Caz Öldü! Katil Aranıyor!

“And the rest is rust and stardust” ― Vladimir Nabokov, Lolita

“I’m a dinosaur, somebody is digging my bones” ― Dinosaur, King Crimson

Başlangıçta gaz ve toz bulutuydu; döndü, döndü, döndü ve dünya oldu. Caz da evrimleşerek öyle bir noktaya geldi ki başlangıçtaki haliyle arasındaki bağı kurmakta, çoğunluk gibi ben de zorluk çekiyorum. Caz müziğinin, adı konulduğu andan önce de sonra da melez karakterde olduğunu, haricen eklenenlerle değiştiğini, tabii ki, biliyorum. Ancak bu evrim sürecinin hangi aşaması onu artık caz olarak adlandırılamaz hale getirecek sorusu kafamı kurcalamaya da devam etmiyor değil.

Mesela saksofoncu Kenny Garrett‘ın, elektronik ses erbabı Svoy‘u (ya da gerçek adıyla Mikhail Tarasov‘u) ortak alarak kaydettiği Who Killed AI? albümünde doğaçlayarak çalıyor olması, saksofondan aldığı arızi ve kendine has telaffuz şeklini koruyor olması, işittiğimizin caz olarak adlandırılmasına ne ölçüde yeter?

Merakla ve sabırla baştan sona dinledim. Sonra Kulaklığımı takıp yakından dinledim ama dinlediğimi cazla ilişkilendirmekte zorlandım. Gayriihtiyari sorular uçuşmaya başladı zihnimde.

Hiç bir parçasını konserlerinde aynı şekilde çalmayan ve başta gitaristi Jerry Garcia olmak üzere herkesin doğaçladığı The Grateful Dead’in müziğine caz demekten bizi alıkoyan nedir?

Ya da Lew Tabackin’in ya da Ira Sullivan’ın kendi ses ve cümleleme karakterlerini koruyarak çaldığı Tom Waits albümlerini nasıl sınıflandıralım?

Branford Marsalis, Omar Hakim ve Kenny Kirkland’in eşliğiyle albüm kaydeden, turneye çıkan Sting’i neden cazcı olarak adlandırmıyoruz?

Kenny Garrett’ın ustalığını sorguluyor değilim; zaman zaman yaptığı muhteşem müziği unutuyor da değilim ama az önce saydığım isimlerin Garrett’dan daha az cazcı olduğunu iddia edecek birisi çıkar mı?

Yoksa, caz müziği, caz müzisyenlerinin yaptığı müziktir genellemesini kabullenip sorgulamamalı mıyız? Kapaktaki Garrett ismini kaldırsak körleme işittiğinize caz diyebilir misiniz?

Kaldı ki Svoy’un döşediği ritmik tabanın benzerine, caz olduğundan şüphe edemeyeceğimiz hiç bir albümde rastlamıyorsak, işittiğimiz ritmik öğeler ve çalınış şekli club müziğinin karakteristiğinden başka bir şey değilse, Who Killed AI? nasıl ve neden bir caz albümü?

Albümde sunulan müziğin yapay zekayla bağlantısını bilmem, yapay zekayı kim öldürdü, sahiden öldü mü, oysa daha yeni doğduydu, doğarken mi öldü, bunları hiç bilemem ama Garrett cinayeti işlediği yere geri dönüyor gibi gelmiyor mu size de? Hani, kariyerinin başında ve bazılarına göre zirvesinde Miles Davis’le birlikte yaptıklarına geri dönmüyor mu sizce de?

Miles Davis’in 1964’de New York’da, Philharmonic Hall’da kaydettiği yorumu aklınıza getirin; sizce Garrett ve Svoy ikilisi sanatsal açıdan güzel bir My Funny Valentine çalabilmiş mi? Sevgililer Günü geldiğinde, şamdanla aydınlanmış masada sevgilinizle oturuyorken fona Chet Baker’ınkini koyabilecek rahatlıkla Kenny Garrett yorumunu da koyabilir misiniz?

Ya da ustasının cazı kökten değiştiren Bitches Brew albümündeki Miles Run the Voodoo Down parçasına göndermeyle kaydettikleri Miles Running Down AI, selefine oranla yavan ve hayal gücünden yoksun değil mi?

Caz satmıyor! Gençler caz dinlemiyor!

Caz olanı sevmiyorlar diye caz olmayanı caz diye sunmak şart mı? Cidden soruyorum, caz herkesin sevdiği bir müzik olmak zorunda mı? Sevince dünya pirüpak mı olacak?

Edebiyat, plastik sanatlar, caz, opera, tiyatro ve bilimum sanat dalları can çekişiyor. Hatta insanlık can çekişiyor, vasatın norm olduğu bir süreçten geçiyor. Her şey mal, her şey meta. Herkes de hal edilinceye dek derebeyi. Cazı sevmeyenler cazın etrafında dolanıp caz festivali düzenliyor; kendisini caz müzisyeni olarak anmayanı dahi cazcı diye, itiraz edenleri gerikafalı diye afişe ediyor. Ne de olsa kendisi olmasa da cazın adı para ediyor.

Yakına bakınca gözlerinizi oyabilirler, uzaklaşalım; Montreal caz festivalinde, düzenlendiği ülkenin muazzam caz geleneğini sürdüren, genişleten isimlerden hiç birisi listede yok. Günümüz cazının kıdemlilerine gelirsek, Orrin Evans, Chris Potter, Jason Moran birer kibrit kutusu olmuş. Joshua Redman bir basamak yukarıya çıkabilmiş, ne de olsa o da crossover işlere meğil etti. Tamam da, onca çabasına rağmen Kenny Garrett da Laufey kadar cazcı olamamış. Oysa bu afişe bakınca, Svoy liste başı olabilecek isim.

Batının muassır medeniyeti böyle yapınca bizimkilerin de feyz almasına laf etmesek mi, ne? Ne de olsa nerde durup gözünü nereye dikiyorsa o kadarını görür insan.

Ne kıyamet tellallığı yapmaya çalışıyorum ne de cazın gardiyanlığını. Sadece samimiyetsizi ayıklamak gerektiğini savunuyorum.

Yirmilerimde olsaydım Garrett & Svoy albümünü fona atıp keyifle dans ederdim. Hakkını yemeyeyim, güzel dans müziği.

Ama, işte, buna caz demezdim. Dans ederdim.

Siz siz olun, siz de demeyin. Güzele güzel deyin kâfi. Sevdiyseniz dinleyin, keyfini sürün.

*

Meraklısına Notlar:

  • Turgay Yalçın’ın Dark Blue Notes’daki yazıları
  • 2024’de çıkan diğer caz albümleri.
  • Dark Blue Notes’daki diğer Görüş yazıları.
  • Kenny Garrett Spotify sayfası.

Turgay Yalçın

Yayın Yönetmeni, Kurucu Ortak, Yazar, Radyo Programcısı.

Turgay Yalçın 'in 173 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Turgay Yalçın ait tüm yazıları gör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir