Mücevher nedir?

Doğada oluşması uzun zaman alan, nadir bulunan, işlendiğinde değer kazanan ve yıllar geçtikçe kıymetini koruyan taş. Onu değerli yapan şey parlaklığı kadar, taşıdığı zaman; oluşması, bulunması, saklanması ve günün birinde yeniden ortaya çıkması…

Sesler de bazen böyle değil mi? Kaydedildikleri anda fark edilmeyebilir, yıllarca bir arşivin içinde kalabilir, hatta yaratıcıları hayattayken dinleyiciyle hiç buluşmayabilirler. Sonra zaman geçer ve o ses artık bir şarkı olmanın ötesine geçer; bir dönemin, bir arayışın, bir yaratıcının kimliğini kurduğu yılların belgesine dönüşür ve sesler denizinde mücevher değerinde bir halka oluşur.

Albüm kapak fotoğrafları

Maddi anlamda bakıldığında mücevher, kendi başına böylesine anlamlı bir hat oluşturmuyor. Ama mevzu rock’n’roll olunca, zamanın içinden çıkıp gelen sesler birbirine dokunuyor; yıllar sonra aynı hikâyenin farklı halkalarına dönüşüyor.

David Bowie, güçlü bir yorumcu olduğu kadar, yaratıcılığın binbir suratlı bukalemunu; kimliklerini, karakterlerini ve ses örgüsünü durmadan yeniden kuran, ama geçmişiyle bağını da hiçbir zaman tümüyle koparmayan bir figür niteliğinde.

Bowie için yazımın başlangıcında tarifini yaptığımız mücevher değerindeki son halkalardan biri, kuşku yok ki Toy.

Toy deyince, David Bowie’nin 2000 yılında dönüp gençliğinin şarkılarına yeniden baktığı o sıra dışı proje geliyor akla. 1960’ların ortasında kaydettiği parçaları yaklaşık otuz beş yıl sonra yeniden söylemiş; geçmişini olduğu yerde bırakmak yerine, yılların getirdiği deneyimle yeniden yorumlamıştı.

Bu dönüş rastlantısal değildi. Bowie, 2000’deki Glastonbury konserinin ardından geçmişindeki bazı şarkılara yeniden yaklaşmış, gençlik yıllarının kayıtlarını bugünkü sesiyle karşı karşıya getirmişti. Ortaya çıkan şey eski parçaların yeni düzenlemelerinden ibaret değildi tabii ki…

Genç Davie Jones’un henüz yolunu arayan sesiyle, artık kendi evrenini kurmuş David Bowie aynı kayıtların içinde yan yana gelmişti.

Toy tamamlanmıştı; ama yayımlanması planlandığı gibi gerçekleşmemişti. Albüm yıllarca beklemiş, Bowie’nin hayattayken dinleyiciyle buluşturamadığı çalışmalarından birine dönüşmüştü. Ölümünden sonra, 2021’de Brilliant Adventure (1992–2001) kutusunun içinde resmî olarak gün yüzüne çıkmış, 2022’de ise Toy: Box adıyla kendi başına bir yayına dönüşmüştü.

Albümün en çarpıcı taraflarından biri de Bowie’nin erken dönemine doğrudan dokunmasıydı. “You’ve Got a Habit of Leaving”, “Baby Loves That Way” ve aynı yıllardan başka şarkılar, yaklaşık otuz beş yıl sonra yeniden ele alınmıştı. Artık karşımızdaki yorumcu, kimliğini arayan genç Davie Jones değildi; geçmişine dönüp ona kendi eliyle yeniden biçim veren David Bowie’ydi.

Bu yüzden Toy, eski şarkıların yeniden kaydedildiği bir albüm olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor.

Zamanın iki ucunu birbirine bağlayan, Bowie’nin gençliğiyle olgunluk dönemini aynı ses örgüsü içinde karşı karşıya getiren ve yazımın başında tarifini yaptığımız o mücevher fikrine yaklaşan bir halkaya dönüşmüş durumda.

Ama hikâyenin öteki ucunda 1965 yılı duruyor.

2026’da taptaze yayımlanan “The Shel Talmy Recordings”, işte tam bu noktada başka bir anlam kazanıyor. Bizi doğrudan 1965 Londra’sına, İngiliz beat ve R&B sahnesinin kaynadığı günlere götürüyor. Henüz Davie Jones adını kullanan Bowie’nin yolu, Denmark Street çevresinde dönemin en önemli yapımcılarından Shel Talmy ile kesişiyor. The Kinks’in sesinde büyük payı bulunan, The Who ile de çalışmaya başlayan Talmy, genç Jones’ta bir şey görüyor ve onu stüdyoya taşıyor.

Bu kayıtların önemli bölümü Talmy’nin tercih ettiği IBC Studios’ta yapılıyor. Kontrol odasında ileride Beatles’tan Rolling Stones’a, The Who’dan Led Zeppelin’e kadar uzanacak bir kariyer kuracak genç Glyn Johns var. Jones’un yanında ise döneme göre kadro değişiyor: The Manish Boys ve ardından The Lower Third. The Lower Third’de Denis Taylor gitar, Graham Rivens bas, Phil Lancaster ve Les Mighall davul tarafında yer alıyor; Bowie vokalin yanında armonika da çalıyor.

Üstelik çevrede iki isim daha dolaşıyor ki yıllar sonra rock’n’roll tarihinin en bilinen figürleri arasına girecekler: Jimmy Page ve Nicky Hopkins. Talmy’nin zaman zaman stüdyoya çağırdığı genç Jimmy Page, The Manish Boys kayıtlarında gitarla yer alıyor; The Lower Third oturumlarında ise Nicky Hopkins klavyede duyuluyor. Bu nedenle albüm, genç Bowie’yi tek başına değil, 1965 Londra’sının giderek birbirine bağlanan o olağanüstü çevresi içinde dinleme imkânı veriyor.

Şarkılar da tam bu arayışın izlerini taşıyor. Daha önce yayımlanmış “You’ve Got a Habit of Leaving”, “Baby Loves That Way”, “I Pity the Fool” ve “Take My Tip” bir tarafta; ilk kez gün ışığına çıkan “I Want Your Love”, “Cupid”, “Certain Woman”, “Leave Her to Me”, “You Gotta Tell Her” gibi kayıtlar öte tarafta duruyor.

Bunları dinlerken karşımızda henüz Ziggy Stardust yok, Hunky Dory yok, Berlin yılları yok. David Bowie adı bile tam anlamıyla doğmuş değil. Ama sesin içinde bir huzursuzluk, bir arayış ve başka bir yere gitme isteği var. Sonraki yıllarda karakterlerini, kimliğini ve ses örgüsünü tekrar tekrar değiştirecek figürün ilk kıpırtıları duyuluyor.

Albümde insanı ilk anda yakalayan kayıtlardan biri de “Cupid”. Çünkü bu şarkıda genç Davie Jones’un sesini, sonradan bildiğimiz Bowie kalıplarının dışında, neredeyse savunmasız denebilecek kadar erken bir noktada duyuyoruz. Ses örgüsü yalın, yorum doğrudan ve dönemin R&B köklerine sıkı sıkıya bağlı. Ama yine de o sesin içinde ileride başka yerlere gidecek bir şey var.

“Cupid”i dinledikçe Toy ile kurduğumuz köprü daha da belirginleşiyor. Çünkü Toy, Bowie’nin gençliğine yıllar sonra kendi iradesiyle yaptığı dönüşü anlatıyordu; The Shel Talmy Recordings ise o gençliği bugüne taşıyor. Biri geçmişe dönüp yeniden kurulan sesler, diğeri geçmişin içinden hiç değiştirilmeden çıkan ilk sesler.

Bu iki kayıt yan yana geldiğinde karşımızda düz bir kronoloji kalmıyor. Rock’n’roll tarihinin binbir suratından iki yüz birbirine bakıyor: bir tarafta henüz yolunu arayan Davie Jones yüzü, öte tarafta bütün dönüşümlerini yaşamış David Bowie yüzü. Aralarında onlarca yıl var; ama sesin içindeki arayış hâlâ aynı köke dayanıyor.

■

Dark Blue Notes’da Bülent Seyitdanlıoğlu
Dark Blue Notes’da Vitrin
The Shel Talmy Recordings: David Bowie resmi web sayfası

Bülent Seyitdanlıoğlu
Her şeyden önce iyi bir müzik dinleyicisi. Uzun yıllardır Radyo ODTÜ'de Kulak Misafiri isimli programı hazırlıyor ve sunuyor, Dark Blue Notes ve Stüdyoİmge dergilerinde rock kültürüne dair yazılar yazıyor. Rock 'n' roll'un bir yaşam tarzı olduğuna inancı sonsuz. Ona göre müzik, büyük bir disiplin ve ciddiyet demek.
Share.

Her şeyden önce iyi bir müzik dinleyicisi. Uzun yıllardır Radyo ODTÜ'de Kulak Misafiri isimli programı hazırlıyor ve sunuyor, Dark Blue Notes ve Stüdyoİmge dergilerinde rock kültürüne dair yazılar yazıyor. Rock 'n' roll'un bir yaşam tarzı olduğuna inancı sonsuz. Ona göre müzik, büyük bir disiplin ve ciddiyet demek.

Exit mobile version