Ud ile cazın karşılaşması yeni bir hikâye değil elbette. Joseph Tawadros, Conversations with Jack albümünde, iki müzik geleneğini yan yana getirmekten daha öteye geçiyor. Kahire’de doğan, Sydney’de büyüyen ve bugün Londra’da yaşayan Tawadros, kariyeri boyunca udu ait olduğu Arap müziği geleneğinden koparmadan cazın, klasik müziğin ve doğaçlamanın içine taşıdı. Sekiz ARIA ödüllü müzisyenin 2026 tarihli yeni albümü ise bu uzun yolculuğun en özel duraklarından biri. Çünkü karşısında caz tarihinin büyük davulcularından Jack DeJohnette var. Conversations with Jack, DeJohnette’nin hayatının son döneminde gerçekleştirdiği kayıtlardan biri, hatta son stüdyo kaydı olma ihtimali taşıyor.
Albümün hikâyesi yaklaşık on altı yıl önce başlıyor. Tawadros ve perküsyoncu kardeşi James Tawadros, 2010’da New York’a giderek The Hour of Separation albümünü kaydetmişti. Yanlarına John Abercrombie, John Patitucci ve Jack DeJohnette gibi üç büyük caz müzisyenini almışlardı. O albümün kurulmasında özellikle Abercrombie’nin rolü önemliydi. Kayıt, Tawadros’un udunu Amerikan cazının en güçlü doğaçlamacılarından oluşan bir çevreyle buluşturuyor ve 2011 ARIA Ödülleri’nde En İyi Caz Albümü dalında aday gösteriliyordu. Tawadros ile DeJohnette arasındaki ilişki de o günlerde başladı. İkili teması koparmadı. Zaman içinde birlikte bir duo albümü yapma fikrini konuşmaya devam etti. Conversations with Jack, yıllarca bekleyen o konuşmanın nihayet kayda dönüşmüş hali.
Üstelik buluşmanın gerçekleştiği koşullar albüme bugün çok daha güçlü bir anlam kazandırıyor. DeJohnette artık seyahat etmekten büyük ölçüde kaçındığı için kayıt onun New York eyaletindeki Woodstock yakınlarındaki evine yakın bir stüdyoda yapıldı. Müzisyenler iki gün üst üste stüdyoya girdiler. DeJohnette bu kayıtlardan bir yıldan kısa süre sonra, 2025’te hayatını kaybetti. Bu yüzden albüm yayımlandığı günden itibaren, caz tarihinin en özgün son ritmik müzikal belgelerinden biri olarak da dinlenmeye başladı. The Arts Desk eleştirmeni Sebastian Scotney de kaydı DeJohnette’nin muhtemel son stüdyo kaydı ve adeta bir “son vasiyet” olarak değerlendiriyor.
Albümün merkezinde Joseph Tawadros’un udu ile Jack DeJohnette’nin davulları bulunuyor. Ancak ikinci kayıt gününde onlara Mali doğumlu, Brooklyn’de yaşayan büyük kora ustası Yacouba Sissoko katılıyor; James Tawadros ise perküsyonlarıyla müziğin bir başka ritmik damarını oluşturuyor. Böylece ortaya son derece doğal bir coğrafi üçgen çıkıyor: Ortadoğu’nun ud geleneği, Batı Afrika’nın kora geleneği ve Amerikan cazının doğaçlama dili. Tawadros’un resmi tanıtımında da albüm, bu kültürlerarası diyalog üzerinden tarif ediliyor; udun melodileri Sissoko’nun kora çizgileriyle iç içe geçerken DeJohnette hem güçlü hem de son derece incelikli bir ritmik alan kuruyor.
Conversations with Jack’i sıradan bir “world music buluşması” olarak algılamak albümün asıl gücünü gözden kaçırmak olur. Burada müzisyenler kendi geleneklerini ortak bir potada eritip kimliksiz bir füzyon yaratmıyorlar. Tam tersine herkes kendi sesini koruyor ve karşısındakinin söylediğine kulak veriyor. Ud, ud olarak; kora, kora olarak; DeJohnette’nin davulları da yarım yüzyılı aşkın caz tarihinin içinden gelen o benzersiz ritmik dil olarak kalıyor. Ortaya çıkan ortak dil ise önceden tasarlanmış bir birleşmeden çok, dinleme ve karşılık verme üzerine kurulu gerçek bir doğaçlama konuşması.
DeJohnette’nin albümdeki varlığı da yalnızca davulla sınırlı değil. Kariyeri boyunca kendisini salt bir davulcudan çok bir “renkçi” olarak gören müzisyen, kimi parçalarda davul setinden uzaklaşıyor; hang drum, synthesizer ve Indian tabla synth gibi farklı ses kaynaklarına yöneliyor. Böylece ritim tutan bir eşlikçiden ziyade müziğin rengini, dokusunu ve yönünü değiştiren bir müzisyene dönüşüyor. Albümün uzun parçalarından “Free Spirits”, bu anlayışın en açık örneklerinden biri. Serbest doğaçlamayı andıran yapı içerisinde müzisyenler birbirlerinin cümlelerini tamamlamak yerine onlara yeni yollar açıyorlar. Virtüözite son derece yüksek olsa da hiçbir noktada gösteriye dönüşmüyor.
Tawadros’un çalımında da benzer bir tutum var. Ud onun elinde zaman zaman perküsifleşen, zaman zaman uzun ve lirik cümleler kuran, gerektiğinde caz doğaçlamasının özgürlüğüne açılan bir ses kaynağı. Sissoko’nun korası ise udun koyu ve topraklı tınısının yanına daha parlak, neredeyse ışıklı bir doku getiriyor. İki telli çalgının birbirine yaklaşması özellikle etkileyici; biri Nil ve Doğu Akdeniz dünyasının, diğeri Batı Afrika’nın yüzyıllara yayılan müzikal hafızasını taşıyor. DeJohnette ise bu iki hafızanın arasında, onları dinleyen ve her an yön değiştirebilen üçüncü bir anlatıcı gibi duruyor. Albümün en kuvvetli yanı burada yatıyor. Kültürler birbirlerine benzemeye çalışmadan konuşabiliyorlar.
Bu nedenle albümün adı da son derece yerinde. “Conversation”, Tawadros ile DeJohnette arasındaki ilişkinin neredeyse başından beri var olan bir kelime. 2010 tarihli The Hour of Separation içinde bile DeJohnette ve James Tawadros imzalı “Conversations in Time” adlı bir parça bulunuyordu. O günlerde John Abercrombie ve John Patitucci’nin de içinde olduğu müzikal sohbet, yıllar sonra çok daha yalın ve açık bir biçimde yeniden kuruluyor. Abercrombie artık hayatta değil; bu yeni kayıt yayımlandığında DeJohnette de artık aramızda değil. İster istemez iki albüm arasında zamanın kendisinin yazdığı bir bağ oluşuyor.
Tawadros’un diskografisi düşünüldüğünde bu karşılaşma ayrıca anlamlı. 2004’teki Storyteller ile başlayan kayıt serüveninde oud’u Mike Stern, Christian McBride, John Abercrombie, John Patitucci gibi caz müzisyenlerinin yanı sıra senfoni orkestraları ve farklı geleneklerden müzisyenlerle buluşturdu. Solo taqsimden büyük orkestra çalışmalarına kadar uzanan bu diskografide değişmeyen şey, udu modernleştirmek adına geçmişinden koparmaması oldu. Gelenek Tawadros için yeni insanlarla konuşabildiği sürece yaşayan bir dil. Conversations with Jack de bu düşüncenin en berrak örneklerinden biri.
Albüm 29 Temmuz 2026’da dijital olarak yayımlandı; fiziksel CD sürümü için 31 Temmuz tarihi listeleniyor. Tawadros’un kendi bağımsız yayın çizgisiyle bağlantılı olan kayıt, JT Music üzerinden yayımlanan diskografisinin devamı niteliğinde. Tawadros’un geçmiş bağımsız kayıtlarında da “JT” ibaresi görülüyor; örneğin The Hour of Separation resmi diskografide “JT 2010” olarak yer alıyor.
Ama bütün bu bilgiler bir yana bırakıldığında Conversations with Jack’in asıl ağırlığı müziğin içinde hissediliyor. Bu, büyük bir davulcunun adına hazırlanmış, Jack DeJohnette hâlâ oradayken, hâlâ dinlerken, cevap verirken ve yeni sesler ararken yapılmış canlı bir müzikal konuşma. Dolayısıyla albümü hüzünlü kılan müziğin kendisinden çok bizim bugün bildiğimiz gerçek. Ünlü davulcunun kaybıyla birlikte, konuşmanın devam edemeyeceğini bilmek.
Joseph Tawadros udunu çalıyor, Yacouba Sissoko korasıyla karşılık veriyor, James Tawadros ritmik boşlukları dolduruyor ve Jack DeJohnette yetmiş yılı aşan müzikal deneyimin ardından hâlâ şaşırtmayı başarıyor. Conversations with Jack bu yüzden yalnızca Ortadoğu, Afrika ve caz arasında kurulmuş güzel bir köprü değil. 2010’da başlayan bir dostluğun ve müzikal sohbetin, on altı yıl sonra kayda alınmış son cümleleri.
■
Dark Blue Notes’da Mine Gürevin
Dark Blue Notes’da Vitrin
Joseph Tawadros resmi web sitesi
