Henüz çok küçük yaşlardaydım. Rahmetli dayım bana en sevdiği albümü dinletmek istediğini söylemişti. Bugün çoğu için sıradan bir şey gibi görünse de bazı ailelerde her zaman böyle paylaşım anları yaşanmaz. Nadir olduğu için özeldir. Elinde tuttuğu albüm, 1961’de Amerikalı antropologist Oscar Lewis tarafından yazılan romana dayalı senaryodan, Hall Barlett’in yönetmenliğinde sinemaya aktarılan, başrollerinde Anthony Quinn ve Dolares del Rio’nun yer aldığı, 1978 tarihli The Children of Sanchez filminin müziğiydi. Albümün kapağında uzun saçlı ve gür sakallı, kırmızı eşarbı rüzgarla uçuşan bir adam sonraları adını flügelhorn olduğunu öğrendiğim üflemeli bir enstrüman çalıyordu. Albümün sahibi ise Chuck Mangione idi.
Albüm, CD çalarda dönmeye başladığı anda yumuşacık bir vokal özgür bir adamın hayalleri olmadan öleceğinden, açlık çeken çocuklardan, çocukların tüm insanlığın umudu oluşandan bahseden sözler söylüyordu. Geri plandaki akustik gitar daha önce hiç duymadığım bir etkideydi. İlk pasaj bittiğinde alışılmamış coşkudaki davullarla yükselen eser, flügelhorn’un yatıştırıcı melodisi ile devam etmişti. Albümün geri kalanı da aynı temanın farklı formlarla ele alınmış hallerini içeriyordu. Bu melodi o kadar evrensel bir yerde konumlandı ki mutlaka bir yerlerde duymuşsunuzdur.
Yazmakta olduğum şu anda bile tüylerimi diken diken eden muazzam bir müzikal karşılaşma olmuştu. Albüm haklı olarak yayımlandığı sene Grammy’de En İyi Pop Enstrümantal Performans ödülünü almıştı. Zamanın ruhunu en iyi yansıtan gösterişli ve asi müziklerden biriydi.
Oldukça erken sayılabilecek bir yaşta ve aniden hayata veda ettiğinde dayımdan kalan en özel emanet olan bu müziği ve Chuck Mangione, Children of Sanchez CD’sini evimde sürekli görebildiğim özel bir yerde muhafaza ettim ve dinledikçe eskimesin diye CD’nin bir kopyasını daha satın alıp ondan kalan yadigara hiç dokunamadım. Bu vesileyle kendisini rahmet ve minnetle anıyorum.
Chuck Mangione, 70’lerde pop listelerinde fırtınalar estiren, caz ruhunu pop müziğe en doğru kanaldan aktaran özel ruhlardan biriydi
70’lerde özellikle Feels So Good şarkısı ile pop listelerinde fırtınalar estiren, caz ruhunu pop müziğe en doğru kanaldan aktaran özel ruh Mangione, 84 yaşında uykusunda hayata veda ettiğinde anılar sandığımdan bu özel hatırayı da çıkararak size Mangione’dan biraz bahsetmek için fırsat yarattım.
1940 doğumlu olan flügelhorn ve trompet sanatçısı, besteci ve grup lideri Chuck Mangione, soy isminden de tahmin edebileceğiniz üzere İtalyan kökenli olan Amerikalı. Kariyerindeki 30 albümde 14 adaylık ve 2 Grammy ödülü kazanmıştı. Mangione, müzikle iç içe büyüdü; babası Frank Mangione sık sık Carmen McRae, Art Blakey gibi caz sanatçılarını evlerine davet ederdi. Piyanist kardeşi Gap Mangione ile “The Jazz Brothers” adlı bir grup kurarak 1960’ların başında Riverside Records ile albümler kaydetmişlerdi. Mangione, 1963’te Eastman School of Music’ten mezun oldu ve kısa süre sonra, önceleri Clifford Brown, Freddie Hubbard, Kenny Dorham ve Lee Morgan gibi efsanelerin oturduğu koltuğu devralarak (Keith Jarrett’ın ve 27 yaşında öldürülen saksofoncu Frank Mitchell’ın da aralarında bulunduğu bir kadro ile) caz müziğin efsaneler okulu Art Blakey & Jazz Messengers’da trumpette yer almaya başladı.
Chuck Mangione’un başarılı kariyerindeki parlak sayfalardan biri Montreal Quebec’de gerçekleşen 1976 Yaz Olimpiyatları’nda “Chase the Clouds Away” bestesinin kullanılmış olmasıydı. 1980 yılında ise bu sefer Lake Placid, New York’daki Kış Olimpiyatları‘nın tema parçası “Give it All You Got” olmuştu.
Popüler kültür kendisini sadece müziği ile değil animasyon serisi King of the Hill’in ilk sezonlarında yer almasıyla da tanımıştı. En büyük başarılarından biri olan Feels So Good şarkısının Haziran 1978’de Billboard Hot 100’de 4 numaraya yükselmesi, albümün ise Billboard 200’de 2 numaraya ulaşması. Bu albüm, Mangione’a yüksek satış rakamlarıyla birlikte iki platin plak kazandırmış ve smooth jazz radyo istasyonlarında çok çalınır hale gelmişti.
Mangione, bestelerinde caz, pop, latin ve az miktarda klasik müzik öğelerini harmanlayan erişilebilir bir stil geliştirdi. Özellikle flugelhorn’un melodik, sıcak tonu onun imzası haline gelmişti. Kolay erişilebilirliği sağlarken Mangione’un müziğinin yüzeysel olduğu fikri aklınıza gelmesin, tam aksine Mangione’un müziğinde son derece çok katmanlı ve etkileyici, akıl dolu kompozisyonlarla da sık sık karşılaşırız. Özellikle Hide & Seek, The Xlth Commandment, Give It All You Got gibi parçalardaki muazzam funky öğeleri ve usta işi partisyonlar Mangione’nin diskografisindeki favorilerim.
Mangione’un ardından müzisyen dostlarının paylaşımlarından yola çıkarak bir grup lideri olarak kendisinin birlikte çalıştığı müzisyenlere son derece kibar ve cesaretlendirici olduğunu öğreniyoruz. Bu müzisyenlerden biri olan Nir Fender, henüz 22-23 yaşlarında bir müzisyenken Mangione’la beraber çaldıkları bir konserde solosunu gereksiz yere uzattığı ve bazı şeylerin ters gittiği bir performans sonrası nadiren konuşan Mangione’un sahneden sonra kendisini odasında görmek istediğini söylediğini paylaşıyor. Gruptan kovulma endişesi ile gittiği görüşmede odadan kendisini övgü ile uğurlayan bir Mangione’dan bahsediyor. Caz dünyasında nazik grup liderleri nadirdir ve haliyle güzel hatırlanırlar.
Mangione’un müziği ile ister benim gibi aile mirası vesilesiyle özel bir noktadan tanışmış olun ya da isterseniz kaliteli bir müziksever olarak bir plakta denk gelmiş olun Mangione’un yaşamınıza kattığı güzel anları her zaman hatırlayacaksınız.
Hoşçakal kahverengi keçe fötr şapkalı adam.
Efsaneyi devam ettirmek için Mangione’nin müziklerini BURADAN dinlemeye devam edebilirsiniz.
Burak Sülünbaz’ın diğer yazıları BURADA


