Onu bu illetten kurtarmalıydım. Bu bizim en zorlu sınavımız olacak!
Direksiyon başına geçtim. Radyoyu açtım. Song to say goodbye çalıyordu. Daha ilk pasajda tüylerim diken diken oldu. O zaman anladım, karanlık bulutlar onun üzerine çoktandır yağmur taşıyor. Direksiyon simidinin boşluğundan yola dikkatimi vermişken dikiz aynasından onun mutsuz suratını cama yaslanmış görmek bana ne kadar acı veriyordu tahmin bile edemezsiniz.
Keşke kendimin büyümüş halimi hiç görmeseydim. Birazdan izleyeceğiniz 8:18 dakikalık bu başyapıtta, o benimle asla konuşmuyor. Aslında kimse ile konuşmuyor. Ben de bu sessizliğe ayak uyduruyorum. Ayağım gaz pedalına zor yetişiyor. 10 yaşındayım ama yaşıtlarıma göre araba kullanacak kadar uzunum.
Klip şu sözlerle başlıyor:
Sen hatalarından birisin Tanrı’nın
Seni ağlak, trajik deri israfı
Bunun nasıl acı verdiğinin gayet farkındayım
Ama yine de bana açılmayacaksın!
Ben boşa harcanmış, deri israfıyım. Ayakta durmaya bile halim yok. Sürekli yere kapaklanıyorum. Herkes bana acınası gözler ile bakıyor. Bazen çok uzaklardan gelen melodi kulaklarıma sızıyor. Aslına bakarsanız cennet ile cehennemin arafında bir veda şarkısının kırık notaları cebimde, gidip geliyorum.
Gelecekteki halime yardım etmeliyim. O çok çaresiz, yıkılmış bir adam. Çocukluğundan yani benden yardım istiyor. Eşyalarını toparlayamıyor, alışverişte donup kalıyor. Sonuçta kendini kendisi kurtarmaya çalışıyor. Ne kadar hazin diye düşünüyorum.
“Onun yaşama tutunmaya çalışan bir parçasıyım ben!”
“Ama ben, elini hiç bir zaman bırakmayacağım, bu bir veda şarkısı olsa bile söz” dedim içimden. Ben olmasam çoktan yaşamına son verirdi eminim. Direksiyon başındayım çünkü; bu şarkı onun dinlediği son şarkı olmayacak. İnce bir çizgideyiz, sınırlar ortadan kalkmadan yol almalıyız.
Pandomim gösterisi izler gibi akışa kilitleniyorsunuz. Ya da bir sonraki ay sinemaya gelecek filmin fragmanını seyrediyorsunuz. Detayları görmek isterseniz, birkaç kez arka arkaya klibi izlemelisiniz. Bir sekansta adamın, yardım eden çocuğun gözündeki morluğa üzülmesini gördüğünüzde, şarkının geri kalan bölümünde kendinizi şiddetin ne kadar kötü bir şey olduğunu düşünürken buluyorsunuz.

Klibin yönetmeni Philippe Andre, bu başyapıtı tasarlarken Brian Molko’nun hayatından da kesitler eklemek istemiş. İlginç olan, çocuk karakterin hareketlerinin erişkin bir adam olgunluğunda tasarlanması. Bu duyguyu vermek için çok özel bir yol izlemiş. Geçmişe ait ne varsa ortaya çıkarmaya çalışmış sessizce. Sahne geçişleri, detay çekimleri, gerçekçi yan rol karakterleri ve şarkı ile uyumlu anlık görüntüler tam yerinde.
Şarkının ritmi hızlandığında ise birbiri ardına tekrarlayan akorlar, huzursuz notalar belli bir süre sonra ambulans sirenini andıran ritimler sahne alıyor. Brian’ın hüzünlü, delici sesi de eklenince tam bir film havasına bürünüyor klip.
Şarkı üst noktalara tırmandığında ise vokal yalvarmaya başlıyor. Bu sadece yardım çığlığı değil, başlı başına şarkı sözü gibi davranıyor. “It’s a song to say goodbye” cümlesi zihninizde eriyor ve sizi, yardım etmek için harekete geçiriyor. Klibin içine girip Los Angeles sokaklarında çocuğun yardımına gitmek istiyorsunuz.
Sonlar hep mutlu mu bitmeli, ya da olay örgüsünün finali biraz sis bulutu içinde kalıp izleyenlere hayal ettikleri sonu mu sunmalı? Bilemedim. Yönetmen burada da direk göstermemiş ama ima etmiş. Klip bittiğinde bile hikaye nereye varacak diye hala merak içinde sihirli kutuya bakmaya devam edeceksiniz.
Ve final sahnesi: Bu trajedenin sonunda bizi kurtarması için şu iki gerçeğe tutunuyorum. İlki çocukluğum diğeri ise sevdiğim şarkılar.
Bu derin, dipsiz ve karanlık kuyuya her birimiz aniden düşebiliriz. Yavaş yavaş yok olmaya yüz tuttuğumuz o anlarda, hayatta tek kalsanız bile korkmayın. En umutsuz anların şafağında, veda şarkınız çalınırken arka planda; sizin elinizi her zaman sıkı sıkıya tutacak ve hiç bırakmayacak küçük bir el olacak, güvenin bana…
Oktay Gökkaya’nın diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin
Placebo Spotify


