Şimdi, Bronx sokaklarından yükselen ve geleceğin ışığını kucaklayan Samara Joy McLendon’ın sesini duyma vakti. Joy’un hikâyesi Philadelphia’da The Savettes adlı gospel grubunu kuran büyükbabası ve büyükannesi, Andraé Crouch ve Donna Summer’a bas gitarıyla eşlik eden babası Antonio Tony McLendon ile başlıyor. Tüm bunlar, Samara’nın küçük yaşlardan itibaren kulaklarında ve belleğinde bir caz haritası çiziyor aslında. Henüz yirmili yaşlarının başındayken beş Grammy ödülü kazanması, cazın altın çağının mirasını bir Bronx apartman dairesinden TikTok ekranlarına ve dünyanın en prestijli sahnelerine taşıyabilmesi, Joy’un iradesi ve sanatsal cesaretinin göstergesi.
Fordham High School for the Arts’ın koridorlarında caz orkestrasıyla ilk kez sahneye çıktığında, Sarah Vaughan International Jazz Vocal Competition’ı kazanarak adını duyurduğunda ve Ella Fitzgerald Vakfı bursunu aldığında, sanatsal kimliği adım adım görünürlük kazanıyordu. SUNY Purchase’ta Pasquale Grasso ve Kenny Washington gibi ustalarla çalışırken teknik açıdan yetkinlik kazanıyor, bu süreçte duru ve samimi üslubu daha da öne çıkıyordu.
2021’de yayımlanan kendi adını taşıyan albümünde, Stardust ve Everything Happens to Me gibi klasiklerle diskografisine ilk adımını attı Samara Joy. Whirlwind Recordings etiketiyle dinleyiciye ulaşan albüm, genç vokalistin sesini ilk kez tüm açıklığıyla ortaya koyuyordu. Stardust, Jenny/Lover Man ve But Beautiful gibi standartlar, Nat King Cole ve Billie Holiday gibi isimlerin mirasına incelikle temas ediyor, aynı anda genç bir sesin kırılgan ama kararlı yorumuyla yeniden şekilleniyordu. Henüz Joy bir üniversite öğrencisiyken kaydedilen albüm, Ari Roland’ın bası, Kenny Washington’ın davulu ve Pasquale Grasso’nun gitarını bir araya getiren üçlü bir yapıyla şekilleniyordu. Moonglow ve Everything Happens to Me gibi parçalarla büyüme, özlem ve melankoli duyguları arasında salınan albüm, müzikal olgunluk ve ifade açısından Joy’un sağlam bir başlangıç yaptığının habercisiydi.
Bu sağlam başlangıç, onu caz sahnesinde daha iddialı bir yolculuğa hazırlıyordu. Joy, 2022 tarihli Linger Awhile’da caz kanonuna sadık kalarak geleneğin içinde kendi alanını açtı. Albüme sirayet eden zarafet ve hafiflik hissiyatını göz ardı etmek imkânsız. Nostalgia (The Day I Knew) bu bütünün en parlak anı oluyor; sesi hem besteyi hem ritmi kusursuz bir uyumla kavrıyor. İlk albümünde gitar merkezli bir düzen benimserken bu kez piyanoyu öne çıkarıyor; Ben Paterson’ın eşliğiyle Linger Awhile ve Social Call daha derinlikli bir atmosfer kazanıyor. Asıl ağırlık merkezi ise vokalinde beliriyor. Joy, klasik cazın inceliklerini ortaya çıkarıyor ancak gerektiğinde sınırları zorlamaktan da geri durmuyor. Özellikle Nostalgia ve I’m Confessin’ parçalarında vocalese tekniğini kullanarak enstrüman sololarını nota nota izliyor. Guess Who I Saw Today ise bu yaklaşımın en çarpıcı örneği. Linger Awhile, Joy’a 2023 Grammy Ödülleri’nde yalnızca “Best Jazz Vocal Album” değil, aynı zamanda “Best New Artist” ödülünün de kapısını aralıyor.
Samara Joy’un hikâyesinde dijital çağ da yeni bir sahneye dönüşüyor. Başlangıçta çekingen adımlarla açtığı TikTok hesabı, kısa sürede milyonlara ulaşıyor. JazzTok olarak adlandırılan bu topluluk, caz müziği genç bir kuşağın kulaklarında yeniden canlandırıyor. Loş ışıklı caz kulüplerinde kurulan o mahrem dinleyici-sanatçı bağı, bu kez telefon ekranlarında, görünmez bir kalabalıkla yeniden kuruluyor. Joy, cazı nostaljik bir simge olmaktan çıkarıyor ve ortak bir deneyime dönüştürüyor.
2023 sonunda yayımlanan A Joyful Holiday, Samara’nın köklerine dönüşünü simgeliyordu. The Christmas Song ve Twinkle Twinkle Little Me gibi Noel şarkılarını babası, kuzenleri ve hatta 94 yaşındaki büyükbabası Elder Goldwire McLendon ile birlikte söylüyordu. Aile bağlarının müzikal bir yansıması niteliğindeki albüm, tüm sıcaklığıyla dinleyiciyi sarıp sarmalıyordu.
2024 yılında ise Portrait ile üretkenliğini kanıtlayan Joy, Van Gelder Stüdyoları’nda yol arkadaşlarından oluşan sekiz kişilik grupla kaydedilen bu albümde, yalnızca bir vokalist değil, aynı zamanda besteci, aranjör ve grup lideri olarak da farklı kimliklerini keşfetti.
“O dönemde daha çok orkestrasyon dinliyordum; Duke Ellington ve Benny Golson gibi aranjörleri dinliyor, bu tınıyı kendi grubumda da duymayı arzuluyordum. Amacım elbette birebir kopyalamak değildi; kendi çağımızda, kendi yorumumuzu yaratmak, tıpkı kahramanlarımızın ve ilham aldığımız isimlerin kendi zamanlarında yaptıkları gibi.”
Mingus’un Reincarnation of a Lovebird’üne yazdığı sözlerle saygı duruşunda bulunuyor; You Stepped Out of a Dream’in armonik labirentlerinde ustalıkla dolaşıyor; Autumn Nocturne’de sesi, sözleri kadife gibi sarıyor. Jobim’in No More Blues’unda bossa nova’nın dalgalarıyla dans ediyor; Barry Harris’e adadığı Now and Then (In Remembrance Of…)’de ise bir ustaya duyulan saygıyı, kaybın hüznünü ve mirasın sürekliliğini tek bir nefeste dile getiriyor. Bu albümde Joy, artık yalnızca bir vokalist değil, kolektif caz ruhunun taşıyıcısı olarak karşımıza çıkıyor.
Samara Joy’u dinlerken cazın hâlâ genç, taze ve büyüleyici olduğunu hatırlıyoruz. Ella Fitzgerald’ın zarafetini, Sarah Vaughan’ın derinliğini duyumsuyoruz. Tüm bunların yanı sıra, Joy kendi yolunda ilerleyerek cazın zamansızlığını yeniden kanıtlıyor. Klasiklere kendi imzasını atıyor; vokaliyle teknik ustalığı ve yoğun duyguları aynı anda buluşturuyor. Ve geriye tek bir soru kalıyor: böylesine güçlü bir başlangıcın ardından cazın geleceğinde onu hangi yeni ufuklar bekliyor?


