Bir kontrbasçı düşünün. Yarım asrı aşkın süredir cazın en özgür, en deneysel alanlarında dolaşıyor. Çaldığı her notayla müziğin sınırlarını biraz daha genişletiyor. Sonra bir albüm yapmaya karar veriyor ama bu kez kontrbasını eline almıyor. Üstelik albümün merkezine bir dansçının ayak seslerini yerleştiriyor. 9 Ekim 2026’da Centering Records/AUM Fidelity etiketiyle yayımlanan yeni William Parker albümünün hikâyesi gerçekten ilgi çekici. Gregory Porter anısına bestelediği yedi parçadan oluşan, yaklaşık bir saatlik Waltz for Gregory, Parker’ın müziğe farklı bir kafayla baktığını bir kez daha hatırlatıyor.
1946 doğumlu Amerikalı dansçı, oyuncu ve şarkıcı Gregory Hines, tap dansının modern dönemdeki en önemli temsilcilerinden biriydi. Tap dansı dediğimiz, özel ayakkabıların zemine vurulmasıyla ritim üretilen, kökleri Afro-Amerikan kültürüne uzanan bir dans biçimi. Hines’ın farkı, bu geleneği yalnızca koreografik bir gösteri olarak görmemesiydi. Onun ayakları bir davulcu gibi çalışıyor, ritimleri caz müzisyenleriyle karşılıklı konuşabiliyordu. Doğaçlama yapıyor, beklenmedik vurgularla müziğin yönünü değiştirebiliyordu. 2003 yılında hayatını kaybeden Hines’ın adı, Parker’ın yeni albümünde yeniden karşımıza çıkıyor. Albüm bir ithaf ve müziğin nasıl kurulabileceğine dair bir farklı bir bakış açısı taşıyor.
Albümün yaklaşık on dört buçuk dakikalık açılış ve başlık parçası Waltz for Gregory, bu fikrin en somut karşılığı. Meksikalı genç tap dansçısı Melissa Almaguer’in katıldığı eserde dans, müziğin üzerine sonradan eklenmiş bir gösteri değil, doğrudan ritmik yapının bir parçası. Ayakkabıların yere vuruşları, davulun ve kontrbasın oluşturduğu ritmik alanla buluşuyor. Bir noktadan sonra dansçıyı mı dinlediğinizi, yoksa bir vurmalı çalgıyı mı takip ettiğinizi düşünmek mümkün. Burada hoşuma giden, Parker’ın bir dansçıyı anmak için dans hakkında müzik yazmakla yetinmemesi. Dansı bizzat müziğin içine alması. Cazın tarih boyunca dansla kurduğu ilişkinin, free jazz’ın özgürlük anlayışıyla yeniden karşılaşması gibi.
Parker’ın kendi kontrbasını çalmaması da albümün önemli ayrıntılarından biri. New York’un avangart caz sahnesinde yetişen, Cecil Taylor gibi isimlerle çalışmış, doğaçlamayı müzikal düşüncesinin merkezine yerleştirmiş bir müzisyenden söz ediyoruz. Onu yıllardır güçlü kontrbas yürüyüşleri, yay kullanımı ve ritmik yaklaşımıyla tanıyoruz. Fakat Parker’ın dünyası enstrümanıyla sınırlı değil. Aynı zamanda besteci, şair, söz yazarı ve müziği toplumsal bir ifade biçimi olarak gören bir sanatçı. Waltz for Gregory albümünde kontrbası Ken Filiano’ya bırakıp kendisi bestelerin, sözlerin ve prodüksiyonun başına geçiyor. Böylece dinleyiciye Parker’ın çalgısından çok, zihninde kurduğu müzikal dünyaya yaklaşma fırsatı doğuyor.
Bu yaklaşım aslında birdenbire ortaya çıkmadı. Parker, 2018 tarihli Voices Fall From the Sky albümünde insan sesini ve şarkı yazarlığını geniş bir çerçevede ele almıştı. 2021 yılında yayımlanan, on albümlük devasa Migration of Silence Into and Out of the Tone World projesi ise onun müzik, şiir, anlatı ve toplumsal meseleler arasında kurduğu ilişkilerin en kapsamlı örneklerinden biriydi. William Parker için beste demek, melodinin ve armoninin bir araya gelmesinden öte, içinde bir insanın hikâyesi, bir hatıra, bir kayıp ya da dünyaya yöneltilmiş bir soru barındırabilmeli. Waltz for Gregory de bu uzun arayışın yeni halkası.
Albümün kadrosu da bu düşünceye uygun biçimde kurulmuş. Andrea Wolper vokalde, Bruce Barth piyanoda, Ken Filiano kontrbasta, Kevin Murray davulda, Steve Swell trombonda ve Jim Ferraiuolo obua ile alto saksofonda yer alıyor. Melissa Almaguer ise başlık parçasındaki tap dansıyla topluluğa katılıyor. Özellikle Andrea Wolper’ın varlığı önemli. Bu albümde insan sesi Parker’ın sözlerini ve hikâyelerini dinleyiciye ulaştıran başlıca araçlardan biri. Obua ve trombon gibi çalgıların renkleri de alışıldık caz dörtlüsü sesinin dışına çıkılmasına imkân veriyor. Parker’ın yıllardır içinde bulunduğu özgür doğaçlama geleneği, burada şarkı formuyla yan yana duruyor.
Yedi parçalık repertuvarın ikinci sırasında The Golden Light of Love bulunuyor. Ardından gelen Chantal ise albümün sinemayla kurduğu bağı ortaya çıkarıyor. Eser, Belçikalı yönetmen Chantal Akerman’a adanmış. 1975 yapımı Jeanne Dielman, 23 quai du Commerce, 1080 Bruxelles filmiyle sinema tarihinde kendine özgü bir yer edinen Akerman, gündelik hayatın tekrarlarını, sessizliği, beklemeyi ve zamanın akışını bambaşka bir anlatım biçimine dönüştürmüştü. Parker’ın böyle bir sinemacıyı müziğinde anması beklenen bir durum. İki sanatçının kullandıkları araçlar farklı olsa da yerleşik anlatım biçimlerinin dışına çıkma arzuları arasında bir yakınlık kurulabilir. Yaklaşık üç dakikalık Chantal, albümün en kısa parçası ve bu kısa süre bile Akerman’ın dünyası üzerine düşünmek için güzel bir kapı açıyor.
Joy Joy sonrasında karşımıza çıkan Joseph (where stones sleep) ise caz tarihinin başka bir önemli ismine, Joseph Jarman’a uzanıyor. 2019 yılında hayatını kaybeden Jarman, Art Ensemble of Chicago’nun kurucu üyelerinden, saksofoncu, flütçü, şair ve çok yönlü bir sanatçıydı. Chicago’nun deneysel müzik ortamından doğan bu topluluk, cazı tiyatro, şiir, Afrika kökenli müzik gelenekleri ve çok sayıda farklı çalgıyla buluşturmuştu. Jarman’ın sanatında müzikal bir arayış, ruhani ve felsefi bir yön de vardı. Parker’ın ona adadığı yaklaşık dokuz buçuk dakikalık eserde ses, piyano ve obua öne çıkıyor. Böylece albüm, Gregory Hines üzerinden dans tarihine, Chantal Akerman üzerinden sinemaya, Joseph Jarman üzerinden de yaratıcı müziğin köklü geçmişine uzanıyor.
Albümün altıncı parçası Ukraine, bu kişisel ve sanatsal anmaların arasından doğrudan bugünün dünyasına bakıyor. Parker eseri Ukrayna’daki savaşı düşünerek, dünyanın farklı bölgelerinde savaşların ortasında kalan bütün çocukları anmak amacıyla yazmış. Burada müziğin neyi değiştirebileceği sorusu ister istemez akla geliyor. Bir beste savaşı durdurabilir mi? Elbette hayır. Ama insanların acısını görünür kılabilir, unutulmasını istemediğimiz hayatları hatırlatabilir. Parker’ın müziğinde yıllardır karşılaştığımız insani duyarlılık, bu eserde de kendini gösteriyor. Onun için özgürlük, yalnızca müzisyenin sahnede istediği notayı çalabilmesiyle ilgili olduğu kadar, insanın yaşayabildiği dünyayla da ilgili.
Kapanıştaki Heal the Broken World Trombone ise albümün bütün bu düşüncelerini bir araya getiren bir başlık taşıyor. Türkçeye kabaca “Yaralı Dünyayı İyileştir, Trombon” diye çevrilebilir. Bir çalgıya böyle seslenmek, ilk bakışta tuhaf gelebilir. Ama Parker’ın müzikal dünyasını düşününce son derece anlaşılır. Çünkü onun bestelerinde enstrümanlar konuşur, itiraz eder, yas tutar, sevinir ve kimi zaman teselli etmeye çalışır. Steve Swell’in trombonunun yer aldığı bu kapanış, albümün savaş ve kayıp gibi ağır yüzleşmelerini düşününce ayrıca anlam kazanıyor. Müziğin dünyayı iyileştirebileceğine ilişkin bir umut taşıyor.
Waltz for Gregory aslında 26 Aralık 2023 tarihinde Brooklyn’deki Park West Studios’ta kaydedilmiş. Kayıt, miks ve mastering çalışmalarını Jim Clouse üstlenmiş. Yani dinleyiciyle 2026 sonbaharında buluşan bu müziğin stüdyo geçmişi yaklaşık üç yıl öncesine uzanıyor. Albümün görsel dünyasında da anılan sanatçılar var. Gregory Hines ve Chantal Akerman portrelerini Douglas Arnold hazırlamış. Fiziksel baskının 500 adetle sınırlı tutulması ve Parker’ın kendi açıklamalarını içeren albüm notlarıyla sunulması da çalışmanın yalnızca dijital ortamda tüketilecek bir kayıt olarak düşünülmediğini gösteriyor.
Parker’ın bu albümünü ilginç kılan cazın farklı dönemlerini ve sanatın farklı disiplinlerini tek bir repertuvarda buluşturması. Bir tarafta tap dansının Afro-Amerikan müzik tarihiyle kurduğu ilişki, diğer tarafta Art Ensemble of Chicago’nun deneysel mirası var. Chantal Akerman’ın sineması, insan sesinin anlatım gücü ve savaşın ortasında kalan çocukların hikâyeleri de bu müzikal dünyanın içine giriyor. Bütün bunları bir araya getiren William Parker ise kendisini en çok tanıdığımız enstrümanı çalmadan albümün her tarafında varlığını hissettiriyor. Sanırım besteci olmanın en güzel taraflarından biri bu. Bir müzisyen, kendi sesini başka insanların sesleriyle de duyurabiliyor.
Cazın başlangıcından bugüne kadar dansla ilişkisi hiç kopmadı. Swing döneminin kalabalık dans salonlarından bebop’ın daha karmaşık ritmik dünyasına, oradan free jazz’ın sınır tanımayan doğaçlamalarına kadar bu ilişki sürekli biçim değiştirdi. William Parker, Waltz for Gregory ile bizi bu uzun tarihin başka bir köşesine götürüyor. Bir dansçının ayak seslerinden yola çıkıp sinemaya, şiire, kayıplara ve savaş karşıtı bir çağrıya ulaşıyor. Albüm bittiğinde geriye yalnızca yedi beste kalmıyor. Gregory Hines’ın dansı, Joseph Jarman’ın müzikal mirası, Chantal Akerman’ın sineması ve Parker’ın daha iyi bir dünya özlemi de kalıyor.
Hikâyenin en güzel tarafı, William Parker bu kez kontrbas çalmıyor ama müziğin her yerinde onun sesi var.
■
Dark Blue Notes’da Mine Gürevin
Dark Blue Notes’da Vitrin
William Parker Spotify
