Los Angeles’ın güneşli tepelerinde, country ile rock’ın birbirine karıştığı yıllardı. Laurel Canyon çevresinde rock’n’roll’un önemli isimleri aynı evlerde kalıyor, aynı kulüplerde çalıyor, birbirlerinin albümlerine konuk oluyordu. Bu hikayenin merkezindeki isimlerden biri Linda Ronstadt idi. Diğeri ise henüz kurulmamış bir gruptu.
1970’lerin başında Amerikan müziğinin yönünü değiştirecek country-rock dalgası bu çevrede şekilleniyordu. Bir yanda Amerikan folk geleneğinden beslenen şarkı yazarları, diğer yanda Bakersfield ve Nashville etkilerini California güneşiyle harmanlayan yorumcular vardı. Ortaya çıkan ses örgüsü, kısa süre içinde Amerikan müziğinin ortak diline dönüşecekti.
1970’lerin başında Los Angeles, Amerikan müziğinin en yaratıcı merkezlerinden biriydi. Folk kulüpleri, küçük konser salonları ve kayıt stüdyoları arasında gidip gelen isimler kendi kariyerlerini inşa ediyor, birbirlerinin üretimlerine de yön veriyordu. Şarkılar el değiştiriyor, sanatçılar bir albümden diğerine geçiyor, aynı isimler farklı projelerde yeniden karşımıza çıkıyordu.
Bu hareketli çevrenin merkezinde Linda Ronstadt vardı. Arizona’nın Tucson kentinden gelen genç şarkıcı, güçlü sesi ve yorumculuğuyla kısa sürede dikkat çekmişti. Onu farklı kılan başarılı kayıtlarının ötesinde, dönemin en yetenekli isimlerini etrafında toplayabilmesiydi.
Birçok genç isim için Linda Ronstadt’ın grubunda yer almak önemli bir fırsat anlamına geliyordu. Sahnedeki disiplin, genişleyen dinleyici kitlesi ve plak şirketlerinin ilgisi, onun çevresini Los Angeles müzik dünyasının en cazip buluşma noktalarından biri hâline getirmişti. Bazı isimlerin yolları da burada kesişecekti.
Ronstadt’ın yolculuğu Arizona’da başlamıştı. Meksika müziğinden country’ye, folk’tan rock’n’roll’a uzanan geniş bir repertuvarla büyümüştü. 1960’ların sonlarında Los Angeles’a geldiğinde şehir yeni bir müzikal kimlik arayışı içindeydi. Country müziğin hikâye anlatıcılığı ile rock’ın enerjisini buluşturan genç kuşak, Amerikan müziğine yeni bir yön vermeye hazırlanıyordu.
Ronstadt ailesi, Arizona’nın köklü ve öncü ailelerinden biriydi. Alman ve Meksika köklerini buluşturan bu aile, Güney Batı Amerika’nın ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamında uzun yıllar etkili olmuştu. Evlerinde İspanyolca halk ezgileri söyleniyor, Amerikan folk geleneği kuşaktan kuşağa aktarılıyordu. Linda Ronstadt’ın ilerleyen yıllarda country, folk, rock, mariachi ve geleneksel Amerikan müziği arasında böylesine doğal dolaşabilmesinin temelinde de bu çok kültürlü aile mirası vardı. Los Angeles’a geldiğinde yanında güçlü bir ses, kuşaklar boyunca taşınmış zengin bir kültürel miras da getiriyordu.
İlk olarak Stone Poneys ile dikkat çeken Ronstadt, kısa sürede solo kariyerine yöneldi. Yorum gücü kadar şarkı seçimlerindeki sezgisiyle de öne çıkıyordu. Henüz büyük ticari başarılar gelmeden önce çevresinde güçlü bir yaratıcı halka oluşmaya başlamıştı. Los Angeles’taki kulüpler, stüdyolar ve prova odaları arasında şekillenen bu çevre, country-rock hareketinin en üretken ağlarından birine dönüşecekti.
O yıllarda bir ismin başka bir grubun kadrosunda yer alması olağan bir durumdu. Ronstadt’ın çevresinde oluşan hareketlilik ise dikkat çekiciydi. Bir gün bir stüdyo kaydında karşılaşan isimler ertesi gün aynı sahneyi paylaşabiliyor, bir albümde geri vokal yapan biri birkaç hafta sonra başka bir grubun kurucu üyesi olarak karşımıza çıkıyordu. Los Angeles country-rock sahnesinin alamet-i farikası da buydu: rekabetten çok paylaşım, yıldızlardan çok ortak üretim.
Bu çevrenin genç isimlerinden biri Detroit’ten gelen Glenn Frey’di. Şarkı yazmak, kayıt yapmak ve sahneye çıkmak için doğru yeri bulduğuna inanıyordu. Bir diğeri ise Teksas’tan Los Angeles’a uzanan yolculuğun ardından davulcu ve şarkıcı olarak dikkat çekmeye başlayan Don Henley’di.
Her ikisi de yetenekliydi. Her ikisi de şarkı yazmak istiyordu. Her ikisi de Los Angeles’ın sunduğu imkânların farkındaydı. Yollarının nerede kesişeceğini henüz bilmiyorlardı.
1971 yılında Linda Ronstadt, turnelerinde kendisine eşlik edecek yeni bir grup oluşturuyordu. Seçilen kadroda Glenn Frey ve Don Henley de vardı. Birkaç konser ve kısa bir turne için bir araya gelen bu topluluk, o günlerde rock tarihine geçecek bir hikayenin başlangıcı olarak görülmüyordu. Los Angeles sahnesinde sıkça yaşanan iş birliklerinden biriydi.
