Francesco Martinelli ile Söyleşi

Konuk yazarımız Seda Peridar, yazar, araştırmacı Francesco Martinelli ile çalışmaları, müzik, İstanbul ve Türkiye üzerine konuştu.

■ PLEASE SCROLL DOWN FOR ENGLISH.

Seda Peridar: Sevgili Francesco. Bugünlerde neler üzerine çalışıyorsunuz?

Francesco Martinelli: Pandemi de dahil olmak üzere geçtiğimiz yıllarda Pisa Caz Festivali’nin sponsorlarından biri olan yerel bankanın vakfı ile birlikte pazar sabahları söyleşi düzenliyoruz. Müzisyenleri çalmaları ve konuşmaları için davet ediyoruz ve ben de onlarla sohbet ediyorum. Söyleşiler önemli bir müzisyen, bir tür ya da ilgili başka bir konu hakkında olabiliyor.

Yeni başladığımız seri ise, caz ve dünyanın dört bir yanından farklı müzikler arasındaki buluşmalar hakkında. Pazar günleri yapılıyor. Beşinci ve sonuncusu ise şu anda Floransa’da yaşayan büyük neyzen ve dostum Aziz Şenol Filiz ile caz ve Anadolu’nun müzik geleneği hakkında olacak.

Bunların hepsi caz türünün ötesinde caz kültürüne bakış açımla ilgili. Birçokları için olduğu gibi benim için de kulak ve zihin açıcı olarak çalışan caz, tarihinin sömürgecilikten arındırılmasına, Afrika diasporası müziği içinde ve etnosentrik bir vizyon dayatmadan yeniden ele alınmasına katkıda bulunuyor.

Elbette bu süreçte Arap dünyasından müzisyenlerle Yahudi müzisyenlerin aynı seride yer alması bu trajik zamanlarda özellikle önemli. Tartışan ve kavga eden müzisyenler gördüm; ama farklı pasaportlara veya inançlara sahip oldukları için değil, tam tersine…

Seda Peridar ve Franceso Martinelli

Seda Peridar: Kısa bir özgeçmiş rica etsem?

Francesco Martinelli: Geçmişim bilim üzerine. Kimya mezunuyum ve 20 yıl boyunca çevre mühendisi olarak çalıştım. Pisa’daki cazseverler grubumuz sayesinde 70’lerden beri İtalya’da yaşadığım şehirde caz festivali ve konserler düzenledik. İlk konserimiz Don Cherry Quartet’ti. Daha sonra üniversitede öğrenciyken kendi başıma organizasyonlar düzenlemeye başladım, birkaç on yıl sürdürdüm. Ama artık yapmıyorum, öğretim ve araştırma faaliyetlerine ve yazmaya odaklanıyorum. Neyse ki genç arkadaşım Francesco Mariotti, Pisa Jazz’ı sürdürüyor ve onunla düzenli olarak işbirliği içindeyiz.

Seda Peridar: Caz dışında hobileriniz ve kişisel ilgi alanlarınız nelerdir?

Francesco Martinelli: Müzikal ilgi alanlarım kesinlikle caz ile sınırlı değil, hatta geniş anlamda bile… Klasik, elektronik, rap, opera, bulabildiğim farklı müzik gelenekleri… Filmler, edebiyat, tarih, yerel tarih, diller… ama bunların çoğunu müziğin kültürel bağlamı için faydalı buluyorum. Özellikle uzun yıllardır (Braudel sonrası) Akdeniz tarihine hayran olduğumu söylemeliyim. Anadolu tarihi, haçlı seferleri, sanat tarihi, arkeoloji hakkında okuyorum. Sanırım çok iyi bir kurgu okuru değilim. Herhangi bir hobim yok ya da yaptıklarımın tamamı hobi.

Seda Peridar: Nasıl bir arşiviniz var?

Francesco Martinelli: Koleksiyoncu olarak tanımlanmaktan hoşlandığımdan emin değilim. Topladığım şeyler her zaman anlama amacıyla ilgili olmuştur, bazı maddi nesneler için fetişizmden muzdarip olsam bile fiziksel temasın farklı bir deneyim ve anlayış taşıdığına inanıyorum. Tavsiyem, sevdiğiniz herhangi bir şeyin derinine inin, öğrenebildiğiniz kadar çok şey öğrenin, yüzeysel olmayın, orijinal kaynaklara gidin, oynayan bir çocuğun ciddiyetiyle eğlenin. Plakların ya da başka herhangi bir nesnenin parasal değeri sizi asla ilgilendirmemeli. Eğer ciddi bir kazıcıysanız koleksiyonunuzun değeri bu olacaktır.

Seda Peridar: O halde, topladıklarınızdan, kazdıklarınızdan bahseder misiniz?

Francesco Martinelli: Çok fazla şeyim var. Binlerce uzunçalar plak, binlerce CD, düzinelerce kaset, erken dönem caz, İtalyan folk, rebetico, Türk sanat müziği ve şehrimde doğan büyük bariton şarkıcı Titta Ruffo’nun 78’lik plaklarından oluşan tam bir koleksiyon. Üç pikap, birkaç fonograf. Ses kayıt teknolojisinin tarihi beni büyülüyor. Siena Caz Arşivi’ne 5000’den fazla eşya bağışladım. Binlerce dergim de var. Bugünlerde çok az inceleme yapsam da müzisyenler bana plaklarını gönderiyor. Dijital yayınların hızına yetişemiyorum. Eşyaların iyi yanı, onları ders vermek için kullanabilmem, Django ya da Duke’u insanların 30’larda dinledikleri gibi dinlemek için sınıfa birkaç taş plak ve gramofonumu taşıyabilmem.

Seda Peridar: Pek çok projeniz ve akademik göreviniz olduğunu biliyorum, onlardan da bahsedebilir misiniz?

Francesco Martinelli: Şu anda İtalya’da üç okulda ders veriyorum: Torino ve Livorno Konservatuarları ve Siena Caz Üniversitesi. Bu yıl Pisa’da “Caz Dünya ile Buluşuyor” temalı yıllık konferanslar döngüsüne başlamak üzereyim. İtalyan müzik ansiklopedileri için maddeler yazıyorum ve yıl boyunca birçok festivalde/okulda konuşmalar yaparak, İtalyanca caz kitabı çevirilerimi sunacağım. Ayrıca daha fazla akademik makalemin yayınlanmasını dört gözle bekliyorum – bu uzun bir süreç. Nisan ayında İstanbul’da düzenlenecek olan “Show of Hands” festivaline panel koordinatörü olarak katılmak için materyaller hazırlıyorum. Ayrıca resmi olarak emekli oldum ve bir noktada yavaşlamam gerekecek, ancak şu an için enerjim var ve her şeyden zevk alıyorum.

Seda Peridar: İstanbul maceranız nasıl başladı?

Francesco Martinelli: Coltrane’in arkadaşı, büyük basçı ve klarnetçi Raphael Garrett ve dünya müziği kaşifi Don Cherry bize Türk müziği, ney taksimleri ve Akagündüz Kutbay hakkında muhteşem hikayeler anlattılar. Daha sonra Türk müziğinin büyük elçisi Okay Temiz, Don Cherry ve Johnny Dyani gibi hayranı olduğumuz müzisyenlerle birlikte çaldı. Onun sayesinde Maffy Falay’ı ve Hacı Tekbilek’i keşfettik. Oradan da 1990’da, Rounder Records’dan “Masters of Turkish Music” gibi ilk koleksiyonlar çıktı. 1999’da Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nden İtalyan Musica Jazz dergisi için festivali takip etmem için davet aldığımda bu fırsatı kaçırmadım. Orada birçok arkadaş edindim ve kendimi evimde hissettim. Tüm bu temaslar kişisel dostluklara ve profesyonel işbirliklerine dönüştü.

Seda Peridar: İstanbul’daki akademik yolculuğunuz?

Francesco Martinelli: Akademiye girişim şöyle oldu. Siena Jazz benden kütüphanelerinin düzenlenmesine yardımcı olmamı ve ardından da ders vermemi istedi. Talepleri arttı ve Siena’dan sonra diğer yüksek eğitim kurumları da beni davet etti. Bir noktada seçim yapmak zorunda kaldım ve asıl işimi bırakıp tam zamanlı olarak müzik alanında öğretim görevlisi, araştırmacı ve çevirmen olarak çalışmaya başladım. İstanbul’a gelirsek; arkadaşlarım Can Kozlu ve Ali Perret, Kuştepe’deki müzik bölümünün altın çağında beni Bilgi’de ders vermeye davet ettiler. Erkan Oğur gibi, Ali ve Can da artık İstanbul’da yaşamıyorlar ve ben onları burada özlüyorum, ama onlara her şeyin en iyisini diliyorum ve onları deniz kenarında ziyaret etmeyi umuyorum.

Yusuf Bardavid, Francesco Martinelli, Burak Sülünbaz

Seda Peridar: Akademisyenliğin sizi çeken tarafı nedir?

Francesco Martinelli: Her alanda araştırma yapmaktan keyif alıyorum. Bu# zihnim için canlandırıcı, teşvik edici. Ders vermediğim zamanlarda çalışıyorum, okuyorum ve bu büyük bir ayrıcalık. Uyanık olduğum saatleri ilgimi çeken konular üzerinde çalışarak, ziyaret etmekten hoşlandığım yerlere seyahat ederek, dünyanın dört bir yanındaki benzer düşünen insanlarla, müzisyenlerle ve araştırmacılarla birlikte olarak geçiriyorum. Bunu hiçbir şeyle, hiçbir maddi zenginlikle değişmem. Öğrenciler beni sürekli tetikte tutuyor, mümkün olduğunca bilgilendiriyor ve ilginç sorular soruyorlar. Onların gelişimini görmek büyük bir tatmin.

Seda Peridar: Çalışma şevkinizin kaynakları nelerdir?

Francesco Martinelli: Önce Sidney Bechet, Duke Ellington, Louis Armstrong, Parker, Mingus, Coltrane, Dolphy gibi büyük kaşiflerin müziği. Sonra tanıştığım müzisyenler. Saygı duyduğum öğretmenlerimin hepsi beni çalışmaya, dinlemeye ve yazmaya devam etmem için cesaretlendiren müzisyenlerdi. Anthony Braxton, Evan Parker, Leo Smith, rahmetli Muhal Richard Abrams, George Lewis, Joelle Léandre, Erkan Ogur, Henry Threadgill, Emin Fındıkoğlu, Ayşe Tütüncü… Ve sonra John Cumming, Hakan Saltık, Mehmet Uluğ gibi hayran olduğum ve birlikte çalıştığım organizatörler. Son olarak yazarlar, Ralph Ellison, kendi İstanbul tarihiyle James Baldwin, Edward Said. Evrensek bir ilgiye sahip, Bruno Nettl veya Simon Broughton gibi müzik üzerine deneme yazanlar. Ama sınıfta ve sokakta herkesten bir şeyler öğreniyorum. Ya da Kapalıçarşı’daki en sevdiğim tesbih satıcısından, onun işine olan sevgisinden, malzeme, teknik, stil ve tarih bilgisinden. Pahalı ürünler satın almak söz konusu olmasa bile, ilgi gösteren bir yabancıyla bir çay içerken paylaşmaya istekli olması. Türkiye’nin en iyisi, sohbet…

Seda Peridar: Türk öğrencilerinizden bahsedebilir misiniz?

Francesco Martinelli: Kişilikler arasında bir fark yok, öğrenci öğrencidir ve hepimiz bunu yaşadık. Sınıflarda her zaman ilgili ve hevesli, sıkılmış ve çekingen, yalnız ve sosyalleşenler olacaktır. Dinlerken ya da okurken benim her zaman çabam, her birini harekete geçirecek bir şeyler bulmak; öğrenebilecekleri en önemli şey, kültürün noktaları birleştirmek olduğudur. Tabii ki 20 yaşındayken anne babanızın ya da büyükanne ve büyükbabanızın yaptıklarının ilgisiz olduğunu düşünüyorsunuz. Daha sonra bunun önemli olduğunu fark ediyorsunuz, bazen de bunun için çok geç kaldığınızı… Napoli’den bir arkadaşım perküsyon eğitimi almak için dünyayı dolaştı ve sonra evinden 20 km uzaklıktaki Vezüv çevresindeki tüm köylerde tarantella ritminin o kadar çok farklı tonu olduğunu keşfetti ki hepsini anlamak için bir ömür boyu çalışmak gerekiyor. Türkiye’de, öğrencileri kendi toplumlarının bazen değerlendirilmeyen ya da bastırılan müziğinin değeri konusunda uyandırmanın bir yolunu bulduğumda çok duygulandım. Türkiye’deki en iyi deneyimlerimden biri, büyük organizatör Ceyda Berk Söderblom sayesinde Avrupa İzmir Caz Festivali ile yaptığım işbirliğiydi. Siena Jazz ile ortak projemiz birçok yetenekli Türk caz müzisyenine kapı açmaya vesile oldu. Ne yazık ki her iki taraftaki kurumlar bunun önemini fark edemedi ve devamı gelmedi. Ceyda dünya çapında bir organizatör ve kendisine Finlandiya’da yapacağı çalışmalar için başarılar diliyorum.

Seda Peridar: Caz ya da genel olarak müzik öğrencilerine hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Francesco Martinelli: Dinleyin. Canlı konserlere, jam session’lara gidin, radyoyu ihmal etmeyin, ya da artık o neyse. Ama telefonunuzda gezinirken aynı anda kafa sallamanız dinlemek değildir. Dinledikten sonra müzik hakkında derinlemesine araştırma yapın, bir kağıt kitap alın ve okuyun, size ilginç gelenleri not edin. Elinizle yazarak notlar alın. Seyahat edin ve diğer müzisyenlerle çalmaya gidin. Her türlü müzikal deneyimin tadını çıkarın. Büyük müzisyenlerden ve sokaktaki satıcılardan öğrenin. Sosyal balonunuzun dışına çıkın.

Seda Peridar: İstanbul’a ne sıklıkla ve hangi nedenlerle geliyorsunuz?

Francesco Martinelli: Ana neden şehri seviyor olmam. Bu dışarlıklı olan için daha kolay tabii ki. Burada yaşamak çok sorunlu ve ben her zaman saygı duyulan, korunan bir misafir oldum. Türkiye hakkında biraz bilgi edinmeye çalışan ve dili konuşmak için çaba sarf eden bir Batılı olarak hep aynı deneyimi yaşadım – Türk insanına doğru bir adım atarsanız, size ellerinden gelen yardımı yaparlar. Antakya’dan Trabzon’a kadar nereye gidersem gideyim hep aynı tepkilerle karşılaştım. Belki ben de şanslıydım ya da müzik çevrelerinde hareket ediyordum ama hiçbir zaman düşmanlık ya da endişe hissetmedim. Sokakta sürekli Türk olarak algılanmam da çok komik. Anadolu’dan İstanbul’a gelen gençler bana “hacı amca” diye hitap edip yol soruyorlar. Her yıl iki kez gelip bazı festivalleri takip etmeye ve dostlukları tazelemeye ya da yeni dostlar edinmeye çalışıyorum. Son zamanlarda Akbank ve Show of Hands festivalleri çok faydalı oldu.

Seda Peridar: İstanbul’da vaktinizi nasıl geçirmekten hoşlanıyorsunuz?

Francesco Martinelli: Gezmek, manzaranın ve şehir hayatının tadını çıkarmak, cebimde Strolling Through Istanbul rehber kitabımı taşımak. Burada geçirdiğim onca zamana rağmen görmediğim çok şey var ve sürekli yeni şeyler oluyor.

Yeni İstanbul Modern, restore edilen Çinili Hamam… Tabii ki kaybettiğimiz çok şey var. Sevdiğim Tünel’in, Lale Plak’ın, Gramofon Kafe’nin, eski Babylon’un ve kitap ya da canlı müzik için tüm bu mekanların artık yerinde olmaması üzücü. Ama şehirler her zaman değişiyor. Bu durum, Londra’da ya da Manhattan’da, Aşağı Doğu Yakası’nda ziyaret ettiğim dükkanlar için de geçerli. Brooklyn’de ya da Yeldeğirmeni’nde yeni yerler var. Bir köfteciye oturup bir ya da bir buçuk, soğanlı ya da soğansız iki seçenekten birine karar vermeyi ve oradaki insanların öğle yemeklerini yemelerini izlemeyi seviyorum; pahalı ve alakasız yemeklerin olduğu Michelin yıldızlı bir restorandan ya da Instagram için yemeklerinin fotoğrafını çeken insanlardan daha iyidir. Geçen yıl Topkapı civarında (saray değil, kapıyı kast ediyorum) ara sokaklarda, Karadeniz lokantalarında, bu Ekim’de Tarlabaşı’nda Güneydoğu yemekleri yedim, sahipleriyle sohbet ettim. Son zamanlarda rehberim harika insan Alper Yılmaz oldu – bas gitardaki tarzına bayılıyorum ve kendisi şehrinin insanı.

Seda Peridar: Türkiye hakkında kanaatleriniz nelerdir?

Francesco Martinelli: Bu çok büyük bir soru. Türkiye çok katmanlı, eski, zengin ve büyüleyici bir mirasa sahip. İklim ve jeoloji nedeniyle, muhtemelen Sapien’lerin ortaya çıkışından itibaren, şu anda Türkiye olan bölgeler veya civarındaki bölge, ilk şehirleri, ilk tarım ve hayvancılığı, ilk dini, ilk alfabeyi ve ilk müziği gördü.

Akdeniz uygarlığı buralarda doğdu. Göç, fetih, barış ve savaş dalgaları Anadolu’yu katedip geçti. Kurtuluş Savaşı, Batılı güçlerin planlarını boşa çıkararak dünyanın en büyük sosyal ve kültürel ortamlarından birini yaratmayı başardı. İstiklal’deki Casa Botter’deki sergide tüm bu tarihi hatırladım. Bu miras değerlidir, incelenmeli, korunmalı ve tanıtılmalıdır.

Türkiye coğrafi olarak siyasi Avrupa’ya çok yakın ama çok farklı algılanıyor. Aynı zamanda İtalya, Yunanistan, Türkiye ve İber Yarımadası’ndaki insanların karakter özellikleri birbirine çok benziyor. Lizbon, Barselona, Marsilya, Napoli, Palermo, Atina, Selanik, İzmir, İstanbul benim için aynı zincirin parçaları.

Müzik aracılığıyla diyalog ve anlayışı teşvik etmek en büyük ilgi alanlarımdan biri. Türkiye’yi sık sık ziyaret edebilmek benim için büyük bir öğrenme deneyimi oldu. Ne yazık ki tüm bu ülkelerde duvarlar ve sınırlar inşa eden dar görüşlü milliyetçiler ve bir şeylere, villalara, arabalara ya da beyaz eşyalara sahip oldukları için zengin olduklarını düşünen ve daha fazla şeye sahip olmak için doğal güzellikleri, tarihi mirası ve müzik gelenekleri gibi maddi olmayan mirasları yok etmeye hazır insanlar var.

