Ahmet Uluğ ile Mehmet Uluğ Anısına Sohbet

33. Akbank Caz Festivali‘nin gelenekselleşen etkinliklerinden biri, Akbank Caz Festivali ve Pozitif’in kurucularından ve festivalin fikir babası olan Mehmet Uluğ anısına düzenlenen anma gecesi konseri. 6 Ekim akşamı Babylon’da gerçekleşecek Mehmet Uluğ Gecesi: İlhan Erşahin & Friends konserinde, erken yaşta kaybettiğimiz Uluğ ile birlikte çalışma şansı yakalamış çok değerli müzisyenlerin müthiş performanslarını izleyeceğiz.

Ben de bu konseri vesile ederek çok sevdiğim ve saygı duyduğum Ahmet Uluğ ile yol arkadaşı, iş ortağı, çok sevdiği kardeşi Mehmet Uluğ üzerine bir sohbet gerçekleştirmek istedim. Mehmet Uluğ’nun hatırası, Akbank Caz Festivali, Pozitif ve ilham veren yolculukları üzerine içten bir sohbet gerçekleştirme fırsatımız oldu. Bir müziksever olarak hem Mehmet Uluğ’a hem Ahmet Uluğ’a hayatlarımıza kazandırdıkları için kendi adıma teşekkür ederim.

Ahmet Uluğ ile sohbetimizde ilk aklıma gelen soru başlama hikayeleri oldu. Biliyorum ki, Mehmet Uluğ, Robert Kolej’deki eğitimin ardından Amerika’ya gitmiş, elektrik mühendisliği okumuş, bir süre orada çalışmış ve bir Uzak Doğu seyahatine çıktıktan sonra Türkiye’ye dönmüş. Peki, Türkiye’nin caz emprezaryosu haline dönüşmelerine giden yol nereden nasıl başladı? İyisi mi, sizi, sohbetimizle baş başa bırakayım.

Başlangıçta ne vardı?

Burak Sülünbaz: Bu dönemlerde neler yaşandı? Onu cazın ana vatanı olan Amerika’yı terk ederek bizim memlekete cazı tanıtmak, sevdirmek hayali peşine düşmeye iten motivasyon neydi?

Ahmet Uluğ: Mehmet Uluğ’un memlekette cazı sevdirme hayaline düşmesini sağlayan motivasyon öncelikle canlı müzik dinlediğinde çevresini saran ruh ve müzik tutkusuydu. Amerika’da çalıştığı dönemde orada yayın yapan ve ticari amaç gütmeyen radyolar dinlerdi. Bu radyolar daha çok caz ve siyahi müziklerin bol bol çalındığı radyolardı. Bu müzikler Mehmet Uluğ’un yaşam perspektifini çok geliştirmişti. Radyolarda duyduğu müziklerle beraber plaklar da satın almaya ve tutkusunun içine doğru iyice yolculuk yapmaya devam etmişti.

Sun Ra konseri sanki bir ayin gibi

Mehmet, Pozitif’in bir diğer kurucusu olan yakın arkadaşı Cem Yegül’le Washington DC’de bir Sun RA konserinde denk gelmiş. Önce dışardan bakmışlar. Müzisyenlerin kostümleri ilgilerini çekmiş. Sonra bilet alıp kulübe girmişler ve hayatlarında yaşadıkları en farklı deneyimi yaşamışlar. Sanki bir ayin gibi. Yaşamadan bilinemeyecek bu tecrübe sayesinde Mehemt, Sun Ra takipçisi oldu. Birkaç defa farklı yerde Sun Ra’yı canlı izledi. Cazın bilindik o steril, 3-4 kişinin performe ettiği formal yapısının çok ötesinde bambaşka bir boyutta da olabileceğini düşünmüş ve içinde bunu Türk dinleyicilerinin de yaşaması gerektiği hissi uyanmış. 

Türkiye’ye döndüğünde bir elektronik mühendisi olarak çalışmak yerine turizm alanında çalışmayı, dünyayı gezmeyi bunu da kültürle iç içe bir hayatla birleştirmeyi hayal ediyordu. 

Ahmet Uluğ, Cem Yegül, Mehmet Uluğ

Pozitif kuruluyor

İlk olarak Sun Ra konseri IKSV’ye önerildi ama IKSV kendi ajandası, öncelikleri olduğu için Sun Ra’ya Türkiye’ye getirme konusu ile ilgilenmedi. Bu sebeple IKSV’nin konserlerinin yapıldığı yaz ayları dışında sonbaharda sponsorların desteği ile konser organizasyon yapabilmek fikri ile Cem Yegül ile birlikte Pozitif’i kurdu. 

Öykünün bundan sonrasına Ahmet Uluğ da katılıyor. Mehmet, o sıralar Philedelphia’da yaşayan kardeşi Ahmet Uluğ’dan Sun Ra ile tanışarak Türkiye’ye konsere gelmesi için görüşmeler yapmasını ister. Ahmet Uluğ, Sun Ra’nın konserine gider kuliste menajeriyle tanışır ve konuşur. Bir süre sonra Ahmet Uluğ da Türkiye’ye döner ve sponsorlara daha uygun olan bir konser olan bir reggae konseri ayarlarlar. İlk konser bir reggae konseridir ama aslında akıllarında free ve avantgart cazın öncülerinden, Fransa’da yaşayan Steve Lacy’i Türkiye’ye getirmek vardır.  

Sun Ra Türkiye’de

AKM’de iki konser için anlaşırlar. Konser için sponsorları olmadığı için program kitapçığı hazırlarlar ve o kitapçığa reklam alarak konserlerin önünü açarlar. O kitapçığın içinde Sun Ra’dan da bahsederler ve “Sun Ra’yı da belki Türkiye’de izleme fırsatı olur” gibi ifadeler yer alır. Tam o sıra büyük tesadüf, Sun Ra’nın Avrupa turnesi duyurulur ve böylelikle konser için uygun koşullar oluşmuş olur.

https://youtu.be/A7i9FC2UT1A?si=fRDyPP7-kRlerD0x

İlk konserler oldukça avantgart olduğu için dinleyici ilk 3 parçadan sonra salondan ayrılmaya başlar. Ama bir yandan da yavaştan dinleyicinin kulağı eğitilmeye başlamıştır. Kitle oturmaya başlamıştır. 

Akbank nasıl dahil oldu?

Dönemin Akbank Genel Müdürü rahmetli Hamit Belli sıkı bir caz tutkunu ve aynı zamanda avantgart caza aşina bir müziksever. Rahmetli Erol Pekcan vasıtasıyla tanıştıkları Hamit Bey’e festival fikirlerini anlatırlar ve Hamit Bey kabul eder. Böylelikle festivalin Akbank ile halen devam eden iş birlikleri başlamış olur.

İlk sene düzenlenen 5 konserden iki tanesi dönem şartlarına göre oldukça avantgart sayılabilecek düzeydedir. Ama Akbank Caz Festivali, Hamit Bey’in desteğiyle yaşamını sürdürür. Zamanla program biraz daha ılımlı hale gelir ve Akbank’ın yoğun desteğiyle ülkenin caz kültürünün temellerini oluşturan festivallerden Akbank Caz Festivali bugüne kadar ulaşır. 

Memo’nun vizyonu ve inancı ile yola çıktık

“Mehmet Uluğ nasıl biridir?” diye sorduğumda Ahmet Uluğ şu sözleri söylüyor: 

Memo, hayatı ve kendini sürekli sorgulayan, kendisine gösterilen yol dışında yollar arayan aynı zamanda vizyoner bir girişimciydi. Onun vizyonu ve inancı ile bu yola çıktık. O olmasaydı ne Akbank Caz Festivali ne de Pozitif’in oluşmasına cesaret edemezdik. Ben, Memo ve Cem birbirimizi tamamladık. Tek vücut olarak çalışarak bugün geldiğimiz yerlere geldik.”

Akbank Caz Festivali’nin yurt dışında görünürlüğü nasıl?

Akbank Caz Festivali ilk kurulduğu dönemde festivalin dünyadaki görünürlüğünü nasıl sağladıklarını merak etmiştim.

Uluğ, ilk senelerde özellikle Downbeat’den konuk ağırlayarak bir tanıtım yazısı yayımlanmasını sağladıklarından bahsetti. İlk 4-5 sene hem İstanbul’u hem festivali tanıtarak görünürlüğü sağlamışlar. Festivalin programı da o dönemlerde de çok kuvvetli. 

Aynı zamanda gelen müzisyenleri de azami özenle ağırlayıp, arkadaşlık bağları kurdukları için onlar evlerine döndüklerinde festivalin ismini memnuniyetle çevrelerine yaymışlar, böylece festival adım adım sanatçıların yaşadığı memleketlere ulaşmaya başlamış. 

Sanatçılar, Türkiye’yi çok bilmedikleri için hafif korkuyla gelip memnun kaldıkları için çok mutlu dönüyorlardı. Gittikleri ülkelerdeki sanatçılara da bizim hakkımızda olumlu sözler söylüyorlardı.

İlk senelerde sanatçıları Türkiye’ye getirmek için çaba harcanırken misafirperverliğin kırdığı önyargılarla 2-3 sene sonra, bu sefer sanatçılardan Türkiye’ye gelme talepleri ulaşmaya başlamış. 

Cazın liberal tasarımla sunulması

“Bugün geride kalan 33 yılın ardından dünyadaki caz festivalleri arasında ne noktada olduğunu düşünüyorsunuz? diye sordum. 

İlk olarak başından beri Hamit Bey gibi bir hamisi ve Akbank gibi bir sponsorun olması ve onların değerli katkılarıyla cazın daha liberal bir tasarımla sunulması sayesinde festivalin programı her zaman kuvvetli olmuştu. “

İlk senelerde Downbeat’e tam sayfa ilan da verirdik. O çizgiyi hep devam ettirdik. 15 sene önce Europe Jazz Network toplantısı İstanbul’daydı. O dönemlerde Babylon gibi alternatif mekanlara gelen, festival takip eden genç dinleyici kitlesi çok dikkat çekmişti. Avrupa’dan gelen festival ve kulüp yöneticileri gençleri bu konserlere nasıl çektiğimizi anlamaya çalışırlardı. Avrupa’da festival takipçileri çoğunlukla ileri yaştadır. Durum böyle olunca festival o günden bugüne hem genç takipçi kitlesiyle hem de programıyla dünyadaki emsalleri arasında bugün de parlayan bir konumda. “

Kurlarda yaşanan hareketlilik ve Türk lirasının alım gücünün azalması zaman zaman işleri zorlaştırsa bile 33 yılın ardından bugün Akbank’ın desteklerinin devam etmesiyle programlamasındaki güçlülüğünü sürdürüyor. “

Akbank Genel Müdürü olan Hakan Binbaşgil de bir cazsever ve bugün desteklerini hız kesmeden sürdürüyor. Programımızdaki caz oranını yüksek tutmaya ve yerli müzisyenlere de yer vermeye özen gösteriyoruz. Bu festivalin yerli müzisyenlere de bir sahne olmasını istiyoruz. Hatta daha da ötesinde Anadolu’ya, kampüste caz gibi projelerle üniversitelere de ulaşmasına çok önem verdik. Çok uzun süre iyi bir noktaya ulaştığını ve bugün de sürdüğünü gözlemlediğim için mutluyum.

Derya Bigalı, Hakan Binbaşgil, Ayşegül Turfan

Festival kimliğini bozmadan devam ediyor

Mehmet Uluğ için Akbank Caz Festivali ne ifade ediyordu?

Memo için çok şey ifade ediyordu. Pozitif’in 1990 senesinden itibaren Efes Blues Festivali ile birlikte meydana getirdiği ilk festival. İçeriğinin, kimliğinin hiç bir zaman bozulmadığı bir festival olarak gurur duyardı. Europe Jazz Network’un ilk kurulduğu dönemden beri üyesi olarak kişiliğini, saygınlığını koruduğu bir festivaldi. Tüm bu yönleriyle hem Mehmet Uluğ için hem de benim için Akbank Caz Festivali son derece kıymetli.”

Bilgi Üniversitesi ve cazın yeni nesli

Akbank Caz Festivali ülkenin önemli kültür değerlerinden biri. Bu mirasa bugün sahip çıkılıyor mu?

Kesinlikle evet. Akbank Caz Festivali, Babylon ve Pozitif’in tüm programlarında caza çok büyük yer vermesinin ardından dinleyicide ciddi bir bilinçlenme oluştu. İlk dönemlerde konserlerden erken çıkan dinleyici kitlesi zamanla salonu tıklım tıklım doldurmaya ve baştan sona dinlemeye başladı. O dönemlerde Bilgi Üniversitesi’nde Ali Perret ve Can Kozlu’nun öncülük ettiği bir caz departmanı kuruldu. Butch Morris ve Ricky Ford Türkiye’ye geldi. O bölümün kurulması ve Akbank Caz Festivali’nin kurulduğu dönem hemen hemen yakın zamanlara denk gelir. O dönemde ciddi bir güç birliği yapmıştık. O zaman mezun olan müzisyenler bugün cazın en güçlü temsilcileri olan nesilin müzisyenleri. Çok değerli bir nesil yetişti. Hem Akbank Caz Festivali hem de Babylon ile dinleyiciler, cazın çok yönlülüğünü ve yeni açılımlarını tanıdılar. Yeni nesil çok daha progresif işler üretmeye başladı. Şu an sağlıklı ama desteklenmeyen bir nesil var. Müzisyenler o kültürel mirasa çok iyi sahip çıktı ama müzisyenlere biz sahip çıkabildik mi, onun cevabını verebilmek zor. Devlet kurumlarının çok destek verdiğini maalesef söyleyemiyorum. 

Bununla birlikte Dark Blue Notes gibi cazın mesajcılığını üstlenen, tutkulu, dinamik müzik oluşumlarının caza çok iyi sahip çıktığına inanıyorum. 

Genç nesil sahnede genç insanları görmek istiyor

Pozitif’in ilk kuruluşunda New York’dan gelen 9 grup ile avantgart caz konseri yaparak başladınız. Bugün avantgart caz konserlerine kapı açacak mekan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. O günlerden bugüne bilinçli dinlemeler, dinleyicinin kendini eğitmesi, vizyon ve destekleyici kurumlarda kültür-sanat algısı gelişmesi beklenirken o kurak kültür ikliminde başardığınız şeyler sizce bugün neden hak ettiği seviyeye gelemedi?

Bu sorunun yanıtını verebilmek oldukça zor. Aslında bugün de genç nesil bazen en zor müzikleri takip edebiliyor. Burada kilit nokta şu, genç nesil sahneden kendine benzeyen genç insanlar görmek istiyor. Shabaka Hutchings, The Comet Is Coming gibi genç nesil müzisyenler salonları dolduruyor. Zaman zaman çok büyük isimler dışında efsane isimler bile bazen salonları dolduramazken gençler ilgi görüyor. Bahsettiğimiz şeyin sadece avantgart bir müzik olması gerekmez, bugün ben bile avantgart müziğin ötesinde progresif  müziklerden daha çok keyif alıyorum. Avantgart kapıların açılmasının bir parçasıydı. Belki o bir dönemdi ve görevini başarıyla yerine getirerek yerini yeni yenilikçi müziklere devretti. Genç nesil çok bilinçli ve algılanabilir progresif müzikler bugün çok daha ilgi görüyor. 

Mehmet Uluğ Müzik Evi

Mehmet Uluğ’nun adını yaşatmak amacıyla Mehmet Uluğ Fonu aracılığı ile gerçekleştirilen benim de katkı sağlamayı sürdürdüğüm Genç Caz + albümü ve bununla birlikte Düşler Akademisi ile birlikte Mehmet Uluğ Müzik Evi gibi oluşumları hayata geçirdiniz. Sanırım bu proje ve oluşum bağışçı destekleriyle yaşamlarını sürdürüyor. Nasıl başladı, şuan durum nedir? Kuruluşunda varmayı amaçladığınız yerlere yaklaştığınızı düşünüyor musunuz?

IKSV ile birlikte yürüttüğümüz Genç Caz + projesini Memo’nun adını yaşatmak için kendim desteklemeyi sürdürüyorum. Katkıların için çok teşekkür ederim.

Düşler Akademisiyle birlikte açtığımız Mehmet Uluğ Müzik Evi, Akbank Caz Festivali kapsamında yaptığımız bir konserin geliri ve biraz Pozitif’in katkılarıyla açılmıştı. Düşler Akademisi’ne hediyeydi. Şimdi Kaş’tan Urla’ya taşınıyor. Urla’da tekrardan kuruluyor. Mehmet Uluğ Müzik Evi’nin oluşumu bir sosyal sorumluluk projesiydi. Kaş’ta bulunan yerimizde çeşitli sıkıntılar yaşadık. El konuldu ama şu an Urla’da daha da güçlenmiş, yenilenmiş bir yerimiz olacak. Bu iş bana çok büyük moral ve motivasyon veriyor. Her şey yolunda.

Genç Caz+ devam edecek

Genç Caz + konusunda da şöyle bir düşüncem var. 24-25 yaş civarında müzisyenler yer alıyor bu projede. Keşke yaş ortalamasını biraz daha aşağıya çekebilsek. Zaten çöl gibi bir ortamda yeni filizler yetiştirmenin önemi çok büyük. Bu yarışmanın ön hazırlığından başlayarak, performans yapmak, IKSV Genç Caz + yarışmasında finale kalmak. Istanbul Caz Festivali kapsamında sahne almak. Sonra stüdyoda prodüktörle çalışmak, kayıt yapmak. Bunlar bir genç müzisyen için çok faydalı süreçler. Genç Caz + albümü de devam edecek.

https://youtu.be/lPegme6vCLo?si=2wnfDaOI05Mj44ls

Doublemoon Records’un doğuşu, unutulmaz canlı performansların kayıt altına alınması ile başladı diye hatırlıyorum. Dönemine göre çok ilerici ve çizgi üstü müzikler kaydedilmişti. Ana akım caz dışında bizden alternatif sesler de vardı. Günümüze geldiğimizde heyecanla takip ettiğim yeni plak şirketiniz Omni Sound’da benzer bir düşünce yapısı ile mi hayata geçti? Omni için nasıl bir yol haritası ön görüyorsunuz? 

Omni Sound adım adım büyüyecek

Omni Sound ve Doublemoon birbirinden tamamen farklı iki yapıda kuruldu. Doublemoon daha güçlü bir yapıydı. Pozitif ve Babylon’dan destekle çok daha güçlüydü. Omni Sound ise çok daha butik bir plak şirketi. Doublemoon’un hedefi önce Türkiye piyasası, sonra Avrupa’ya ve dünyaya açılmak idi. Daha çok dünya müzikleri üzerinden gidiyordu. Omni ise direkt New York çıkışlı olduğu için daha çok Amerika’dan dünyaya ilerleyecek ve adım adım büyüyecek bir firma olacak. Double Moon, bir sanatçıyı alıp onunla birlikte yola çıkıyordu. Omni Sound ise daha çok konsept üzerinden tek defalık albümler üzerinden gidecek bu noktada bir sanatçıyı geliştirmek gibi bir hedefi yok. 

Omni Sound albümlerini BURADAN satın alabilirsiniz.

33. Akbank Caz Festivali kapsamında 6 Ekim akşamı Babylon’da gerçekleşecek olan Mehmet Uluğ Gecesi: İlhan Erşahin & Friends konseri hakkında ne düşünüyorsunuz? Nasıl bir anma gecesi olacak?

Memo’nun aramızdan ayrılışının 10. yılı

Akbank Caz Festivali’nde yıllardır Mehmet Uluğ Gecesi her sene yapılmaya devam ediyor. Her seferinde de Memo’nun beraber çalıştığı sanatçılar sahne almıştı. İlhan da bu sanatçıların başında geliyor. Bu yıl Memo’nun aramızdan ayrılışının 10. yılında bizim için çok özel sanatçılardan biri olarak İlhan sahnede olacak. O akşam kendisine Memo ile çok uzun süre birlikte çalışan sanatçılar da eşlik edecek. Geçtiğimiz yıllarda konser veren İmer Demirer, Can Kozlu, Aydın Esen, Ali Perret, Selen Gülün gibi isimler de Memo ile çalışmıştı. Çok özel bir gece olacağını düşünüyorum.

Lakecia Benjamin ve Immanuel Wilkins: Kaçırmayın!

33. Akbank Caz Festivali programına göz attığınızda hangi konserler ilginizi çekti? Bizim hangi konseri neden izlememizi önerirsiniz? 

Terrance Blanchard başta tabii ki. Kariyerinin en üst noktasına gelmiş ve marka değeri çok yüksek bir sanatçı. Al Di Meola da aynı şekilde. Ama Lakecia Benjamin ve Immanuel Wilkins hem ülkemize ilk defa geliyor hem de cazı dünyada takip edenlerin en çok ilgisini çeken özel isimlerden. Asla kaçırılmaması gereken iki önemli konser.   

33. Akbank Caz Festivali içeriklerimiz BURADA.

Festival biletlerine BURADAN ulaşabilirsiniz.

Burak Sülünbaz

Co-Founder, Jazz Writer // Kurucu Ortak, Caz Yazarı

Burak Sülünbaz 'in 173 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Burak Sülünbaz ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir