.“
Yine kendi ifadelerine baktığımızda görüyoruz ki Viret, albümünü sezgisi, akışı, hızı ve durgunluğundan ilhamla, suya yakınken tasarlanmış. Doğduğu kaynak albümün ismini daha da anlamlı kılmış. Artık albümü dinlerken sizin ruhunuz da istemsizce suya daha yakın olacak.
Albümü defalarca dinleme şansım oldu ve her dinleyişimde farklı köşelerine saklanmış ufak hikayelere rastladım. Adele Viret’i 14 Kasım 2025 akşamı Beyoğlu Caz Festivali sahnesinde ilk albümü ve taze umutlarıyla canlı dinlemek isterseniz konseri kaçırmayın.
Bu yazının basılı hali Beyoğlu Caz Festivali Fanzin’inde yer alacaktır.
Burak Sülünbaz’ın diğer yazıları
Beyoğlu Caz Festivali: Manifestovari Hasbihal
Dark Blue Notes’da Vitrin


