My Funny Valentine sahneye ilk adımını 1937’de attı. Babes in Arms müzikalinde, Billie Smith adlı genç bir kızın, sevdiği, fakat kusurlarına rağmen kabul ettiği Valentine “Val” LaMar adlı erkek karaktere söylediği, sözleri Lorenz Hart‘a, müziği Richard Rodgers‘a ait bir şarkıydı bu.
Bu dramaturjik detay çok önemli: Şarkı, klasik aşk ilanlarından biri değil. Bir kadının, karşısındaki erkeği “mükemmel olmadığı haliyle” kabul etme çabasının, yumuşak ama içten bir kabullenişin müziğe dökülmüş hali. Bu hikayesi ile döneminin çoğu şarkısından ayırmak gerek kendisini. Çünkü 1930’ların sahne dünyasında erkekler genellikle iltifat eden tarafta idi; günümüzde de bu beklenti yüksek değil dersek yanılmış oluruz. Şarkının öyküsünde, bir kadının tüm kırılganlığıyla söylediği duygular şu kelimelere dokunuyor gibi: “Kusurlarınla varsın… ve ben en çok o halini seviyorum. Lütfen hiç değişme.”
Bu kırılgan kabul ediş, şarkının daha sonra neden caz tarihinde bu kadar derin bir iz bıraktığını da hissettiriyor bir yandan.
Chet Baker’ın mektuba dönüştürdüğü şarkı
Şarkının tarihsel kaderini değiştiren kişi, hiç kuşkusuz Chet Baker. 1952’de Gerry Mulligan ile kaydettiği versiyon, şarkıyı bir Broadway parçası olmaktan çıkarıp bireysel bir itirafa dönüştürmüşe benziyor.
Chet’in sesi kırılgan, ince ve çekingen bir tonda. Sanki Billie Smith karakterinin sahnedeki duygusu, onun ses tellerine yerleşmiş ve erkek bedeninde yeniden doğmuş gibi.
Chet Baker’ın şarkıyı bir erkek olarak yorumlamasında, çoğu parçada duyduğumuz o ödünç alınmış hissi yok. Aksine, şarkı, kusurları kabul etmenin cinsiyetsiz bir duygu olduğunu ıspatlıyor; bu da çok güzel bir his.
Chet’in yorumunda şarkı biraz şöyle bir yerde:
“Kusurların var, kusurlarımız var… ama yine de birbirimizin yanında kalıyoruz. Ve lütfen, benim için en ufak bir parçanı bile değiştirme. Bu halin benimle olsun istiyorum”
Bu yüzden Chet’in sesindeki her nefes, bir kabulleniş mektubuna dair satırlar gibi..
Ya Gerry Mulligan’ın nefesi ile yazdığı satırlar?
Şarkıyı caz dünyasına taşıyan sadece Chet’in vokali değil elbet. Fakat kabul etmek lazım, onunkisi en dokunaklısı.
Gerry Mulligan’ın bariton saksofonuyla kurduğu o yumuşak, geniş alan, şarkının kırılgan satırlarına yeni parantezler açıyor gibi. Nota nota, içe kapanan bir itirafın adımlarını gizlice takipte gibiyiz.
Mulligan’ın sakinliği, şarkıya “dramatik” bir anlam yüklemiyor fakat samimiyetini koruyor. Tıpkı bir mektubun ortasında uzun bir nefes almak ve sonra satırlara devam etmek gibi.
Miles Davis’in gecenin sonuna sakladığı gölgeler
Sahneye Miles Davis giriyor.
Miles’ın My Funny Valentine yorumları (özellikle 1958’de Plaza Hotel’de Bill Evans ile olan performansını mutlaka dinlemelisiniz), şarkıyı bambaşka bir evrene taşımış. Gölgeler, boşluklar ve gecenin kendisiyle, nefis bir evren burası.
Biliyor muydunuz, Miles bu şarkıyı hep gecenin sonuna saklarmış. Bazı şarkıların karanlıkta daha iyi hissedildiğini düşünüyor gibi.
Miles’ın trompeti sözlerin bıraktığı boşlukları doldurmuyor fakat o boşluklarda yankılanmakta ondan iyisi olmayabilir.
Şarkıyı bir kabul değil, bir sorgulama haline getirdiğini hissedeniniz vardır.
Bu yüzden Chet’in versiyonu sıcacık satırlarlardan oluşan naif bir zarfken, Miles’ın versiyonu mesafeli cümlelerle dolu satırlar gibi.
İkisi de fevkalade.
İkisindeki farklılık bir şarkının hem yakınlığı hem uzaklığı aynı anda taşıyabileceğine dair nefis bir gösterge.
Shirley Horn’un parmak izleri
Şimdiye kadar daha çok erkek yorumculardan söz ettik ama My Funny Valentine söz konusuysa kadın vokalistleri anmadan geçmek olmaz. Çünkü şarkıya bambaşka bir duygusal derinlik katan, içimize işleyen pek çok yorum var. Ella Fitzgerald’ın kusursuz dengeyle kurduğu zarif swing hattı, Sarah Vaughan’ın armoniyi adeta yeniden şekillendiren akışkanlığı ve esnekliği, Carmen McRae’in dramatik ve tok anlatımı ya da daha çağdaş bir tonda Diana Krall’ın içe dönük, sadeleştirilmiş yaklaşımı…
Bu güçlü kadın yorumları arasında Shirley Horn’un yeri ise çok ayrı. Horn’un vokalindeki o ağır, sabırlı, neredeyse zamanın ritmini yavaşlatan ifade, My Funny Valentine’a benzersiz bir kırılganlık getiriyor. Üstelik onun bu yorumu, Miles Davis’le yıllara yayılan sanatsal bağından da izler taşıyor. Davis’in Horn’a duyduğu derin saygı, Horn’un geç döneminde Miles’a adadığı yorumlarda açıkça hissedilirken iki sanatçı arasındaki bu sessiz, rafine diyalog, Horn’un şarkıya getirdiği atmosferi iyice zenginleştiriyor olabilir mi?
Şarkının Dokunduğu Yer Neresi?
Asıl hikaye “komik” ya da “tuhaf” bir sevgili değil. Asıl hikaye şu sorunun içten içe hepimizde yaşaması: “Olduğum halimle sevilebilir miyim?”
My Funny Valentine yıllar evvel bu soruya iki farklı cevap sunmuş bile:
Broadway sahnesinde: “Evet. Kusurlarınla beraber…”
Caz sahnesinde: “Evet… çünkü en sessiz, doğal ve kırılgan halinde bile içindeki melodiyi duyabiliyorum.”
İşte bu yüzden şarkı yalnızca bir müzikal şarkısı değil, duyguların en çıplak halinin caz tarihine kazınan notaları olmuş ve belki de My Funny Valentine’ın asıl büyüsü, bize yıllardır aynı şeyi fısıldamasında saklı: En dokunaklı melodiler, insanın kendini saklamadan kaldığı yerlerde başlıyor.
Peki ya siz, en çıplak halinizle duyulduğunuzu, önemsendiğinizi en son ne zaman hissettiniz?


