Alternatif sahnenin özgün seslerinden Pupalive ile müziğin dönüşümünü, sahnedeki görünmez bağı ve üretimin içsel yolculuğunu konuştuk. Onların müziğinde sadece notalar değil; bir ruh hâli, bir arayış ve sürekli bir yeniden doğuş var.
Pupalive’ı ilk defa Antalya’da dinlediğimde, yıllardır özlediğim bir performansa şahit olduğumu hissetmiştim ve o sebeple Dark Blue Notes okuyucularını Pupalive ile buluşturmak istedim.
Pupalive’ı dinlemek, sadece bir grubu değil, birbirine güvenen ve birlikte dönüşen dört ayrı ruhu dinlemek gibi. İdil’in sesi, kelimelerin ötesine geçen bir anlatıcı gibi; ruha dokunan hassas ve güçlü. Umut’un gitarda kurduğu dünya, şarkıların omurgasını sessiz ama kararlı bir şekilde taşırken, Gökçe’nin bastaki tınıları o dünyanın derinliğini hissettiren, görünmeyen ama vazgeçilmez bir damar gibi akıyor. Deniz’in davuldaki varlığı ise yalnızca ritmi değil, şarkıların kalp atışını belirliyor; her vuruş, grubun içsel frekansını dış dünyaya tercüme ediyor. O zaman hadi başlayalım!

■
Başak Oksay: İdil merhaba. Teklifimi geri çevirmeyerek yoğun programın arasında bu röportaja zaman ayırdığın için Dark Blue Notes adına çok teşekkür ediyorum. Öncelikle, Pupalive nasıl doğdu? Bir araya geldiğiniz o ilk anı hatırlıyor musun? “Tamam, bu iş olacak” dediğin bir kırılma noktası var mıydı?
İdil Taneri: Ben ve Umut, 2011 yılının sonlarında İzmir’de tanıştık. 5 sene boyunca İzmir’de ve farklı şehirlerde çeşitli mekân ve festivallerde sahne aldık. 2018 yılında ise ikimiz de Antalya’ya taşındık ve yeni bir proje başlatmak istedik, adını da Pupalive koyduk. Pupa kelimesi biyolojide böcek türlerinin koza içinde, ne canlı ne de ölü bir hâlde, hazır olmayı beklerken sürekli değişim içerisinde olduğu süreci ifade eden bir kelime. Bu kelimeyi alıp “alive” ile birleştirerek hem kişisel hem de müzikal yolculuğumuz açısından bizi anlatan bir kelime yarattık ve şimdi pupayı hayatta tutmaya devam ediyoruz.
Umut ile bu şekilde 4 sene kadar farklı şehirlerde akustik ikili olarak sahne aldık. 2022 yazında ise davulda Deniz ve bas gitarda Gökçe’nin eklenmesiyle sound’umuz genişledi, zamanla dostluğumuz da büyüdü. Şimdi hep birlikte çok keyifli sahneler yaşıyoruz ve yeni şeyler üretmeye çabalıyoruz.
Kırılma noktası ise sanırım pandemi gibi herkesin mekânsal olarak birbirinden ayrı kaldığı zorlu bir süreçte, Umut ile dostlarımızın emeği ve desteğiyle kendimize ait ilk parçayı, yani In Time’ı kendi imkânlarımızla kaydedip yayınlamayı başarmamız olabilir. Daha önce böyle bir sürece gireceğimizi düşünmezken cesaret edip bizden bir parça yaratmış olmak ve sonunda aldığımız tepkiler, bize devam etme konusunda hâlâ cesaret veriyor.
Başak Oksay: Pupalive sound’unu tarif etmen gerekse, bunu bir kelimeyle mi anlatırdın, yoksa bir ruh hâliyle mi? Pupalive’ın müzikal olarak beslendiği türler ve sizi şekillendiren sanatçılar var mı?
İdil Taneri: Pupalive sound’unu tek bir kelime ile anlatmak çok zor aslında. Adımızdan da anlaşılacağı gibi, bizi bugüne getiren her türden parçadan ve müzisyenden ilham alarak kendi yorumumuzla özgün bir şeyler ortaya koymaya gayret ediyoruz. Grup içerisinde de herkesin hem dinleyici hem de müzisyen bakış açısıyla farklı türlerde etkilendiği sanatçılar var.
Genel olarak alternatif rock kategorisinde yer alsak da yorumlarımız ve bestelerimiz ortaya çıkarken aslında rock, progressive, grunge, reggae, soul, funk gibi birçok farklı tarzdan ilham alan öğeler içeriyor diyebiliriz.
Canlı performans ve sahne enerjisi
Başak Oksay: Antalya, Eskişehir, İstanbul ve Ankara konserlerinizde seyirciyle kurduğunuz bağ çok güçlü. Sahnedeyken o bağ sizlere nasıl geçiyor? Siz bunu nasıl hissediyorsunuz?
İdil Taneri: Harika bir dinleyici kitlemiz var. Bize her sahnemizde verdikleri destek ve enerji, yaptığımız şeye yeniden inanmamızı sağlıyor. Baştan sona karşılıklı bir deneyim yaşıyoruz her seferinde, tek taraflı bir sahne gösterisinin ötesinde bir şey. Hep birlikte eğlenmenin yanı sıra duygusal bağların kurulduğu gerçek bir iletişim yaşıyoruz ve bu bize yorgunluk hissi bırakmadan, tam tersine büyük bir enerji veriyor.
Başak Oksay: Aynı repertuvarı farklı şehirlerde çalmak sizde farklı duygular yaratıyor mu? Şehirlerin ruhu sahneye yansıyor mu sence?
İdil Taneri: Evet, her şehrin kendine has bir kitlesi var ve her sahnenin hissettirdikleri bambaşka oluyor. O yüzden aslında aynı parçalar olsa da enerji ve yorumumuz değişebiliyor. Farklı şehirlerde farklı kitlelere çaldığımızda bu sebeple yenilenmiş hissediyoruz.

Başak Oksay: Canlı performans sırasında doğaçlama sizler için ne ifade ediyor? Anı yakalamak mı, riske girmek mi, yoksa tamamen içgüdüsel bir alan mı?
İdil Taneri: Doğaçlama bizim için, eğer doğru andaysak, bir oyun alanı gibi. Plansız ve içgüdüsel, ortak bir frekansta buluştuğumuz zamanlarda gerçekleşiyor. Bu frekans tabii her seferinde olmuyor. O yüzden doğaçlamaların olduğu sahnelerimiz çok özel, bambaşka bir hâl alıyor.
Şarkı yazımı ve anlam katmanları
Başak Oksay: Albümünüzde ruhun derin katmanlarına dokunan parçalar var. Özellikle Lunacy ve In Time, dinleyici olarak beni en çok etkileyen şarkılar arasında. Bu parçalar nasıl bir ruh hâlinden, nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?
İdil Taneri: In Time, 2020 pandemi sürecinde doğmuş bir şarkı. Yaşam döngüsü ve dönüşüm üzerine çok konuştuğumuz ve düşündüğümüz bir dönemdi. İsteklerin, kimliklerin, hayallerin değişebileceğini biliyoruz; fakat bunlar tabii hayata geçirmesi ve kabullenmesi zor fikirler.
Özgürce dönüşebilmek ve konfor alanından çıkmak gerçekten cesaret istiyor. Sanırım bu şarkı, tüm bu düşüncelerin birikiminden ortaya çıktı. Hem bir umut hem de bir yıkımın şarkısı oldu. Ana fikir, kendimize inşa ettiğimiz duvarlar ve kimliklerin parçalanabilir olması; hayattaki sürekli döngü ile bir barış hâlini yakalama çabası diyebiliriz.

Lunacy ise daha sonra yayınlansa da aslında In Time’dan da önce, 2018 yılında yazdığımız bir şarkı. Hepimizde yüzeyin altında gizlenen ve ışık tutulmasını bekleyen gölge tarafın, hayat verilmeyi bekleyen deliliğin dilinden yazılmış bir şarkıdır. İnsanın bastırdığı ve yok saydığı tarafın, artık dayanamayarak konuşmaya başlaması gibi.
Başak Oksay: İdil, peki; bir şarkı yazarken süreç nasıl başlıyor? Önce söz mü geliyor, melodi mi, yoksa ikisi aynı anda mı beliriyor?
İdil Taneri: Duruma göre değişiyor aslında. Benim, yalnızken genelde aklıma bir melodi ya da riff, söz ile birlikte geliyor. Mırıldanırken, eğer imkân varsa gitar başına oturup onu çalmaya çalışıyorum ve hemen taslak hâlinin bir ses kaydını alıyorum, küçük bir hatırlatıcı olarak. Sonra da gruptakilerle paylaşıyorum ve hep birlikte düzenliyoruz.
In Time’da mesela gitar çalarken duvardaki saatin tik tak sesi üzerine bir riff ile başladı her şey ve sözler de beraberinde geldi.
Lunacy ise daha farklı. Umut ile yaz sezonu için Olympos’tayken bir gece sahne sonrası bahçede oturuyorduk. O bir melodi çalmaya başladı gitarla, çok hoşuma gitti. Ben de içimden geldiği gibi üzerine sözleri söylemeye başladım. Bu şekilde bir anda doğdu. Bir iki kere de sahnede çaldık hatta sonrasında.
Başak Oksay: Dinleyicinin şarkılarda kendi hikâyesini bulması mı sizler için daha önemli, yoksa sizin hikâyenizi olduğu gibi duyması mı?
İdil Taneri: İkisi bir arada diyebiliriz. Çünkü her ne kadar hikâyenin ne olduğunu belirtsek de aslında hepimizin şarkılarla kurduğu derin bağ, kendi hikâyesi sebebiyle oluyor. Bizim için kendimizinkini paylaşmak tabii ki çok değerli ama dinleyicinin bulduğu özel anlamları keşfetmek de bir o kadar heyecan verici.
Grup dinamikleri
Başak Oksay: Grup içi üretimde fikir birliği her zaman kolay olmayabilir. Pupalive’da bu dengeyi ne sağlıyor? Aranızdaki dostluk üretim sürecini nasıl besliyor?
İdil Taneri: Evet, grup içinde dengeyi sağlamak bazen gerçekten zor olabiliyor ama bu işin doğasında var. Hatta en iyi fikirler çoğu zaman beyin fırtınasıyla ortaya çıkıyor. Aramızdaki dostluk, birbirimizi yapıcı şekilde eleştirmemize engel olmuyor. Bu sayede açıkça içimize sinmeyen şeyleri rahatça konuşabiliyoruz. Bu durum aynı zamanda birbirimizi bireysel olarak da gelişmeye teşvik etmemizi sağlıyor.
Başak Oksay: Sevgili İdil, bu keyifli sohbet ve Pupalive’ın müziğinin ardındaki yolculuğu bizimle paylaştığın için çok teşekkür ediyorum. Dönüşümün, cesaretin ve samimi üretimin sesi olmaya devam etmeniz dileğiyle…
■
Pupalive Instagram
Dark Blue Notes’da Başak Oksay
Dark Blue Notes’da Röportajlar


