Birazdan İskandinav diyarlarının karanlık atmosferinde yaşanan bir zaman yolculuğuna şahit olacaksınız. Size anlatacaklarım gerçek ile hayal arasında; rüyaların gerçeklerin içine sızdığı bilinç akışı tarzında bir hikâye. Kadim bir müzikal mit. Ama öncesinde sizi harika grup ile tanıştırmak istiyorum Gazpacho.
Biz hayranları Gazpacho’ya Norveç’in Radiohead’i deriz.
Gazpacho Norveç’in sert ikliminden bizlere art/progresif rock melodileri getiren harika bir grup. Melankolik, deneysel müziklerini dinlerken, teatral bir müzikalin sahnesindeymişsiniz gibi hissedersiniz. Onları bu kadar özel yapan şey, müziklerine eşlik eden özenle hazırlanmış müthiş tasarımlı konser sahneleridir. Konserlerini izlerken, kuzey ışıklarını gördüğünüz o müthiş andaki gibi bir hisse kapılırsınız. Melodilerin kakofonisi, şaşkınlığınızı hayranlığa dönüştürür.

2007 tarihli Night albümü de işte böyle bir hisse kapılacağınız bir albüm. Bir rüyanın ve bilinç akışının müzikal tasviri adeta. Yazıma konu olan şarkı albümün açılış parçası Dream Of Stone. İçinde bir sürü müzikal katman barındıran on yedi dakikalık bir başyapıt. Her anı süprizlerle dolu.
Baştan uyarıyorum sizi, Dream Of Stone’u ilk açtığınızda garip bir varoluş ve duygu yoğunluğu kaplayacak içinizi. Sakın korkmayın. Dinlemeye devam edin. Arka planda haykırışlar duyacaksınız. Buğulu bir kadın vokali, keman dokunuşları, ziller, davullar, adım adım büyüyen ritmiyle şarkı başka bir boyuta geçiyor. Anlatılanlar ise bu sihiri mucizeye dönüştürüyor. Siz de benim gibi sihre dokunduğunuzda, karanlık ile ışık, kaybolma ile yeniden doğma arasında gidip geleceksiniz.
Bu mucize, sevgilim ile kavga ettiğim bir gecede gerçekleşti. Ondan ayrıldım. Eve dönmek istemedim. Yanıma en sevdiğim konyağı aldım. Şehrin dışına doğru çıktım. Norsk ormanına geldiğimde dev akçaağaçlarının arasına park ettim. Arabada sevdiğim birkaç şarkı dinledim. Bozulmuş kalbim tekliyordu. Hava almak için dışarı çıktım.
Dolunay o gece ormanın tüm gölgelerini canavar gibi üstüme salmıştı. Biraz yürüdüm. En tepeye ulaştığımda, ağaçların arasında garip mırıldanmalar, dua gibi sesler duydum. Yavaşça yürümeye devam ettim. Tepeye ulaştığımda gördüklerim karşısında dona kaldım, dilim tutuldu.
Yedi taş etrafında beyaz gecelik giymiş yedi kadın dans ediyordu. Kadınların geceliklerinin içinden incecik vücutları görülüyordu. Ayak bileklerine kadar yarım ay çizip eğiliyorlar sonra diğer tarafa doğru gerilip ayağa kalkıyorlardı. Aynı cümleleri mırıldanıyorlardı.
“You’ll be sleeping on the other side
Where a smile becomes your fear!”
Şarkının melodisini ilk defa orada duydum. Sanki şimdi dinlediğimiz versiyonunun akustik hâli gibiydi.
Kızıl saçlı kadın ortadaki taşa dokununca bir an da gözden kayboldu. Gözlerim yerinden fırlayacaktı. Ormanda deli gibi koşmaya başladım. Arabaya geldiğimde dizlerim hâlâ titriyordu.
Konyağı bir dikişte bitirdim. Şarkının büyüleyici melodisi kafamın içinde yankılanıyordu. Eve geldim yatağımın kenarında sabaha kadar oturdum. Rüyada mıydım? Her şey bulanıktı zihnimde. Sonra aklıma uzun süredir düşündüğüm kaçıp kaybolmak fikri geldi. Niye olmasın dedim. Ben de kaybolabilirdim. Sabah olduğunda çoktan kararımı vermiştim. Şarkının beni götüreceği yeri görmek istiyordum.
Gece iyice çöktüğünde yine aynı yere gittim. Arabamı kuytuya sakladım. Yanıma hiçbir şey almadım. Aynı tepeye geldim. Taşların ortasına geçtim; tam o an da şarkı kulağıma çalındı. Ortadaki altın damarlı taşa dokundum.
Dünya ayaklarımın altından çekildi. Bir anda kendimi büyük bir tapınağın taşlarının arasında buldum. Toprak hala sıcaktı, sis yerden göğe yükseliyordu. Yıldızlar bir o yana bir bu yana kayıyordu. İçeriden ormandakine benzeyen bir melodi geliyordu.
Gazpacho’nun tapınağı olmalıydı burası. Tapınağın içindeki labirentleri geçtim. Ana alana ulaştım. T sütunun arkasına saklandım. Bir sürü insan vardı. Ortalık mahşer alanı gibiydi. Çıplaklardı. Rüyamın neresindeydim ya da uyanmış da gerçekleri mi görüyordum, bilmiyordum. Konuştukları dili hiç anlamıyordum.
Burası hiçbir yere benzemiyordu. Kokusu çok farklıydı. Aralarına katıldım. Beni hiç yadırgamadılar. En önde ayini yöneten geniş omuzlu iri adamın elinde garip, tele benzeyen bir şey vardı. Vücudunun tam ortasında bir ateş yanıyordu. Kafasını her eğdiğinde beyninin spiralleri gökyüzünde şimşekleri harekete geçiriyordu. Korkunç sesler yankılanıyordu. Gerçeklik algım ters düz olmuştu. Sanırım pagan ritüelleri arasında ilk müziğin doğuşuna şahit oluyordum.
On iki bin yıl öncesine sürüklenmiştim. Varoluşun çok katmanlı müzikal ritmine şahit oluyordum. Ne müthiş!
“Karanlıkta bile gizli bir ışık vardır” cümlesi tapınağın duvarlarından kulağıma çalınıyordu. Sonra bu kaosun tam ortasında garip bir sessizlik başladı. Keman sesi duyuyordum, yanılmıyordum. Farid Farjad gibi çalıyordu. Hayatın başladığını anlatır gibiydi. Önce yutkundum. Bu his beni o kadar huzurlandırmıştı ki, bu yaşadığım neyse devam etsin istiyordum. Ama zihnimin gardiyanları şarkının sonuna geldiği gerçeğini de hatırlatıyordu bana.
Şiirsel başlayan şarkı, evrenin ilk patlamasını andıran hızlı ritminin sonunda sakinleşmeye başladı. Sona doğru biraz daha hızlanarak finale yaklaştı.
Tüm bunlar olurken göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. Ameliyat sonrası sersemliğine benzer bir his ile uyandığımda çoktan gün ağarmıştı. Taşlara yaslandım, içimi çektim ve şöyle düşündüm. Acaba Gazpacho da benim gibi, zamanda yolculuk edip bu melodiyi ve sözleri o tapınaktan mı aldı? Gece gördüklerim ve duyduklarım İskandinav mitlerinden günümüze gelmiş olabilir miydi?
Ama asıl soru şu bence?
“Rüyalar nerede biter, gerçek nerede başlar?”
Siz karar verin.
Not: Kadim mitleri ve spiritüel şeyleri yazarken garip bir rastlantı dikkatimi çekti. Yazıyı bir çırpıda yazdım. İlk taslak halini bitirdiğimde her zamanki gibi kaç kelime olduğunu kontrol ettim. 777 rakamını gördüğümde şaşkınlığımı anlatamam. İlginç değil mi? Tabii ki anlamına baktım. Ne göreyim! 777’nin anlamı metafiziksel, sembolik ve ruhsal uyanışı temsil eden bir sayı! Parmaklarımın eksiksiz bu harfleri ardı ardına sıralaması ve bana şimdi anlamlandıramadığım ama gelecekte zihnimi aydınlatacak bu tesadüfü tarihe bir dip not olarak bırakmak isterim.
■
Gazpacho resmi web sitesi
Dark Blue Notes’da yayınlanmış diğer portre yazıları
Dark Blue Notes’da Oktay Gökkaya


