Amsterdam sokaklarında filizlenen ve İspanya ile Hollanda arasında köprüye dönüşen bir sesin öyküsüne kulak veriyoruz. 1998 yılında başlayan bu yolculuk, Raquel Kurpershoek’un çocukluğunda Endülüs kökenli ailesinin evinde yankı bulan flamenko adımlarıyla şekilleniyor. Kulağına çalınan farklı müzik tarzları, sanatçının belleğinde bir kültürlerarası müzik haritası çiziyor; Raquel Kurpershoek, göçebe ve yerli ruhuyla dinleyiciye seslenerek onlara kendini evinde hissettiren tınılar sunuyor.
Rotterdam Codarts Konservatuvarı’nda Latin Amerika müziği üzerine uzmanlık kazanırken, Dizzy Gillespie gibi caz ikonlarının ekolüyle geleneksel müzik arasında kurulacak derin bir diyaloğun peşinden gidiyor Kurpershoek. Böylece müzikal kimliği görünürlük kazanırken, özgürlükle teknik ustalığın bir arada hareket ettiği bir dünyayla tanışıyor. Nitekim 2024 yılında aldığı Ulusal Genç Yetenek Ödülü, kültürel köklerinin dünyaya açılan bir kapıya dönüştüğüne işaret ediyor.
Kurpershoek’in 2021 yılında yayımladığı ilk EP’si Mil Cosas, Kübalı müzisyen Alberto Beltrán’ın 1957 tarihli bolerosunu merkezine alıyor. Latin Amerika müziğinin duygusal mirasına sadakatle yaklaşan bu çalışma, kelimelerden çok duygularla ses veriyor. Mil Cosas, Kurpershoek’un köklerine sadık ancak bir o kadar da evrensel bir müzik dili inşa ettiğini gösteriyor.
Pers şair Nizâmî Gencevî’nin Yedi Prenses adlı eserinden ilham alan 2022 tarihli albümünde ise, her biri farklı bir renk ve duygusal ton taşıyan yedi hikâyeyi müziğin diliyle yeniden aktarıyor Kurpershoek. Gitarist Alejandro Hurtado ve perküsyonist Danny Rombout ile birlikte, doğu ile batı arasında henüz keşfedilmemiş bir öyküyü canlandırıyor. Bu çalışma, onu artık yalnızca bir vokalist değil, seslerin ve hikâyelerin taşıyıcısı olarak konumlandırıyor. NIZAMI, sesin bir enstrüman olmanın yanı sıra bir anlatı biçimine dönüşebileceğini de hatırlatıyor bizlere.
Meksika’da kaydedilen Bienaventurada (2025) adlı albümünde ise, “kucaklama” anlamına gelen bienvenida ile “macera” anlamına gelen aventura kelimelerini birleştirerek sürprizlerle dolu sıcak bir karşılamayı müjdeliyor Kurpershoek. İlhamını Meksikalı şair Amado Nervo’nun sevgi, umut ve yenilenme temalarından alıyor. Bienaventurada, flamenko köklerinin kıvılcımını, Latin caz müziğinin zarafetiyle ve akıcı pop melodileriyle buluşturuyor. Albümde yer alan “Ya juntas viviréis” ve “Qué más me da!” mutlaka kulak verilmesi gerekenlerden.
Sanatçının 2020’de yönettiği Traslasierra belgeseline de ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Müziğin yalnızca bir engelleri aşma yolu değil, bizzat varoluşun kendisini ifade eden bir dil olduğunu aktaran ve birçok ödül alan yapım, Kurpershoek’un sanatındaki duyarlılığa, dirence ve sıcaklığa tanıklık etmemizi sağlıyor.
27 Kasım akşamı saat 20.30’da Last Penny Büklüm, flamenko ile cazın iç içe geçtiği özel bir konsere ev sahipliği yapacak. Raquel Kurpershoek’un büyüleyici sesi, Danny Rombout’un ritimleri, Fran Rodríguez’in piyano dokunuşları ve Mauro Méndez’in kontrbasıyla hayat bulacak. Müziğin diliyle kurulacak bu diyaloğun, her notada yeni bir hikâye sunacağı şüphesiz.
29. Uluslararası Ankara Caz Festivali programı
Gökçen Sena Kumcu’nın Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
Dark Blue Notes’da 29. Uluslararası Caz Festivali



