Kobe’de doğup 2012’de New York’a yerleşen Miki Yamanaka, Amerikan caz geleneğinin içine sonradan giren ama kısa sürede onun doğal bir parçası haline gelen müzisyenlerden. Fred Hersch, Jason Lindner ve Jeb Patton’la piyano; Sam Yahel ve Larry Goldings’le org çalışan Yamanaka, 2015’te Kennedy Center’ın Betty Carter’s Jazz Ahead programına seçilen üç piyanistten biri oldu. O günden bu yana New York sahnesinin içinde, hem lider olarak hem de Philip Harper, Roxy Coss ve Antonio Hart gibi isimlerle çalarak kendine sağlam bir yer açtı. 14 Ağustos 2026’da Cellar Live etiketiyle yayımlanan yeni albümü Breathe ise Yamanaka’nın bu yolculuğunun bugüne kadarki en kişisel duraklarından biri.
Albümün çekirdeğinde Yamanaka’nın önceki trio kaydı Chance’ten tanıdığımız ritim bölümü var. Kontrbasta Tyrone Allen II, davulda Jimmy Macbride. Bu kez üçlüye tenor ve soprano saksofonda Nicole Glover katılıyor. Glover’ı albüme eklenmiş bir solist gibi düşünmemek gerek. Onun gelişi grubun sesini bütünüyle değiştiriyor. Uzun süredir birlikte çalan Yamanaka, Allen ve Macbride arasındaki sezgisel iletişim korunurken, Glover’ın güçlü ama gerektiğinde son derece nefesli ve kırılganlaşabilen tonu müziğe yeni bir katkı sağlıyor. Breathe, hem bir piyano triosuna saksofon eklenmiş bir kayıt, hem de gerçek anlamda bir dörtlü albümüne dönüşüyor.
Albümün adı ise müziğin duygusal merkezinde duruyor. Yamanaka’nın babası 2025’te hayatını kaybetti. Babasının ona zaman zaman yavaşlaması, durması ve nefes alması gerektiğini hatırlatması parçanın çıkış noktasını oluşturuyor. Bu bilgiyle dinlendiğinde “Breathe” bırakılan bir vasiyetin müziğin içinde yaşamaya devam etmesi gibi duyuluyor. Glover’ın tenorundaki havalı, geniş ton, Yamanaka’nın piyanoda bıraktığı boşluklar ve ritim bölümünün acele etmeyen tavrı da parçanın fikrini doğrudan müziğin kendisine dönüştürüyor.
Tüm bu bahsedilenler ışığında, Breathe’ı içe kapanık bir albüm olarak algılamamak gerekiyor. Yamanaka, dokuz parçalık program boyunca kendi hikâyesinin yanına caz dünyasında yolunu kesen isimleri de yerleştiriyor. “Wolfe”, basçı Ben Wolfe için yazılmış; köşeli melodisi ve ritmik oyunlarıyla Monk geleneğine göz kırpıyor. “James Williams” ise 2004’te kaybettiğimiz piyanist James Williams’a uzanan bir selam ve Glover’ın soprano saksofonuyla caz valsi karakterine bürünüyor. Albümde Yamanaka imzasını taşımayan tek beste olan “Dancing Cats” ise 2023’te hayatını kaybeden Japon caz orgcusu Akiko Tsuruga’ya ait. Yamanaka’nın kendi müzikal yönünü bulmasında cesaret veren isimlerden biri olan Tsuruga’nın bestesini buraya alması, Breathe’in kişisel hatırlama duygusunu biraz daha genişletiyor.
“Dandelion Puff” Yamanaka’nın geçmişine başka bir kapı açıyor. 2012’de yazdığı eski bestelerinden biri olan parça, albümde üçlü formatında seslendiriliyor ve Yamanaka–Allen–Macbride birlikteliğinin ne kadar yerleşmiş olduğunu gösteriyor. “Delayed Flight” ise albümün ağırbaşlı tarafına küçük bir mizah payı bırakıyor. Geciken bir uçuş deneyiminden doğan parçada ıslık ve havaalanı kapı görevlisinin kaydedilmiş sesi bile müziğin içine giriyor. Böyle anlarda Yamanaka’nın caz geleneğine duyduğu saygının onu fazla ciddi bir müzisyene dönüştürmediğini de anlıyoruz.
Albümün omurgasında kuşkusuz hard bop var. Post-bop, soul-jazz ve çağdaş New York cazının ritmik esnekliği sürekli bu omurganın çevresinde dolaşıyor. Monk’un köşeli dünyasını, soul-jazz’ın sıcaklığını ya da 1960’ların post-bop özgürlüğünü duyabiliyoruz ama hiçbir noktada müzik bir dönem taklidine dönüşmüyor.
24 Kasım 2025’te New Jersey, Paramus’taki Trading 8s Recording Studio’da kaydedilen albümün prodüksiyonunu Miki Yamanaka ile Cory Weeds birlikte üstlenmiş. Toplam 9 parçadan oluşan ve yaklaşık 52 dakikalık kayıt, Yamanaka’nın besteci, piyanist ve grup lideri kimliklerini aynı çizgide buluşturuyor.
Breathe kayıplardan, dostlardan, ustalardan, havaalanlarında geçirilen anlamsız saatlerden ve yıllar içinde biriken müzikal ilişkilerden besleniyor. Yamanaka bütün bunları gösterişli bir anlatıya çevirmek yerine piyanosunun başına oturup müziğin kendi hızını bulmasına izin verip, mütevazileştiriyor. Babasından geriye kalan o küçük öğüt de dokuz parçanın arasında dolaşmayı sürdürüyor: Her şeyi aynı anda yapmak zorunda değilsin. Bazen sakinleşip, derin bir nefes almak da müziğin bir parçası.
■
Mine Gürevin’in Dark Blue Notes’daki diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin
