Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Facebook X (Twitter) Instagram YouTube Spotify Bluesky
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    • ANA SAYFA
    • YENİ
    • VİTRİN
    • PORTRE
    • GÜNCEL
    • GÖRÜŞ
    • RÖPORTAJ
    • YAZARLAR
    • ENGLISH
    Dark Blue NotesDark Blue Notes
    VİTRİN

    Baba ve oğul: Steve Howe ve Dylan Howe

    Sözden yapıya, Dylan’dan Bowie’ye baba ve oğul Howe ekseninde müzikal okuma: Bu yazıda izlediğimiz hat, cover olgusunun çok ötesinde bir müzikal düşünce zincirine dair. Bob Dylan’dan başlayıp David Bowie’ye uzanan bu yol, şarkıların kendisinden çok onların taşıdığı yapısal ve estetik potansiyeli merkeze alıyor.
    Bülent SeyitdanlıoğluBy Bülent Seyitdanlıoğlu12 Şubat, 2026
    Steve Howe, Dylan Howe

    2016 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alarak şarkı sözlerini edebiyat dünyasının merkezine taşıyan Bob Dylan, popüler müzik tarihinde benzersiz bir yerde durur. Ancak Dylan’ın şarkılarını kalıcı kılan yalnızca sözlerindeki şiirsellik değildir; bestelerinde, sözlerle birlikte var olan güçlü ve esnek melodik yapılardır ve bu şarkıların türler arası dolaşımını da mümkün kılar.

    Belki de bu nedenle neredeyse her Dylan klasiği, sayısız cover yorumuyla popüler müziğin ortak hafızasında yeniden şekillenir. Folk’tan rock’a, soul’dan country’ye, pop’tan blues’a uzanan geniş bir eksende; Guns N’ Roses, Manfred Mann’s Earth Band, Stevie Wonder, Willie Nelson, Jimi Hendrix, The Byrds, Johnny Cash ve Adele gibi çok farklı isimler Dylan şarkılarını kendi ses örgülerine ve oluşturdukları müzikal dile taşımıştır. Her bir yorum, bu şarkıların içinde saklı olan melodik çekirdeği yeniden görünür kılar.

    Steve Howe & Bob Dylan
    Bob Dylan

    Bu geniş Dylan yorum geleneği içinde çizgi üstü bir yaklaşıma dikkat çekmek istiyoruz şimdi.

    Progresif rock tarihinin en özgün gitaristlerinden biri olan Steve Howe, Dylan şarkılarını bir vokal performans alanı olarak değil; armonisi, melodisi ve yapısal mimarisi çözümlenebilecek müzikal formlar olarak ele aldığı bir albüm çıkarmıştı 1999 yılında. Howe’un bu albümdeki yaklaşımında sözler geri çekilir, melodi merkeze yerleşir.

    Steve Howe’un Bob Dylan şarkılarıyla kurduğu ilişki, 1999 yılında yayımlanan Portraits of Bob Dylan albümüyle somutlaşır. Bu çalışma, Dylan repertuvarına yapılmış klasik bir saygı duruşu olmaktan çok, şarkıların iç yapısını açığa çıkaran analitik bir müzikal okuma niteliği taşır. Howe burada şarkıları yeniden söylemez; onları çözümler, iskeletlerini görünür kılar.

    Bu yaklaşımın güncel bir uzantısı olarak, albüme girmemiş bazı kayıtlar 2025 yılının sonlarında Signals Crossed adlı kısaçalar formatında yayımlandı. Howe’un kendi plak şirketi aracılığıyla dinleyiciyle buluşturduğu bu çalışma, yalnızca üç şarkıdan oluşmasına rağmen, taşıdığı estetik yoğunlukla dikkat çekiyor. İlginç bir detay olarak, plak 33 1/3 devirde çalınıyor ve üç şarkının tamamı A yüzünde yer alıyor. B yüzü ise bilinçli olarak boş bırakılmış. Bu “ayna yüz” tercihi, dinleme deneyimini kesintisiz hâle getirirken, müzikal bütünlüğü de vurguluyor.

    EP’yi açan I Want You, Steve Howe’un vokal üstlendiği nadir kayıtlardan biri. Howe’un sesi teknik bir gösteri iddiası taşımadan; sade ve doğrudan bir anlatım sunuyor. Akustik gitar yorumu ise neredeyse kırılgan bir hassasiyetle ilerliyor ve Dylan melodisinin içsel gücünü ön plana çıkarıyor.

    EP’deki bir diğer dikkat çekici yorum One Too Many Mornings. Bu versiyon, Portraits of Bob Dylan’daki akustik ağırlıklı yorumdan farklı olarak daha elektrikli bir karakterde. Parçada yer alan pedal steel gitar solosu, duygusal derinliği belirgin biçimde artırıyor. Klavyede Geoff Downes, davulda ise Steve Howe’un oğlu Dylan Howe var. Düzenleme, gösterişten uzak ve bir o kadar incelikli olarak nitelendirilebilir.

    The Steve Howe Trio (Dylan Howe, Steve Howe and Ross Stanley)

    Steve Howe’un Dylan şarkıları üzerinden yürüttüğü analitik ve içe dönük yaklaşım, müzikal bir miras olarak oğlu Dylan Howe’un çalışmalarında farklı bir eksende devam ediyor. Ancak burada yön Bob Dylan’dan David Bowie’ye çevriliyor. Dylan Howe’un Bowie repertuvarıyla kurduğu ilişki, bir cover geleneğinden ziyade tarihsel ve estetik bir yeniden okuma girişimi olarak düşünülebilir.

    2014 yılında yayımlanan Subterranean New Designs On Bowie’s Berlin albümü, Bowie’nin Berlin Üçlemesi olarak bilinen Low, Heroes ve Lodger dönemini içeriyor. Albümdeki seçimler özellikle sözsüz ya da yapısal olarak açık uçlu parçalardan oluşur. Dylan Howe, bu tercihle Bowie’nin şarkı yazarlığından çok, onun ses mimarisine ve atmosfer kurma becerisine odaklanıyor.

    Subterranean New Designs On Bowie’s Berlin albümünde caz, albümün merkezî dili hâlinde. Ancak bu bir “jazz tribute” değil. Parçalar swing kalıplarına zorlanmıyor; aksine, Bowie’nin elektronik ve deneysel altyapıları caz armonisi ve serbest doğaçlama estetiğiyle yeniden yorumlanıyor. Davul yaklaşımı  ise son derece keskin ve belirleyici. Dylan Howe, babasının  albümünde ortaya koyduğu kontrollü ve mimari davul anlayışının aksine, daha akışkan ve tepkisel bir ritim dili kuruyor.

    Albümde yer alan Warszawa ve Moss Garden gibi parçalar, minimal yapılarına rağmen yüksek bir dramatik yoğunlukta. Özellikle Subterraneans, albümün doruk noktası diyebiliriz: karanlık ve neredeyse sinematografik bir atmosfer içinde, davulun yön verici değil eşlik edici bir rol üstlendiği bir anlatı kuruluyor parçada. Bu tercih, Bowie’nin Berlin yıllarındaki yalnızlık ve yabancılaşma temalarını caz estetiğiyle örtüştürüyor.

    Bu noktada dikkat çekici olan, baba ve oğul arasındaki yaklaşım farkı. Steve Howe, şarkıları çözerek iç yapılarını görünür kılmayı amaçlarken; Dylan Howe, parçaların etrafında dolaşıyor, boşluklarını dinliyor ve sessizliğin kendisini ses örgüsünün temel unsuru hâline getiriyor. Ortak payda ise açıktır: Her iki müzisyen de popüler müzik repertuvarını “yeniden icra edilecek” değil, “yeniden okunacak” bir metin olarak ele alıyor.

    Bu yazıda izlediğimiz hat, cover olgusunun çok ötesinde bir müzikal düşünce zincirine dair. Bob Dylan’dan başlayıp David Bowie’ye uzanan bu yol, şarkıların kendisinden çok onların taşıdığı yapısal ve estetik potansiyeli merkeze alıyor.

    Steve Howe, Dylan şarkılarını ele alırken sözleri geri çekerek; melodiyi, armoniyi ve iç yapıyı görünür kılıyor. Onun yaklaşımında Dylan, bir hikâye anlatıcısı olmaktan ziyade, çözümlenebilir bir müzikal mimarinin kaynağı. Bu bağlamda Portraits of Bob Dylan ve Signals Crossed, bu bakışın olgun ve bilinçli örnekleri olarak, popüler şarkı formunun ne kadar esnek ve derin olabileceğini hatırlatıyor.

    Dylan Howe ise bu mirası bambaşka bir estetik evrende sürdürerek  Bowie’nin Berlin yıllarına odaklanıyor ve ortaya çıkan Subterraneans, şarkılardan çok ses manzaralarıyla konuşan bir albüm olarak öne çıktı. Burada ritim, anlatının merkezinde değil; atmosferin içinde, neredeyse görünmez bir rehber gibi çalışıyor. Davul, zamanı tutan bir araç değil, mekân duygusu yaratan bir unsur hâline geliyor.

    Bu iki yaklaşım arasında açık bir kuşak farkı var; ancak daha güçlü olan, aralarındaki düşünsel süreklilik. Baba ve oğul, farklı estetik diller konuşsalar da ortak bir noktada buluşuyorlar: Müziği tüketilecek bir yüzey değil, dinlenerek çözülecek bir yapı olarak ele almak.

    Tam da bu nedenle, bu albümlerde yer alan şarkılar ve bu şarkıların arkasındaki düşünme biçimleri, estetik tercihler ve müzikal hafıza etrafında gelişiyor.  

    Dolayısıyla her iki albüm, aynı soyadını taşıyan iki müzisyen üzerinden, popüler müziğin ne kadar derin ve katmanlı bir anlatı alanı olabileceğinin kanıtı olarak değerlendirilebilir.

    Belki de bu yüzden, geriye kalan şey tek bir tür ya da tek bir dönem değil; zaman içinde birbirine dokunan iki ayrı müzikal bakış ve mücevher değerinde iki albüm oluyor.

    ■

    Dark Blue Notes’da Bülent Seyitdanlıoğlu
    Dark Blue Notes’ta Vitrin

    260213 Bob Dylan David Bowie Dylan Howe Geoff Downes Steve Howe Yes
    Share. Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp Telegram Email Bluesky Copy Link
    Previous ArticleZamanı şişeleyen adam: Sting ve Il Palagio
    Next Article Yellowjackets: Yarım Asırlık Crossover Caz Devi
    Bülent Seyitdanlıoğlu

      Her şeyden önce iyi bir müzik dinleyicisi. Uzun yıllardır Radyo ODTÜ'de Kulak Misafiri isimli programı hazırlıyor ve sunuyor, Dark Blue Notes ve Stüdyoİmge dergilerinde rock kültürüne dair yazılar yazıyor. Rock 'n' roll'un bir yaşam tarzı olduğuna inancı sonsuz. Ona göre müzik, büyük bir disiplin ve ciddiyet demek.

      Related Posts

      Geçmişin ritmi: Stephen McCraven – Heritage

      18 Haziran, 2026

      Mike Campbell & The Dirty Knobs – Mission of Mercy

      18 Haziran, 2026

      Sam Barsh, Keyon Harrold, Mark Guiliana: Straight08 (La Reserve 2026)

      18 Haziran, 2026
      Yazarlar
      Kimiz?

      Dark Blue Notes müziği sevenlerin, sevdiklerini neden sevdiğini anlama çabasından doğan bir oluşum. DBN, müziği yaşamlarının dekoratif bir deseni değil, aksine, yolculuklarının yoldaşı olarak görenlerin; tür farkı gözetmeksizin iyi müziğin peşinde olanların; aktüel olandan kopmadan kalıcı olanı arayanların dergisi.

      DBN, müzikle ciddi olarak ilgilenenlere özgün içerik sunmayı, bu yolla benzer bakışa sahip insanların arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor. Sayfaları, sıfatları ne olursa olsun fikri olanlara, bunu paylaşmayı isteyenlere açık.

      Her türlü eleştiriniz, öneriniz ve katkılarınız için bize [email protected] adresinden erişebilirsiniz ve eğer destek olmak isterseniz bunu Patreon aracılığıyla yapabilirsiniz.

      İçeriklerden makul miktar alıntı yapabilirsiniz ama lütfen kaynağına bağlantı koyma (hatta DBN’e haber verme) nezaketini gösteriniz.

      Yazıların telifi yazanlara aittir.

      Yayın Kurulu: Burak Sülünbaz, Bülent Seyitdanlıoğlu, Mine Gürevin, Murat Küpeli, Turgay Yalçın.

      Yayın Yönetmeni: Turgay Yalçın.

      Reklam: [email protected]

      Copyright © 2026 Dark Blue Notes. All rights reserved. Powered by MOBCODES.

      Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

      Dark Blue Notes’da yayımlanan içeriklere doğrudan erişmek için Whatsapp Kanalımıza abone olun!

      Kanalı Görüntüle