Siz, evet siz! Çok şanslısınız. Farkında mısınız? Lanet olası günlüğümün en tehlikeli sayfasını okumak üzerisiniz. Hem de en özel sayfasını. Bir aşk şarkısının yazılışına şahit olacaksınız. Aslında tam olarak yazılmadı. Bizzat yaşandı. Aşk, sözcükleri mecbur bıraktı yazmaya.
Siz bunları okurken, ben muhtemelen diğer tarafta olacağım. Duvarın diğer tarafında, beni dinlemeye gelenlere, dünyadayken delirmemek için yazdığım şarkıları söylüyor olacağım.

Sevgili Günlüğüm ;
Tarih 14 Ekim 1977. Ben, David Bowie ve Ziggy Stardust. Berlin & Köfheiner StrezBe 38.
Bugün yine Iggy Pop ile Berlin’nin harika sokaklarında kaybolduk. Özgür olmak çok hoşumuza gitti. Plak dükkanlarına gidip hiç dinlemediğimiz şeyleri dinledik.
Cafe Nems Ufer’de yazar arkadaşlarımızla lafladık. Avangart hikâyeler düşledik. İnsanları şaşırtmayı istiyorduk. Yaratmak bizim için bir süreç değildi. İçimize çektiğimiz taze havaydı. Nefes aldığımız her anı tiyatral bir sahne kurmak ve şarkı sözü yazmakla geçiriyorduk.
Karanlık çökünce Kreuzberg’e, Zodyak Bar’a gidip eğlendik. Çılgın melodileri mırıldanıp dönemin ruhunu içimize çektik. Geceyi bitirmek üzereydik. Kendimizi Berlin’in soluk renkli apartmanlarının arasından dışarı attık. Hâlâ savaş ve ölüm kokan şehrin sokaklarını saran utanç duvarının dibinden yürümeye başladık.
Birden durdum. Iggy’e döndüm ve “Bir gün bu duvar yıkılacak ve ben burada konser vereceğim” diye söz verdim.

Sonra savaşın hâlâ elini çekmediği taş yığının dibinde absürd bir sahne oynadık. Kahkahalarımız nöbetçileri rahatsız etti. Kaçıştık.
Hansa Tonstudio’ya geldik. Mabedim. Duvara o kadar yakındı ki, biz ona “Duvarın yanındaki Hansa” takma adını vermiştik. Harika bir stüdyoydu. Alman mimarisinin abartısız ama güçlü tarzını yansıtan bir binaydı. İkinci katta duvarları kırmızı duvar kağıtları ile kaplıydı.
Harika mixerler ve reel-to-reel Revox B77 makaralı bantlar, cassette deckler, Uher kayıt cihazları ve mikrofonları ile bir cennetti adeta. Iggy’den ayrılınca stüdyoya çıkmadan önce bir şeyler tüttürdüm. Savaş döneminde Gestapo’un böyle binaların balo salonunda çirkin çirkin dans edip şarkı söylediği aklıma geldi. İçim ürperdi. Bu sahneyi aklımdan kovalamak için gençliğimde dinlediğim bir şarkıyı mırıldandım.
Stüdyoya girdim. Kırmızı lambaderi yaktım. Camı açtım. Duvarın hemen dibinde, titrek ışıkların altında öpüşen bir çift gördüm. Bir an daha baktım. Evet… Yanılmıyordum. Menejerim ve vokalistim.
“Tanrım!” dedim. “Bu an ölümsüzleşmeli.” İşte Heroes o anda doğdu. Yanımdaki kağıda neredeyse nefes almadan yazdım:
I’ll will be king
And you, you will be queen
Though nothing will drive them away
We can be heroes, just for one day!
We can be heroes, just for one day
Menejerim stüdyoya döndüğünde neredeyse şarkının melodisi bile hazırdı. Ama bu sahne… Bu sahne bana aitti. Sadece ben bilecektim. Nöbetçilerin gölgesinde her gün buluşan bir kadın ve bir erkek; o gece aşkın ve direnişin kahramanları olmuştu.
Onlara hiç bir şey söylemedim. Uykuya dalmadan önce bu sayfaya aşk hakkında birkaç satır daha bırakmak istedim. Zamanı yavaşlatan, insana bir günlüğüne de olsa kahraman olma cesareti veren o şey hakkında. Keşke duvarın bütün imkansızlıklarını, direnerek ve severek yenebilsek.
Karar verdim. Bu şarkıyla bir melodram değil, bir anıt yaratacaktım. Yeryüzüne düşen insanoğlunun ikiye bölünmesinden sonraki en yoğun ve trajik ana tanıklık etmiştim. Şu cümleyi yazmadan bitiremezdim: “Aşktan daha yoğun olan tek şey, umutsuz aşktır.” Çünkü menajerim o dönem evliydi.
Aşk insana bahşedilen mucizedir. Geçici olduğunu bilsek de onu seçeriz. Ben David Robert Jones, mucizelere inanıyorum, direniyorum ve aşkı seçiyorum. Aşk direnerek bizi ayıran duvarları yıkmaktır. Sadece bir günlüğüne de olsa kahraman olma cesaretini göstermektir. Birbirimizin kahramanı…
Bizi hiçbir şey beraber tutamasa da onları yenebiliriz.
Çünkü biz aşığız
Ben kral olacağım!
Ve sen, sen kraliçe olacaksın!
Biz kahraman olabiliriz, sadece bir günlüğüne
Ne dersin?
■
Oktay Gökkaya’nın diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin
David Bowie resmi web sitesi