Ne var ki müzik tarihini değiştiren gelişmeler her zaman büyük planların sonucu değildi. Frey ve Henley için de durum farklı olmadı. Linda Ronstadt’ın grubunda geçirdikleri kısa süre, profesyonel bir deneyimin ötesinde uzun yıllar sürecek bir ortaklığın da başlangıcı oldu.
Kısa süre sonra Glenn Frey, Don Henley, Randy Meisner ve Bernie Leadon yeni bir grup kurmaya karar verdi.
Seçilen isim grubun kökleriyle uyumluydu. Kartal, Amerikan coğrafyasının en güçlü sembollerinden biriydi. Dağların, çöllerin ve geniş düzlüklerin üzerinde süzülen bu görkemli kuş, özgürlük ve bağımsızlık fikrini çağrıştırıyordu.
Kartal, Amerikan göklerinin hakimiydi. Eagles, kısa süre içinde country-rock’ın. İsim ile ortaya çıkan ses örgüsü arasındaki bağ kuruluş aşamasında kimsenin aklında değildi. Yıllar geçtikçe bu tercih neredeyse kaçınılmaz görünmeye başladı.
Eagles’ın hikayesindeki ilk önemli dönüm noktalarından biri Take It Easy oldu. Şarkı, Jackson Browne’un üzerinde çalıştığı ancak tamamlayamadığı bir besteydi. Browne’un takıldığı yerde Glenn Frey devreye girdi. İki şarkı yazarının ortak çalışmasıyla eser son şeklini alan bu şarkı yeni kurulan grubun da alamet-i farikası haline geldi.
Bu başarılı bir şarkının ortaya çıkış hikayesinden fazlasıydı. Los Angeles country-rock sahnesinin nasıl işlediğini de gösteriyordu. Bir şarkı yazarının yarım bıraktığı fikir, bir başkasının dokunuşuyla tamamlanıyordu. Şarkılar ve hikâyeler ortak bir üretim kültürünün içinde şekilleniyordu. Take It Easy bunun en güzel örneklerinden biriydi.
Şarkı hazırdı. Sıra onu kaydetmeye gelmişti.
Eagles’ın önündeki ilk önemli sınav stüdyoya girmekti. David Geffen’in desteğiyle grup, dönemin en saygın prodüktörlerinden Glyn Johns ile çalışma fırsatı buldu. The Rolling Stones, The Who ve Led Zeppelin ile yaptığı çalışmalarla tanınan Johns, genç topluluğun taşıdığı potansiyeli hemen fark etmişti.
İlk bakışta ilginç bir tercihti. Los Angeles’ta kurulan, Amerikan Batısı’nı anlatan ve country-rock geleneğinden beslenen genç grup, ilk albümünü İngiltere’de kaydetmek üzere Londra’ya gidiyordu. Bunun en önemli nedeni Glyn Johns’tı. David Geffen, grubun potansiyelini ortaya çıkarabilecek en doğru ismin o olduğuna inanıyordu. Johns ise çalışma düzenini değiştirmedi; Eagles onun yanına gitti. Bu tercih, albümün karakterini de belirledi. Johns gitarların gösterişine değil, dört sesin kurduğu vokal armonilerine odaklandı. Country’nin sadeliği ile rock’ın enerjisi arasındaki dengeyi korudu. Eagles’ın ilk albümünü geçen onca yıla karşın taze hissettiren ses örgüsünde bu yaklaşımın payı büyüktü.
Ortaya çıkan sonuç başarılı bir ilk albümden ibaret değildi. Los Angeles country-rock sahnesinin o güne kadar ürettiği birikimin en görünür örneklerinden biriydi. Linda Ronstadt’ın çevresinde kesişen yollar, Jackson Browne’un yarım kalan şarkısı, Laurel Canyon’ın ortak üretim kültürü ve Glyn Johns’ın stüdyodaki rehberliği aynı albümün içinde buluşuyordu.
1972’de yayımlanan ilk Eagles albümü yeni bir dönemin habercisiydi. Önemi, ticari başarısının ya da listelerdeki yerinin çok ötesindeydi. Kökleri Laurel Canyon’ın evlerinde, Los Angeles kulüplerinde ve Linda Ronstadt’ın çevresinde şekillenen bir ses örgüsü artık çok daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşıyordu.
Stone Poneys dönemindeki Different Drum ile dikkat çeken, ardından Silk Purse ve Don’t Cry Now gibi albümlerle yükselişini sürdüren Linda Ronstadt, güçlü yorumculuğu ve etrafında oluşturduğu yaratıcı çevreyle dönemin müzik sahnesini derinden etkiledi. Eagles’ın hikayesi kadar, onu mümkün kılan Los Angeles country-rock sahnesinin hikâyesinde de merkezi bir yere sahipti.
Eagles sonraki yıllarda country-rock’ın en büyük temsilcilerinden biri haline gelecek, milyonlarca albüm satacak ve Amerikan müziğinin en etkili gruplarından biri olarak anılacaktı. Bu başka bir hikayeydi.
Dolayısıyla kartallar uçmadan önce, Los Angeles’ın güneşli tepelerinde aynı şarkıları paylaşan, aynı sahnelerde buluşan ve birbirlerinin şarkısına dokunan bir kuşak vardı. Eagles’ın hikayesi de işte orada başladı.
■
