Yeni Irène Schweizer albümü Prelude to a Kiss and More (Live) bir solo konser kaydı. Şubat 1986’da Zürih’te gerçekleşen bu canlı performans Schweizer’ın New York’taki altı aylık misafirliğinin ardından kaydedilmiş. İçinde Thelonious Monk, Duke Ellington ve Ornette Coleman gibi isimlerden de, kendinden de besteler barındırıyor. İsviçre merkezli müzik şirketi Intakt, hem 2024’te vefat eden Schweizer’ın anısına hem de şirketin kırkıncı yıl kutlaması olarak bu albümü yayınlıyor.

Schweizer sanki avangardlıkta gidilecek yolların tükenmez olduğunu söylüyor -ya da en azından 1986 yılında henüz tükenmemiş olduğunu. Onun için Avrupalılık, Afrikalılık, Amerikalılık, caz, gelenek, yenilik, klasik, modern ve benzeri kavramlar birbirinden bağımsız şeyler ifade etmiyor. Hepsini birbiriyle alakalı birer kaynak olarak alımlıyor ve içselleştiriyor.

Irène Schweizer – Prelude to a Kiss and More (Live) kayıt seansından (Fotoğraf: Dany Gignoux)

Bir an bir caz melodisi duyuyorum, ardından bir Debussy ya da Faure esintisi, hemen ardından başka hiçbir şeye benzemeyen çağdaş birkaç söz. Hepsini iç içe geçiriyor ve bunların art arda, bir arada bulunmalarının doğal olduğunu hissettiriyor. Doğaçlaması bazen bir sarmalı andırıyor, başladığı yere dönüp oradan başka noktalara ilerliyor, ilerliyor ve geri geliyor, daha önce gittiği yollardan ayrı, başka yollar arıyor, oralardan yürüyor ve bunu tekrar tekrar yapıyor. Bunu her yaptığında, başlangıç noktası sanki bir başkalaşım geçirmiş oluyor. Oluşturulan yollar başlangıç noktasının nasıl algılandığını belirliyor.

Struggle on the V.G. Terrace isimli ikinci parçada Irène, piyanodan balinaların su altı haberleşme seslerini çıkarıyor. Ardından dünya dışı varlıkların uzay gemisi sesi sanılabilecek sesler üretiyor. Bunları ve dahasını piyano ve elleri dışında herhangi bir unsur kullanarak mı yapıyor, şimdilik öğrenemiyoruz.

Ellington bestesi Prelude to a Kiss ise arkada bir konuşma sesi ile başlıyor ve bu ses parçanın yarısına kadar devam ediyor. Seyircilerin gülüşmeleri duyuluyor. Konserin görüntüleri olsaydı Irène’in yüz ifadelerini, jestlerini de görebilir ve ne olduğunu daha iyi anlayabilirdik. Muhtemelen yanlışlıkla devreye giriyor bu ses, konser salonunun etkinliklerinden bahsediyor. Eski Amerikan filmlerindeki ya da televizyon yayınlarındaki dış ses anlatımlarını andırıyor. Irène bu seslerle de diyalog halinde çalıyor. Parçanın sonunda müthiş bir alkış kopuyor.

Bir konu buluyor. Ya da konu parçası. Onun üzerine birkaç söz söyleyip, başka bir konu parçasına atlıyor. Bazen sinirleniyor, bağırıyor, bazen derdini sakince anlatıyor. Bir Cecil Taylor gibi çalıyor, bir Monk gibi, hep kendi olarak, kendi kalarak, yine de kaynaklarını müziğin içinde anbean yaşama geri çağırarak kendi müzikal spektrumunun gösterisini yapıyor.

Gülüyor, ağlıyor, yürüyor, koşuyor, uçuyor, emekliyor, eğleniyor, müzik yapıyor. Müziği yapıyor. Dışavurumculuğuyla bana bunları yazdırıyor ve birkaç dakika sonra tekrar aynı konu parçalarına değinebiliyor ya da o konu parçalarına yakın başka konu parçaları ortaya çıkarıyor ve böylece bu parçalar arasında açıklaması güç, sihirli bağlantılar olduğunu hissediyorum.

Sanki müziğinin resim olarak da algılanmasını istiyor. Sesler renkleniyor.

Mert Çakırcalı’nın diğer yazıları
Dark Blue Notes’da Vitrin

Share.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu, malum koşullarda yaşayabilmek için bankacı olmuş genç bir yazar. Bibliyofil ve obje fetişisti. Müzik eleştirmenliğine öykünüyor. Çeşitli müziklere, sanatlara ve kültür ürünlerine maruziyetini, bunların zihninde dokunduğu ve harekete geçirdiği şeyleri yazıyor.

Exit mobile version