Türkiye’nin tarihsel olarak her zaman, Batı’nın kendisine yansıttığı imajın üstesinden gelme derdi olmuştur: dini önyargı, Oryantalizm ve son zamanlarda milliyetçiliğin bir kombinasyonu. Bazen pek çok Türk’ün bundan vazgeçtiğini düşünüyorum. Aksine, Akdeniz çevresindeki pek çok toplumu yok eden “yüzeysel alkol düşkünlüğü” ve emlak spekülasyonu turizmine karşı Türkiye’deki tarihin ve mevcut kültürün yurtdışında çok daha fazla tanıtılması gerektiğini düşünüyorum.

Tolga Bilgin, İzzet Kızıl, Francesco Martinelli, Çağrı Sertel Babylon Bomonti’de.

Seda Peridar: Müzik gelenekleri demişken, müziğin dili evrensel midir?

Francesco Martinelli: Evrensel değildir ve kültürel bağlama bağlı bir dil de değildir. Evrensel kavramı genellikle Barok ve Romantik dönem Avrupa bestelerine uygulanır ama ben bunu kabul etmiyorum. Müziğin de bir dil gibi kuralları vardır, ancak basit pratik kavramları ifade edemez; ve aynı sesler Batı’da bile farklı insan grupları için çılgınca farklı anlamlar taşıyabilir.

Seda Peridar: Caz müziğine karşı önyargı nasıl aşılabilir?

Francesco Martinelli: Hangisini kastettiğinizden emin değilim. Caz, Avrupa ve ABD’de klasik müzikten daha aşağı görülüyor. Türkiye’de ise elit kesimin müziği olarak görülüyor. Yani farklı ve aslında zıt önyargılar var. Tarihini, Afrika diasporası içindeki işlevini öğrenmek, Avrupa ve ABD’deki ırkçılık ve etnosentrizmle mücadele etmek… Dünyadaki tüm popüler müziklerle yeniden ilişkilendirilmesi… Nesiller boyu dinleyiciler için çağ açıcı olarak nasıl çalıştığını göstermek… Thelonious Monk’u duyduğumuz ama Mary Lou Williams’ı duymadığımız, Gershwin’i duyduğumuz ama Scott Joplin’in Treemonisha’sını duymadığımız ya da Afrika’nın her şeyinin nasıl çalındığını ve zenginliklerinin modern kapitalizmi nasıl kurduğunu duymadığımız anlatılara meydan okumak… Caz bunları anlamanın anahtarıdır ve bunlar da cazı anlamanın anahtarıdır.

Seda Peridar: Son yayınlarınız nelerdir ve okuyucular bunlara nasıl erişebilir? Aynı şekilde, kitaplarınıza nasıl erişebiliriz?

Francesco Martinelli: Çok yeni değil ama son yıllardaki en önemli çalışmam 2018’de Equinox için The History of European Jazz – The Music, Musicians and Audience in Context‘in editörlüğünü yapmak oldu.

Bağlantıdan giriş yazımı ücretsiz olarak okuyabilir, içeriği görebilir ve kitabın tamamını (pahalı) veya tek bölümlerini satın alabilirsiniz. İstanbul’daki bazı üniversitelerin kütüphanelerinde mevcut ve sanırım Cihangir’deki Opus3A da Türkiye’de satmak üzere birkaç kopya satın aldı. Türkçe bölüm için Hülya Tunçağ ile işbirliği yapmak çok keyifliydi. (Opus3A BURADA)

Bu kitap, 80’li yıllarda kurulmasına yardımcı olduğum ve bugün Avrupa ve dışında önemli bir kültürel ağ olan Europe Jazz Network‘ün desteği olmadan mümkün olamazdı. Aslında her açıdan EJN’nin desteğinin, diğer birçokları aynı görevde mücadele ederken veya başarısız olurken benim çabamı başarılı kılan şey olduğunu düşünüyorum. EJN ile düzenli işbirliğim programımın hayati bir parçası. Ayrıca İtalyanca’da birçok çevirinin küratörlüğünü yaptım, ancak bunlar yalnızca İtalyan okuyucularla ilgili.

Söz konusu giriş bölümünün yanı sıra, İngilizce olarak şunlar da erişime açık.

Bir gazeteci/yazar olarak All About Jazz’daki makaleler:

Ayrıca New York’ta basılı olarak ücretsiz dağıtılan ve web sitelerinden ücretsiz olarak indirilebilen başarılı bir yayıncılık denemesi olan The New York City Jazz Record için de sık sık yazıyorum. Orada birçok makalem var ama okuyucuları indirip derginin tamamını okumaya davet ediyorum.

Seda Peridar: İçten ve detaylı cevaplarınız için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Francesco Martinelli: Okumaya devam edin, dinlemeye devam edin!

Kapak fotoğrafı için Luciano Rossetti’ye teşekkür ederiz.

*

Interview with Francesco Martinelli

Seda Peridar: Dear Francesco. What are you working on these days?

Francesco Martinelli: In the past years including pandemic we are promoting together with the local bank foundation – one of the sponsor of the Pisa Jazz festival – a series of talk on sunday mornings. We invite musicians to play and talk, and I interact with them. Sometimes it’s about an important musician, a genre, or another related subject.

The series starting tomorrow is 5 sundays about the encounters between jazz and different musics from around the world, the last one will be about jazz and the musical tradition of Anatolia with the great neyzen and friend Aziz Senol Filiz – also of Yansimalar – now living in Florence.

It’s all related to my vision of jazz culture beyond the jazz genre, jazz that worked for me as for many others as opener of ears and minds, and to the de-colonization of its history, to be reconsidered within the African diaspora music and without imposing an ethnocentric vision.

Of course having musicians from the Arabic world a jewish musicians in the same series is particularly relevant in these tragic times. I’ve seen musicians argue and fight – but not because they had different passports or faith, on the contrary…

Seda Peridar: What is your background?

Francesco Martinelli: My background is in science. I graduated in Chemistry and worked as an environmental engineer for 20 years. Thanks to our group of jazz lovers in Pisa I was able to participate in organizing jazz festival and concerts in my city in Italy since the 70s. Our first concert was with Don Cherry Quartet. Later I did it on my own for a few decades more, beginning when I was a student at University.

I do not do it anymore, concentrating on teaching, research and writing. Luckily my young friend Francesco Mariotti carries on with Pisa Jazz and I regularly cooperate with him.

Seda Peridar: What are your hobbies and personal interests other than Jazz?

Francesco Martinelli: My musical interests are by all means not limited to jazz, even in its broader sense. Classical, electronic, rap, opera, different musical traditions whenever I can find them. Films, literature, history, local history, languages… but then most of them are useful to the cultural context of music. I have to say that I am especially fascinated with the history of the Mediterranean for many years now (post-Braudel). I read about history of Anatolia, crusades, history of art, archeology. I guess I am not a great reader of fiction. I do not have any hobby, or all I do is my hobby.

Seda Peridar: How is you musical archive develop?

Francesco Martinelli: I’m not sure I like to be defined as a collector. The stuff I collect has always been related to an aim of understanding even if I do suffer of fetishism for some material object I do believe that physical contact carries a different experience and understanding. My advice is get deep into anything you like, learn as much as you can, do not be superficial, go to the original sources, have fun with the full seriousness of a child playing. The monetary value of the records or any other object should never concern you. If you’re a serious digger that will be the value of your collection.

Seda Peridar: What kind of a collection do you have and how many vinyls or any musical recording you have?

I have too much stuff. Thousands of microgroove records, thousands of Cds, dozens of cassettes, hundreds of shellac 78 of early jazz, italian folk, rebetico, Turkish art music and a full collection of the 78 records by the great baritone singer born in my city, Titta Ruffo. Three turntables, a few crank phonographs. I am fascinated by the history of sound recording. I donated more than 5000 items to the Siena Jazz Archive. I have thousands of magazines as well. Musicians send me their records even if I review very little these days. I cannot keep up with the pace of digital releases. The good thing about the stuff is that I can use it for teaching, carrying some shellac records and my crank up gramophone to class to listen to Django or Duke the way they were listening to them in the 30s.

Seda Peridar: Now, I know that you have lots of projects and academical duties going on, can you tell us about of them a little bit?

Francesco Martinelli: I teach currently in three schools in Italy: Conservatories of Turin and Livorno, and Siena Jazz University. I am about to start my annual cycle of conferences in Pisa, this year with the theme Jazz meets World. I am writing entries for Italian musical encyclopedias, and I will talk in many festival/schools along the year, presenting my Italian translations of jazz books, around 12 by now. I am also looking forward to the publication of more academic articles, now in the pipeline – it’s a long process. I am preparing materials for my participation as a panel coordinator in the Show of Hands festival in Istanbul in April. I am also formally retired with a pension and at some point I will have to slow down, but for the time being I have the energy and I enjoy it all.

Seda Peridar: How is your İstanbul adventure begun?

Francesco Martinelli: The great bassist and clarinetist Raphael Garrett, companion of Coltrane, and the world music explorer Don Cherry told us fabulous tales about Turkish music, improvisations on the ney, and Akagunduz Kutbay. Later the great ambassador of Turkish music Okay Temiz played with musicians we admired like Don Cherry and Johnny Dyani. Through him we discovered Maffy Falay as well as Haci Tekbilek. From there, the first collections, like Masters of Turkish music on Rounder Lp in 1990. When I was invited by the International istanbul Jazz festival in 1999 to cover the festival for the Italian magazine Musica Jazz I jumped on the chance. There I made many friends and I felt at home. All these contacts developed into personal friendships and professional collaborations.

Seda Peridar: How does your academic journey begin in İstanbul?

Francesco Martinelli: In Italy because Siena Jazz asked me to help organize their library and then to give lectures. Their demands increased and after Siena other high education institutions invited me. At some point I had to choose so I left my original job and started working in music full time as lecturer researcher and translator. In Turkey because my friends Can Kozlu and Ali Perret invited me to teach at Bilgi in the golden era of the music department in Kustepe. Ali and Can, like Erkan Ogur, do not live in istanbul any more and I miss them here, but I wish them all the best and hope to visit them by the sea.

Seda Peridar: As an academician what is the best part of it?

Francesco Martinelli: I enjoy research in all fields. It’s stimulating for my mind. When I’m not teaching I’m studying. It’s a great privilege. I spend my waking hours working about subjects that interesting to me, traveling to places I like to visit, being with similar minded people, musicians and researchers, all over the world. I would not exchange this with anything, any material wealth. The students keep me on my toes, alert, update me as much as possible, and ask interesting questions. To see them develop it’s a great satisfaction.

I never stayed permanently, at most 4 or 5 months in the early 2000s. The rest of the years I was busy in Siena, then other Conservatories, while the Bilgi experience finished.

Seda Peridar: What first inspired you in this work?

Francesco Martinelli: First the music of the great explorers like Sidney Bechet, Duke Ellington, Louis Armstrong, Parker, Mingus, Coltrane, Dolphy. Then the musicians I met. All my first respected teachers are the musicians who encouraged me to keep studying and listening and writing. Anthony Braxton, Evan Parker, Leo Smith, rahmetli Muhal Richard Abrams, George Lewis, Joelle Léandre, Erkan Ogur, Henry Threadgill, Emin Findikoglu, Ayse Tutuncu. And then the promoters I admired and worked with like John Cumming, hakan Saltik, Mehmet Ulug. Finally the writers, Ralph Ellison, James Baldwin with his own Istanbul history, Edward Said. Essayists on music with a universal interest, like Bruno Nettl or Simon Broughton.

But I learn from everybody in class and on the street. Or from my favorite tesbih seller in Kapaliçarsi, his love for the job, his knowledge of materials, techniques, styles, history. His willingness to share over a tea with a stranger who showed interest, even if there is no buying of expensive items involved. The best of Turkey, sohbet.

Seda Peridar: and can you tell us about your Turkish students a little bit?

Francesco Martinelli: There’s no difference in the personalities, students are students and we all went through it. In classes you will always have the interested and the enthusiast, the bored and the timid, the solitary and the socializing… My effort is always to find something that will stimulate each of them in listening or reading; the most important thing that they can learn is that culture is connecting the dots. Of course at 20 you think that whatever your parents or grandparents do is without interest. Later you realize that it is important, sometimes too late. A friend of mine from Naples went around the world to study percussion and then discovered that in all the villages around the Vesuvius within 20 km from his home there are so many different shades to the tarantella rhythm that it takes a lifetime of study to understand them all. In Turkey I was moved when I found a way to wake up students about the value of the music of their community, sometimes de-evaluated or suppressed. One of my best experiences in Turkey was my collaboration with the Europe Izmir Jazz festival thanks to the great organizer Ceyda Berk now Söderblom. Our joint project with Siena Jazz was instrumental to open door for several talented Turkish jazz musicians. Unfortunately the institutions on both sides failed to realize its importance and now it’s over. Ceyda is a world-class organizer, and I wish her all the best for the work she’s now doing in Finland.

Seda Peridar: What is your best advice you can give to music or jazz students?

Francesco Martinelli: Listen. Go to live concerts, to jam sessions, use the radio, whatever. But scrolling your telephone and banging your head at same time is not listening. After listening deeply research about the music, get a paper book and read it, noting what is interesting for you. Take notes writing with your hand. Travel and go to play with other musicians. Savour any musical experience. Learn from great musicians and from sellers on the street. Get out of your social bubble.

Seda Peridar: How often and for what reasons do you have a chance to come to İstanbul?

Francesco Martinelli: My main reason is that I love the city. It’s easier from outside of course. Living here is very problematic and I was always a respected, protected guest. As a Westerner who tried to learn a little about Turkey and that made an effort to speak the language I always had the same experience – if you make a step toward Turkish people they will do a thousand towards you helping you in any way they can. Wherever I was traveling from Antakya to Trabzon I always encountered the same reactions. Maybe I was also lucky, or moving in the musical circles, but I never felt hostility or suspect. It’s also funny how I am constantly took as Turkish on the street. Young people arriving to Istanbul from Anatolia addressing me as haci amca asking for directions. I try to come twice every year to follow some festivals and rekindle friendships, or make new friends. AkBank and Show of hands festivals have been very helpful lately.

Seda Peridar: How do you like spending time in istanbul?

Francesco Martinelli: Walking around, enjoying the sights and the city life, carrying my Strolling around Istanbul guidebook in the pocket.

Despite all the time I spent here there’s so much I never saw, and new things are happening constantly.

New istanbul Modern, Cinili Hamam restored… Of course, many things we lost. It’s sad that the Tunel I loved it’s not there anymore with Lale Plak, Gramophone Café, the old Babylon and all the places for books or live music. But cities changes all the time. Also the shops I was visiting in London or the Lower East Side in Manhattan are not the same. There are new places though, in Brooklyn or Yeldegirmeni. I like to sit at a kofteci and decide on the two options I have – one or one and a half, with onions or not – and see the people of the place have their lunch. It’s better than a Michelin starred restaurant with expensive and irrelevant food or people taking pictures of their dishes to insta them. Last year around Topkapi (the door, not the Saray) in the side streets I ate at Black Sea restaurants, this October south-eastern food in Tarlabasi, chatting with the owners. Recently my guide has been the wonderful Alper Yilmaz – I love his style on the bass and he’s a man about town.

Seda Peridar: What are your opinions for Turkey according to the cultural and geographical situation – climate?

Francesco Martinelli: It’s a very big question. Turkey has a multilayered, ancient, rich and fascinating heritage. Due to climate and geology, probably from the very beginning of Sapiens areas that are now Turkey or around its borders saw the first cities, the first agriculture and husbandry, the first religion, the first alphabet and the first music. Mediterranean civilization was born around here. Waves of migration, conquest, peace and war traversed Anatolia. The Independence War was successful in contrasting the plans of the Western powers and creating one of the world’s greatest social and cultural environment: I was reminded of all the history at the exhibition in casa Botter on Istiklal. This heritage is precious, must be studied, protected, promoted. Geographically Turkey is so close to political Europe but it is perceived as very different. At the same time traits of the characters of people in Italy, Greece, Turkey and Iberian peninsula are so very similar. Lisbon, Barcelona, Marseille, Naples, Palermo, Athens, Thessaloniki, Izmir, Istanbul are for me part of the same chain. Promoting dialogue and understanding through the music is one of my greatest interests. For me being able to visit Turkey often has been a great learning experience. Unfortunately in all these countries there are close-minded nationalists who build walls and border, and people who think that they are rich because they own things, villas or cars or appliances, and in order to own more things are ready to destroy natural beauty, historical heritage, and immaterial heritage like musical traditions. Turkey has historically always had the problem of overcoming the image that the West projected on it: a combination of religious prejudice, Orientalism, and recently nationalism. Sometimes I feel that many Turkish people gave up on this. I on the contrary think that history and current culture in Turkey should be promoted much more abroad in opposition to the superficial alcoholic binge and real estate speculation tourism that is destroying so many communities around the Mediterranean.

Seda Peridar: What do you think about the universal language of music?

Francesco Martinelli: That is not universal, and not a language, being dependent on the cultural context. Universal is often applied to European composed music of the Baroque and Romantic era, but I do not accept it. Music has rules, like a language, but cannot express simple practical concepts; and the same sounds can have wildly different meaning to different groups of people, even in the West.

Seda Peridar: How do you think overcome the prejudice to jazz music?

Francesco Martinelli: I am not sure which one you mean. Jazz is considered lower than classical music in Europe and the USA. In Turkey is considered music of the elite. So there are different and in fact opposite prejudices. Learning about its history, its function within the African diaspora, fighting racism and ethnocentrism in Europe and the USA. Reconnecting it with all popular music around the world. Showing as it worked as era-opener for generations of listeners. Challenging the narrative where we hear about Thelonious Monk but not about Mary Lou Williams, we hear about Gershwin but not about Scott Joplin’s Treemonisha, or we do not hear how Africa was robbed of everything and its riches established modern capitalism – jazz is key to understand this, and this is key to understanding jazz.

Seda Peridar: What are your latest publications on the internet and how can our readers reach them? – Which book have you published recently and how can our readers reach?

Francesco Martinelli: Not so recent but my major work in the past years has been the editing of The History of European Jazz – The Music, Musicians and Audience in Context for Equinox in 2018.

At the link you can read my introduction for free, see the content, and buy the whole book (expensive) or single chapters. It is available in some of Istanbul universities’ libraries, and I believe Opus3A in Cihangir bought some copies to sell in Turkey. It was delightful to cooperate with Hulya Tunçag for the Turkish chapter. (Opus3A HERE)

The book would not have been possible without the support of Europe Jazz Network, the association of presenters I helped to establish in the 80s and now a major cultural network in Europe and beyond. In fact I think that under all aspects the support of EJN is what made my effort successful, while many others struggled or failed at the same task. My regular collaboration with EJN is a vital part of my program. I also curated many translations in Italian, but hey are relevantonly to the Italian readers.

Besides the mentioned introduction, in English there are

or as a journalist the articles on All About jazz:

I also write often for The New York City Jazz Record, a successful experiment in publishing, distributed free in print in new York and downloadable for free from their website.

I have many articles there but I do invite readers to download it and read it all.

Seda Peridar: What will be your last words to our readers?

Francesco Martinelli: Keep reading, keep listening.

Seda Peridar

Yazar

Seda Peridar 'in 1 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Seda Peridar ait tüm yazıları gör

Avatar photo

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir