Şarkıları Resmeden Sofistike Vokalist: Carmen McRae

Eserlerini adeta bir ressamın dokunuşlarıyla biçimlendirerek duygusal bir deneyim sunan caz vokalisti Carmen McRae, şarkı sözlerini aktarışındaki akıcı üslubu ve karakteristik vokalinin yanı sıra yetenekli bir söz yazarı ve aranjör olarak da caz sahnesinin kalbinde yer alıyordu.

“Müziğe olan ilgimin bebekliğimde başlamış olduğunu düşünüyorum. Babam müzikle iç içeydi. Sanatçı değildi ama iyi müziği severdi. Bana anlatılanlara göre çocukken, radyo ve televizyonda sürekli çalan müzikleri dinlediğim için bugün çoğu çocuğun yaptığı gibi günün tüm popüler şarkılarını bilirmişim. Sonradan öğrendim ki müziğe yatkın iki ya da üç akrabam varmış. Müziğe yatkınlıktan kastım seslerinin iyi olmasıydı. Eğer isteselerdi şarkıcı olabilirlerdi ama sanırım bunu tercih etmediler. Belki de sahip olduğum müzik yeteneği buradan geliyordur”

8 Nisan 1920’de Harlem, New York’ta doğan McRae, hayatının ilk 14 yılını Bronx’ta geçirdikten sonra Harlem Sugar Hill’de yaşamaya başlıyor. Orada özel piyano dersleri alırken besteci ve piyanist Irene Kitchings ile yolları kesişiyor. Kitchings onu en büyük idolü Billie Holiday ile tanıştırarak Carmen’in kariyerine büyük bir ivme kazandırıyor. McRae ve Holiday arasında kurulan müzikal bağ McRae için bir dönüm noktası niteliğinde. Bu tanışmadan ilham alarak sahnelere atılan McRae, yıllar boyunca Count Basie, Benny Carter ve Mercer Ellington’ın gruplarında piyano çalmış ve şarkı söylemiştir. Decca plak şirketiyle sözleşme imzalamasının ardından kayıtları büyük beğeni toplamış ve Yılın En İyi Yeni Kadın Şarkıcısı dahil olmak üzere birçok ödül kazanmıştır. McRae bununla birlikte altı Grammy adaylığı ve National Endowment for the Arts tarafından yaşam boyu başarı ödülüne layık görülmüştür.

McRae, uzun ve başarılarla dolu müzikal kariyeri boyunca caz sahnesinin en önemli müzisyenleriyle sahnede yer almıştır. Aralarında Nancy Wilson, Sarah Vaughan ve Diane Reeves’in de bulunduğu sayısız vokaliste, doğaçlamaya olan yenilikçi yaklaşımı ve sanatsal bütünlüğe olan bağlılığıyla ilham vermiştir. McRae, aşklar, kayıplar ve hayatın iniş çıkışları gibi büyük ölçüde kendi dünyasından gözlemlerini yansıttığı temaları işleyen şarkılarının birçoğunu kendisi yazmıştır. Kendi tarzını ve ses rengini inşa etmesi uzun sürmemiştir zira Bebop’un zirvede olduğu dönemde McRae, Thelonious Monk‘u dinleme şansına erişerek onun kendine özgü tarzından, scat ve benzeri doğaçlamalarından önemli ölçüde etkilenmiştir. Bu bağlamda müzisyene Grammy adaylığı kazandıran 1990 çıkışlı Carmen Sings Monk albümü tüm caz müzik dinleyicilerinin kulak vermesi gereken kült bir yapıt olarak karşımıza çıkıyor.

Bir şarkıyı şekillendiren her melodiye ve sözlerini oluştan her kelimeye titizlikle yaklaşan müzisyen, sahnede karşısındaki insanlara daima özgün bir performans göstermeyi hedeflemiştir. McRae, 1940’ların sonunda Chicago’da tek başına piyanoya eşlik ederek ve kulüplerde çalarak sıklıkla onun ismiyle birlikte anılan vokal tekniğini şekillendirmiştir. Chicago’da geçirdiği yılların ardından New York’a geri dönmüş ve diğer caz müzisyenleri arasında azımsanmayacak bir takipçi kitlesi kazanmaya başlamıştır.

“Ben caz odaklı biriyim; eğer caz müzik olmasaydı bugün hayal ettiğim hiçbir yerde olamazdım. Ben yalnızca iyi ya da kötü bir şarkıcı olarak kategorize edilmek istiyorum. (…) Ben aslında caz şarkıcısı olmak için yola çıkmadım, amacım sadece şarkı söylemekti. Ama benim için tüm şarkıyı olduğu gibi çalmak ve melodi üzerinde bir şekilde doğaçlama yapmamak mümkün değildi. Eğer bu yaklaşımım beni bir caz şarkıcısı yaptıysa, evet, ben buyum.”

Sahneye çıktığı yıllarda repertuarında derinden bağlı olduğu Billie Holiday’in God Bless the Child’ı, Cole Porter’ın I’ve Got You Under My Skin’i, Billy Joel’in New York State of Mind’ı ve Dave Brubeck’in Take Five’ı yer alıyordu. Sanatçı, 20’den fazla albümünde Holiday, Charlie Mingus, Thelonious Monk ve Sarah Vaughan’a saygı duruşu niteliğindeki çalışmalara da yer vermiştir. Dinlenmesi gereken diğer albümleri arasında The Great American Songbook, I Am Music on Blue Note, Sound of Silence, Just A Little Lovin, Portrait of Carmen, It Takes a Whole Lot of Human Feelings, Carmen’s Gold ve You Can’t Hide Love gösterilebilir.

McRae’nin cazibesinin izini yorumculuğunda sürmek gerekir. Zira bir şarkıyı yorumlayış biçimi, ifadesi, zamanlaması ve hissiyatı onun gerçek bir müzisyen olduğunu gözler önüne serer. İster piyano çalsın ister şarkı söylesin, ilk notalara kulak verir vermez onun McRae olduğunu anlayabilirsiniz. Ruhu, kendine güveni ve adanmışlığıyla caz sahnesine yıldız tozunu serpen ve varlığıyla caz tarihinde kırılma yaratan sofistike caz yorumcusu Carmen McRae’nin doğum gününü kutluyoruz.

İyi ki doğdun Carmen McRae!

Gökçen Sena Duman

Hacettepe Üniversitesi İletişim Bilimleri Doktora öğrencisi. Konferans tercümanı. Müzik yazarı.

Gökçen Sena Duman 'in 18 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Gökçen Sena Duman ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir