Enrico Rava’nın müzikle kurduğu ilişkiyi anlamak için biraz geriye gitmek gerekiyor. 1939’da Trieste’de doğan Enrico Rava, 1960’ların sonunda New York’a taşındığında Amerikan cazı büyük bir dönüşümün içindeydi. Free jazz, müziğin alışılmış kurallarını zorluyor, doğaçlama giderek daha özgür bir ifade biçimine dönüşüyordu. Rava da bu hareketliliğin tam ortasındaydı. Steve Lacy, Roswell Rudd ve Carla Bley gibi isimlerle çalıştı; Amerikan avangart cazının içinde kendine özgü bir dil geliştirdi. Yıllar boyunca onu farklı kılan, bu özgürlüğü İtalyan müziğinin melodik duyarlılığıyla birleştirebilmesiydi. Trompetinden çıkan birkaç nota bazen uzun bir doğaçlamadan, bazen de eski bir İtalyan filminin unutulmuş müziğinden izler taşıyordu.
Aradan altmış yıla yakın zaman geçti. Rava bugün 87 yaşında ve hâlâ yeni müzisyenlerle çalışmanın, onların fikirlerini dinlemenin heyecanını taşıyor. 2022 yılında Roma yakınlarında gerçekleşen bir konser, bu merakın güzel örneklerinden biri oldu. Birlikte çalması planlanan müzisyenlerden bazıları konsere katılamayınca Rava, Siena Jazz çevresinden tanıdığı genç isimlerle sahneye çıktı. Neredeyse provasız gerçekleşen konserin sonunda ortaya çıkan müzikten öylesine memnun kaldı ki bu kadroyu kalıcı bir topluluğa dönüştürmeye karar verdi. Grubun adını da 1978 yılında bestelediği Fearless Five adlı parçadan aldı. Böylece yaklaşık yarım asır önce yazılmış bir beste, yeni bir müzikal hikâyenin başlangıcına dönüştü.
Fearless Five’ın kadrosunda trombonda Matteo Paggi, gitarda Francesco Diodati, kontrbasta Francesco Ponticelli ve davulda Evita Polidoro bulunuyor. Topluluk, 2024 yılında Parco della Musica Records etiketiyle yayımladığı ilk albümüyle İtalya’da önemli başarı kazandı. Top Jazz değerlendirmelerinde yılın albümü ve yılın topluluğu seçildi. Enrico Rava içinse grubun başarısı ödüllerden ibaret değildi. Genç müzisyenlerle çalışmasının nedenini onların yaşlarıyla açıklamıyor; asıl önemli olanın birlikte müzik yapabilmek, birbirini anlayabilmek ve karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak olduğunu söylüyordu. Hatta Fearless Five’la çalmayı ideal bir adada yaşamaya benzetiyor, cazın temsil edebileceği en güzel demokrasi biçimlerinden birini bu topluluğun içinde bulduğunu anlatıyordu.
Corners, işte bu birlikteliğin ECM Records’a uzanan yeni halkası. Üstelik bu kez gruba Rava’nın uzun yıllardır birlikte çalıştığı Amerikalı saksofoncu Joe Lovano da katılıyor. İkilinin müzikal dostluğu yeni değil. 2019’da ECM etiketiyle yayımlanan Roma, onların sahnedeki karşılıklı anlayışını belgeleyen önemli kayıtlardan biriydi. Lovano’nun tenor saksofonundaki güçlü, zaman zaman sertleşen fakat melodik duyarlılığını kaybetmeyen anlatımı, Rava’nın trompetiyle öteden beri iyi anlaşıyor. Yeni albümde bu iki deneyimli müzisyenin karşısında dört genç isim var. Ancak ortaya çıkan müzikte bir kuşak çatışması ya da ustalarla öğrenciler arasında kurulmuş bir hiyerarşi hissedilmiyor.
21–23 Temmuz 2025 tarihlerinde Roma’daki Auditorium Parco della Musica Ennio Morricone’de kaydedilen albümün prodüktörlüğünü Manfred Eicher üstleniyor. Dokuz parçadan oluşan ve yaklaşık 55 dakika süren Corners‘ın önemli özelliklerinden biri de bestelerin paylaşılmış olması. Enrico Rava, yalnızca kendi eserlerinin çalındığı bir albüm yapmak istememiş. Her müzisyenden beste getirmesini rica etmiş. İşin eğlenceli tarafı, kimsenin diğerinin ne hazırladığını bilmemesi. Rava’nın albüm tanıtımında anlattığına göre neredeyse herkes balad getirmiş. Ortaya da gösterişten çok melodinin, hızdan çok müzisyenler arasındaki iletişimin belirleyici olduğu bir kayıt çıkmış.
Albüm, Rava’nın Certi Angoli Segreti adlı bestesiyle açılıyor. Yaklaşık on iki dakikalık bu uzun parça, dinleyiciyi hemen grubun ses dünyasına davet ediyor. Trompet ve saksofonun melodik cümleleri, gitarın oluşturduğu geniş armonik alanın üzerinde dolaşıyor. Müziğin zaman zaman Nino Rota’yı ve Federico Fellini filmlerinin o tuhaf, hüzünlü atmosferini hatırlatan bir yanı var. Fakat bu sinematografik duygu, doğaçlamanın önünü kesmiyor. Tam tersine, müzisyenler melodinin çevresinde dolaşırken parçanın yönü sürekli değişiyor. Rava’nın geçmişte de kaydettiği bu bestenin yeni yorumunda, yıllar önce kurulmuş bir müzikal düşüncenin bugünkü kadroyla nasıl başka bir kimliğe bürünebildiğini duyuyoruz.
