Caz geleneğini iyi özümsemiş ve bunu günümüzde de kaliteli müziği ile sürdüren caz ustalarını teker teker kaybediyoruz. Geçen hafta kaybettiğimiz, beni en çok etkileyen piyanistlerden Richie Beirach’ın ardından bu sefer, klarnet devi, aynı zamanda saksofon ustası Ken Peplowski 2 Nisan akşamı aramızdan ayrıldı. Kendisiyle sağlığında sosyal medya üzerinden yazışmıştım. Türkiye’ye gelip çalmayı çok istediğinden bahsetmişti, bu isteği ülkedeki müzik piyasasının malum sebepleri dolayısıyla maalesef kısmet olamadı.
Ken Peplowski müziği, Oscar Wilde’ın “Müzik, gözyaşına ve hafızaya en yakın sanattır” sözünü hatırlatan bir deneyim yaşatıyor. Müziğin, duygu ile hafıza arasındaki mesafeyi kısaltma gücü var. Peplowski’nin yaklaşımı, Benny Goodman’ın, swing döneminden gelen müzikal zanaatkarlığın ön planda olduğu ustalığını hatırlatıyor ve dinleyeni geçmişin derinliklerine doğru sürüklüyor. Bunu yaparken günümüzün ses paletini kullanıyor ama hissettirdiği saflık, o dönemin ruhunu hatırlatıyor. Tek fark, o saflığın bu kez gözyaşı yerine bir gülümseme bırakması.
Ken Peplowski, Cleveland, Ohio’da büyüdü. Çocuk yaşta polka gruplarında çalmaya başlayan Peplowski, daha ilkokuldayken ilk profesyonel sahne deneyimini yaşadı ve bu müziği hayatının mesleği olarak seçmeye karar verdi. Kardeşi Ted ile birlikte lise yılları boyunca neredeyse her hafta sonu düğünlerde, danslarda ve yerel radyo-TV programlarında sahne aldılar. Bu ortamda doğaçlama yapmayı ve akor değişimlerini öğrendi. Denize düşenin hızla yüzme öğrenmesi gibi müziği teoride değil sahnede, pratikte öğrenenlerden oldu.
Genç yaşlarında okulun sahne gruplarında caz denemelerine başlayan Peplowski, aynı zamanda yerel caz müzisyenleriyle sık sık jam session’lara katıldı. Lise döneminde okuldan artan zamanlarında bir yandan aile grubunda konserler veriyor, bir yandan müzik mağazasında dersler veriyordu. Üniversitede bir yıl geçirdikten sonra Buddy Morrow yönetimindeki Tommy Dorsey Orkestrası’na katıldı. Cleveland’daki bir caz festivalinde Teddy Wilson Üçlüsü ve Dorsey orkestrası’yla birlikte sahne alırken Morrow tarafından keşfedildi. Orkestrada hem lead alto çaldı hem de ritim grubuna klarnetiyle katkı sağladı. Bu dönem, yoğun turnelerle geçen bir “yol okulu” oldu; disiplin kazandı ve Morrow’un cömert liderliğinden çok şey öğrendi.
Turne sırasında efsanevi caz saksofoncusu Sonny Stitt ile tanıştı ve onunla çalışma şansı buldu. Peplowski, Stitt’in her formatta gösterdiği olağanüstü tutarlılığı ve ilham verici müzikal yaklaşımını, kariyerinin en önemli yol göstericilerinden biri olarak gördüğünden bahseder. Bana göre Peplowski’nin ömrünün son gününe kadar aktif bir müzisyen oluşu ve müzik çalmayı para kazanmanın ötesinde yaşamının bir ateşleyicisi olarak görmesi, muhtemelen bu günlerinden edindiği bir disiplin olmalı.
Ken Peplowski, 1980 yılında New York’a taşındı ve kısa sürede geleneksel cazdan avangarda kadar farklı türlerde sahne almaya başladı. Onun için cazın en önemli yanı, içinde barındırdığı öngörülemezlikti. Müzisyeni zinde tutan bu öngörülmezlik aynı zamanda yaratıcılığının da can suyuydu.
Benim Peplowski müziği ile ilk tanışmam ise 2016 yılında Alan Barnes ile birlikte kaydettikleri At The Watermill albümünü satın almam ile olmuştu. Dorking’in mütevazi caz kulübü Watermill’de kaydedilen yüksek enerjili albümde klarnetin, uygun projede oldukça yırtıcı bir enstrümana dönüşebileceğine tanıklık etmiş, bu müthiş albüm ile Peplowski ismini akıl defterime not etmiştim.
1984’te Benny Goodman, hayatının son yılında yeniden turnelere ve kayıtlara yönelmişti. Bu dönemde etrafında, swing geleneğini çok iyi bilen genç müzisyenler vardı. Henüz kariyerinin başında olan Ken Peplowski de bu çevreye dahil olmayı başaran isimlerden biriydi. Goodman’ın kısa süre sonra vefat etmesi nedeniyle bu birliktelik uzun sürmedi, ancak Peplowski için gerçek bir usta‑çırak ilişkisi anlamına geldi. Böylece Peplowski, swing geleneğini doğrudan kaynağından öğrenme ve kendi müzikal yolculuğuna aktarma fırsatı buldu.
Peplowski, 1987’de Concord Records ile anlaşarak şirketin kurucusu Carl Jefferson’un rehberliğinde ilk albümü Double Exposure ile başlayarak yaklaşık 20 albüm kaydetti. Bunlar arasında 1992’de yayımlanan The Natural Touch Alman Plak Eleştirmenleri Ödülleri’nde “Yılın En İyi Caz Albümü” seçildi. Ayrıca Bulgaristan’ın Sofya kentinde senfoni orkestrasıyla kaydettiği The Other Portrait albümü onun klasik müziğe olan yönelimini de gösterdi. Nagel Heyer etiketiyle yayımlanan Lost In The Stars ve Bobby Short’un son kaydını da içeren Easy To Remember albümleri ise Amerikan şarkı kitabına duyduğu sevgiyi yansıttı.
Peplowski, verdiği röportajlarda “tarzlar arasında köprüler kurmak” ifadelerini kullanırdı. Kendini bir yorumcu olarak görürdü; ilgisini çeken her esere kendi bakış açısını katmaya çalışırdı. Büyük olasılıkla, günümüzde müzikal çeşitliliğe katkı sağlamanın artık bir tercih değil, yaşam sürdürebilmek için zorunlu bir gereklilik olduğunun bilincindeydi.
Güzel melodilere ve seyirciyle buluşmaya tutkuyla bağlıydı. Bu yaklaşımı sayesinde küçük kulüplerden Hollywood Bowl’daki kapalı gişe konserine, Las Vegas sahnelerinden Newport Jazz Festivali’ne, Avrupa festivallerinden Woody Allen filmlerinin müziklerine kadar geniş bir yelpazede yer aldı. Marianne Faithfull ve Kübalı vokalist Isaac Delgado’nun albümlerinde konuk solist oldu, hatta Fransız ve İtalyan yemek kitaplarının müzik direktörlüğünü üstlendi. Kariyeri boyunca 50 solo albümünün yanı sıra yaklaşık 400 albümde nefesli üfledi.
Peplowski ile birlikte çalışan isimler arasında Mel Tormé, Leon Redbone, Charlie Byrd, Peggy Lee, George Shearing, Madonna, Hank Jones, Dave Frishberg, Rosemary Clooney, Tom Harrell, James Moody, Cedar Walton, Houston Person, Steve Allen, Bill Charlap, Woody Allen, Marianne Faithfull, Isaac Delgado ve Erich Kunzel ve daha pek çok isim bulunuyor.
Peplowski nesiller arası bilgi aktarımına da değer vermişti ve her yaştan öğrenciye yönelik atölyeler düzenledi. Amacı, öğrencilerin kendi kendilerini geliştirmeyi öğrenmeleri ve bireyselliklerini ortaya çıkarmalarıydı. Ona göre caz, önce kuralları öğrenip sonra onları kırmakla ilgiliydi. Bu yüzden kendisini de her zaman “ömür boyu öğrenci” olarak tanımlardı.
Ken Peplowski, Sarasota Caz Festivali, Newport Beach Caz Partisi ve Oregon, Newport’taki Oregon Sahili Caz Partisi’nin sanat yönetmenliğini yapmaktaydı. Ayrıca, 2018 yılında Polonya-Amerika Tarih Derneği tarafından Yaratıcı Sanatlar Alanında Üstün Katkıları Nedeniyle Yaratıcı Sanatlar Ödülü‘ne layık görülmüştü.
Peplowski için 2021 yılında ölümcül bir hastalık olan multipl miyelom teşhisi konulmuştu. Peplowski verdiği bir röportajda “Bu kanser türü tedavi edilemez olarak kabul ediliyor, ancak benim şu anda bulunduğum gibi remisyona girebilir ve potansiyel olarak hayatınızın geri kalanında bu durumda kalabilirsiniz.” demişti. Ölüm sebebini tam bilemiyoruz. Dostlarının paylaşımlarına göre, güler yüzlü, pozitif ve birlikte çalışması keyifli bir insan olarak tanınan Peplowski, üretkenliğinin en olgun döneminde aramızdan ayrıldı. İyi bir caz albümü dinlemek istediğimde elim yeni nesil “cazımsı” zırvalara değil, Peplovski albümlerine gitmeye devam edecek.
Son Büyük Klarnet Ustası Ken Peplowski yazısı BURADA


