Sosyal medyada, müzikseverlerin önüne sık çıkan bir video var. Porto Rikolu müzisyen, şarkıcı José Feliciano, sahnede; The Police mücevheri Every Breath You Take’i çalmaya başlıyor. Seyircilerin arasındaki Sting yorum ilerledikçe yüzünü ekşitmeye başlıyor, kameraların kendisini çektiğinin farkında olduğu için fikrini çok da belli etmemeye çalışsa da içinden şöyle geçirdiği belli oluyor: “Olmuyor, olamıyor. İçine ettin be kardeşim güzelim şarkımın.
23 Ocak’ta yayımlanan yeni Alfredo Rodriguez albümünü dinlerken, ister istemez aklıma Sting’in tepkisi geldi. ¡Take Cover!, 29 dakika ve 34 saniye uzunluğunda, kısa sayılabilecek bir albüm; Rodriguez, eşlikçileri (Pedrito Martinez, Michael Olivera ve Yarel Hernandez) ve konukları (Alain Pérez, Al2 El Aldeano), popüler kültürde yer etmiş 11 parçayı ele alıyor ve onları kübalaştırıyorlar. Öylesine aslına yabancılaşmışlar ki, parçaların bilindik melodilerini işittiğinizde (bazen de kalabalığın arasında fark ettiğinizde) eski bir dostu görmüşçesine seviniyorsunuz.
Kübalı piyanistler -hele de cazcı olanları- Amerikan cazındansa Küba’nın yerel müzikal geleneğinden daha fazla beslendiklerinden ötürü, piyanoda sürekli akan, yoğun bir ritmik doku yaratıyorlar. Sanki çalışları arasına sessizlik girse ya da meramlarını az notayla anlatsalar, tekdüzelikle ya da beceriksizlikle suçlanacaklarcasına kalabalık çalıyorlar. Piyanoyu, ritm grubunun bir parçası olarak ele alıyorlar; onu, dansa hizmet eden bir enstrumana dönüştürüyorlar.
Alfredo Rodriguez de, maşallah, bu köklü geleneğin genç ustalarından biri. Teknik açıdan kusursuz bir çalışı var, virtüöz olarak adlandırmamak ona haksızlık olur. Her iki eline de eşit derecede hakim; piyanosundan, matematiksel denecek netlikte, keskinlikte ses alıyor; kelimelerini, cümlelerini ezmeden ilerliyor, yavaşlasa da hızlansa da çaldıkları her zaman anlaşılır kalıyor. Üstün yeteneği, caz geleneğine ve Küba müziğine eşit derecede hakimiyeti, esprili karakteri, onu, günümüzün takip edilmesi zorunlu piyanistlerinden biri haline getirmeye yetiyor da artıyor.
Gelelim yeni albüme.
¡Take Cover!’da yer alan, farklı köklere ve geleneklere sahip parçalar, Rodriguez’in ameliyatından sonra -nasıl desem bilemedim- hayli enteresan bir bütünü oluşturuyorlar. Orijinal yorumlarını unutup bu icralardaki hallerine bakarsanız birbirleriyle uyumsuz da durmuyorlar.
Anonim Latin türküsü La Cucaracha, efsanevi Kübalı besteci Ernesto Lecuona’nın La Cumparsa’sı, Tito Puente’nin Afro-Küban marşı Oye Como Va ya da Paco de Lucía imzalı Entre dos aguas, halihazırda müzisyenlerin kültürel köklerine ve çalım stiline mantıken uygun parçalar. Sıra popüler Batı şarkılarına gelince, durum tuhaflaşıyor.
İğdiş etme faaliyetinden nasibini en az alan, sanırım, Mission Impossible (Lalo Schifrin). Diğerleri, en kibar tarifiyle, can sıkıyor. Europe grubunun hiti The Final Countdown ya da Eagles klasiği Hotel California, içleri boşaltılıp, ritmik kakofoniyle ele alındığında, “o kadar da değil” dememek için kendinizi zor tutuyorsunuz. Daha da ileri gidip, “Gerekli miydi yani?” demek de mümkün. Hele de sıra film müziklerine, Chariots of Fire (Vangelis) ve The Pink Panther (Henry Mancini) yorumuna gelince, cover yapmamın yasaklanmasını ciddi ciddi düşünmeye başlıyor insan.
Rodriguez ve arkadaşları, her parçayı aynı renge boyuyor, bestelerin barındırdığı farklı hissiyatları tekleştiriyorlar. Armoni, melodi ve ritm unsurları açısından mükemmel dengeye sahip şarkıları, tek bir ritmik anlayışla ele alıyor ve işlerine gelen kısmını alıp gerisini çöpe atıyorlar. Kendileri eğlenmişlerse de çok laf palavrasız olmuyor.
Bu yazdıklarımdan sonra, República de Cuba dergiye diplomatik olanından nota verir mi bilmiyorum ama olmadı mı olmuyor, olamıyor; bazen zorlamamak lazım. Yine de siz bilirsiniz. Neticede 29 dakika uzun bir süre değil.
■
Alfredo Rodriguez resmi web sitesi
Dark Blue Notes’ta Vitrin
Dark Blue Notes’da Turgay Yalçın
Alfredo Rodriguez ile Afro-Küba Yolculuğu