Francesco Diodati’nin bestelediği Sin Peso, albümün daha sakin ve içe dönük tarafını gösteriyor. Gitarın ses rengi burada oldukça önemli. Diodati, enstrümanını akorlarla eşlik eden bir çalgı olarak ustaca kullanıyor. Elektronik dokular, uzayan sesler ve ince tını değişiklikleriyle nefeslilerin arasına yerleşiyor. Joe Lovano’nun tenor saksofonu ise melodiyi gereğinden fazla süslemeden, oldukça yalın bir anlatımla ilerliyor. Ardından gelen Le Mie Gambe, albümün en güzel sürprizlerinden biri. Davulcu Evita Polidoro’nun bestelediği parçada kendi sesini de duyuyoruz. Polidoro’nun vokali, gitar ve nefesli çalgılarla birleşerek müziğe beklenmedik bir kırılganlık katıyor. Grubun en genç üyelerinden birinin albümün duygusal dünyasını da şekillendirmesi dikkat çekici.
Joe Lovano’nun bestelediği Sun Rava ise albümün daha hareketli, daha özgür tarafını ortaya çıkarıyor. On dakikayı aşan parça, blues geleneğinden beslenirken free jazz’ın açık uçlu yapısına doğru ilerliyor. Ritimler değişiyor, nefesliler birbirlerinin cümlelerini tamamlıyor, kimi zaman da birbirlerine karşı çıkar gibi davranıyor. Lovano’nun Rava’ya adadığı bu beste, iki müzisyenin ortak geçmişine yakışan bir çalışma. Rava’nın 1960’larda tanıştığı Amerikan avangart cazının izlerini burada duymak mümkün. Ancak parça geçmişte kalmış bir müzik anlayışını yeniden üretmiyor; genç ritim grubunun katkısıyla bugünün sesine kavuşuyor.
Hitchcock at the Beach, adından başlayarak Rava’nın sinemayla kurduğu hayalî ilişkiyi düşündürüyor. Melodinin hafif gizemli havası, Polidoro’nun sözsüz vokali ve Lovano’nun tenoruyla birleşince ortaya küçük bir film sahnesini andıran atmosfer çıkıyor. Ardından Lovano’nun ikinci bestesi Tone, Shape and Colours geliyor. Albümün deneysel bölümlerinden biri olan bu parçada Lovano, tenor saksofonun yanı sıra tarogato da çalıyor. Kendine özgü, hafif burunsu tınısıyla bu nefesli çalgı, trompet ve trombonla birlikte alışılmışın dışında bir ses örgüsü oluşturuyor. Melodi kadar sesin biçimi, dokusu ve müzisyenlerin birbirlerine verdikleri anlık tepkiler de önem kazanıyor.
Francesco Ponticelli’nin Ça va sans dire adlı kısa bestesi, kontrbasın melodik olanaklarını öne çıkarırken Rava’nın Bowery Dance parçası bizi yeniden New York’a götürüyor. Bowery, Manhattan’ın uzun yıllar boyunca sanatçılarla, müzisyenlerle ve karşı kültür hareketleriyle ilişkilendirilen bölgelerinden biri. Rava’nın eski bir bestesi olan bu parçada funk etkili ritimler, gitarın elektrikli dokuları ve güçlü bas çizgileri duyuluyor. Albümün genelindeki lirik atmosfer burada yerini daha hareketli bir müzikal dile bırakıyor. Rava’nın New York yıllarını bilen dinleyici için Bowery Dance, müzisyenin kendi geçmişine açtığı küçük bir pencere gibi.
Albüm, tromboncu Matteo Paggi’nin bestelediği Mamma ile sona eriyor. Yaklaşık yedi dakikalık bu balad, gösterişli bir final yerine duygusal yoğunluğu tercih ediyor. Trombonun sıcak ve insan sesine yaklaşan tınısı, Rava’nın trompetiyle birlikte parçanın merkezinde yer alıyor. Bütün albüm boyunca birbirlerine alan açan müzisyenler, kapanışta da aynı anlayışı sürdürüyor. Melodi, grubun ortak sesi içinde yavaş yavaş tamamlanıyor.
Corners‘ın en dikkat çekici tarafı, Rava’nın kendi müzikal geçmişiyle kurduğu ilişki. Albümde 1960’ların New York cazından izler var, İtalyan sinemasını hatırlatan melodiler var, serbest doğaçlamalar, blues, funk ve çağdaş Avrupa cazının ses dünyası var. Enrico Rava, yıllar içinde öğrendiklerini genç müzisyenlerin önüne koyup onlardan aynı şeyleri tekrar etmelerini beklemiyor. Onların getirdiği fikirlerle kendi müziğinin yeniden şekillenmesine izin veriyor. ECM’in geniş ve berrak kayıt estetiği de bu karşılıklı iletişimin ayrıntılarını duyulur kılıyor.
87 yaşında bir trompetçinin hâlâ sahnede olması elbette etkileyici. Rava’yı asıl ilginç kılan, bunca yılın ardından hâlâ merak ediyor olması. Yeni bir gitar sesini, genç bir davulcunun bestesini, eski dostu Lovano’nun getirdiği melodiyi dinliyor ve kendi anlatısına katıyor. Corners, cazın ustalıkla başkalarına kulak verebilmekle de ilgili olduğunu hatırlatan bir albüm. Enrico Rava bunca yıldan sonra hâlâ yeni köşeler keşfediyor.
■
Dark Blue Notes’da Mine Gürevin
Dark Blue Notes’da Vitrin
Enrico Rava ve ECM Records
