Barok Müziği /5

[Bölüm 1] [Bölüm 2] [Bölüm 3] [Bölüm 4]

Müzik sanatının 16. yüzyıl Batı Avrupa’daki serencamını konuşurken tarihsel arka planı da hesaba katmak gerekir. Aksi halde müzik tarihinin bu faslındaki şamatayı zenginlik değil hengame olarak görürüz. O devrin tarihi dekorunu birkaç lafla tarif edelim.

Bildiğiniz gibi Avrupa kıtası Augustus döneminde -yani 1. yüzyılın başında- büyük oranda tek iktidarın kanatları altında toplanmıştı. 3. yüzyıla kadar da iktidar sahası genişlemeye devam etti. Theodosius’un ölümüyle iktidar ikiye pay edildi (395). Batı’daki pay, 476 yılında dört bir yandan işgal edildi ve tekrar pay edildi. Böylelikle Avrupa kıtası çok parçalı hale geldi. Ancak ticari ve kültürel yaşam, 7. yüzyıla kadar canlılığını korumaya devam etti. Müslümanların Afrika’nın kuzeyini ve Avrupa’nın güneybatısını zapt etmesiyle kıta tümüyle sarsıldı. Büyük tarihçi Pirenne kentlerin yok olduğunu, istihkam ve yönetim merkezlerine dönüştüklerini yazar. Kentsiz toplumda özgürlük ruhu olmaz diyor Tocqueville. Çok doğru. Avrupa büsbütün köleleşmiş bir halka dönüştü ve güç merkezi kuzeye kaydı. Eskinin güç merkezi olan İtalya toprakları, pek çok odağın iktidar savaşı verdiği ve yenişemediği bir muharebe meydanına döndü. Cermen kavmi olan Lombardlar İtalya’nın kuzeyini istila ettiklerinde Papa, Franklar’dan yardım istedi mesela (756). Bu stalemate durumunun iki sonucu oldu: İtalya büyük savaşlardan uzak kaldı ve bir despot iktidarı kurulamadı. Ve 11. yüzyılla birlikte nihayet kentler tekrar doğdular. Alplerin kuzeyindeki feodal yapıdan oldukça farklı, oligarşik şehir devletlerinden oluşan, kendine has bir siyasi otoritedir bu. Papa’ya ve Kutsal Roma İmparatorluğu’na bağlı, özerk bir yapı. Savaştan uzak geçen bu sürede şehirler ticaretle zenginleştiler. Zenginlik ve barış hemen her zaman olduğu gibi toplumu, kültürü ve siyaseti soylulaştırır, rafine hale getirir. Ancak soylulaşan ve kibarlaşan her toplum gibi İtalyanlar da barbarlara karşı korunaksız hale geldiler. Barbar istilası 15. yüzyıl sonunda Fransa’nın saldırmasıyla başladı. Avusturya ve İspanya olarak iki kola ayrılan Habsburg hanedanı, Fransa’ya karşı ittifak oluşturdu. Fransa’da Osmanlı ile ittifak kurdu ve kozlarını İtalya’da paylaştılar. Güç dengesi 1559 yılında imzalanan Cateau-Cambrésis antlaşmasıyla kuruldu. Güneyi Habsburg İspanya’sı, kuzeyi Habsburg Avusturya’sı zapt etti. Rönesans böyle bir pınarda kaynadı işte.

Geçtiğimiz bölümde vokal müziğinden doğan çalgısal müziği yazmıştım. Bugünün konusu ise kendi menbaında yetişen, vokal müziğiyle bağı olmayan çalgısal müzik. Bir isim bulmalı ama ne? Kendinden menkul müzik? İdiomatik müzik? Her neyse. Neresidir kendi menbaı? Öyle ya, madem vokal müziği değil öyleyse başka bir kucakta nennilendi. Kovuktan çıkmadı ya. Basit cevap: Vokal müziği insan sesinden, enstrümantal müzik çalgı sesinden neşvünema bulmuştur. Fakat bu cevap sadece basit değil, sığ. Şöyle derinleştirelim; insan sesi irticalen söylemeye pek yatkın değildir. Buna karşın müzisyenler tarihin her döneminde icralarının hatırı sayılır kısmını doğaçlamaya ayırmışlardır. Konser öncesinde, evde kendi halinde takılırken, akort yaparken, ısınırken… Aynı şeyi ses sanatçıları için söylemek zor. Yani idiomatik müzik doğaçlamanın hasadıdır. Bu yüzden daha geniş ufuklu, daha hudutsuz, daha kıvrak ve esnektir. İlk olgunlaşan form toccata olsa gerek. “Dokunmak” -to touch- manasındadır. Formun ismi bile tuşlu veya telli çalgılara atıfta bulunuyor. Geçen yazıda bahsi geçmişti, barok devrin popüler enstrümantal formu canzona insan sesine atıfta bulunuyordu çünkü insan sesine öykünüyordu. Öyleyse toccata’yı, enstrümantal müziğin bağımsızlık nişanı sayalım.

Toccata 16. yüzyılın bitiminde, Venedik Okulu’nda türeyen bir formdur. Çerçevesi iyi tanımlanmamıştır. Biçimden çok üslubu tarif eder. Hemen her zaman tuşlu çalgılar için yazılan, müzisyenin becerisini gösterebileceği hızlı pasajlar ve bu pasajları pekiştirmek için serpiştirilmiş ani sessizlikler içeren eserlerdir. Akorlardan oluşan bir armatür ve ona tutunmuş melodi parçalarından oluşur. İlk örneklerini Claudio Merulo [1533-1604]’dan duyarız. Meraklısına Tactus etiketiyle çıkan Toccate d’intavolatura d’organo başlıklı albümü öneririm. Çarpıcı bir nutuktan çok sevimli mırıldanmalara benzer eserlerdir. Merulo’nun arından gelen Gioseffo Guami [1542-1611], Annibale Padovano [1527-1575] ve Vincenzo Bellavere [1540-1587] ’nin yazdığı toccatalar için de aynını söylerim. Videoda (2 dakika sürüyor), toccata’nın 1520-1600 yılları arasındaki gelişimini izleyebilirsiniz.

 

Klasik anlatıda hikayenin bu noktasında ciddi bir kırılma yaşanır. Sahneye Girolamo Frescobaldi [1583-1643] çıkar. Merulo’dan 15 sene sonra yazdığı toccata’yı lütfen dinleyiniz:

 

Bu müzikte rönesans devrinin izleri neredeyse görülmez. O dönemi kapamış, tümüyle barok üslubuyla konuşmaya başlamıştır. Kendinden öncekilerle hiçbir iletişimi yok gibidir. Bilinmeyen bir cevherden doğmuştur sanki. Böylesi sıçramalara her zaman şüpheyle yaklaşmak gerekir. Frescobaldi ile selefleri arasındaki halkanın parçaları muhakkak bir yerlerde olmalı. Aradığımı Willi Apel’in 1938 tarihli makalesinde buldum: Neapolitan Links between Cabezon and Frescobaldi. Şahane bir makale. Akıl yürütüşündeki kıvraklık, birbirinden bağımsız gibi duran konular arasında kurduğu zoraki olmayan bağlar, kelime seçimindeki gusto vs. vs. Arada iki halka keşfetmiş Apel. İlki arpist ve besteci Ascanio Mayone [1565 – 1627], diğeri de organist ve besteci Giovanni Maria Trabaci [1575-1647]. Her ikisi de 1600 civarında Napoli’de çalışmışlar. İlk kez bu makale sayesinde tanıdığım bestecilerle Frescobaldi arasında şaşırtıcı üslup olarak şaşırtıcı benzerlikler var. Daha şaşırtıcı olanı Apel’in Frescobaldi’nin köklerini Venedik, Roma veya Mantua’da aramıyor oluşu. Apel Frescobaldi’yi Mayone ve Trabaci halkasıyla İspanyol bir besteciye, Antonio de Cabezón’a [1510-1566] bağlıyor. Aşağıda yer alan iki dakika uzunluğunda sayesinde bu bağlantıyı siz de kurabileceksiniz:

 

Frescobaldi’nin dehası, özgünlüğünden ve devrimci karakterinden çok şey kaybetmiş oldu. Peki değer azaldı mı? Yazar şöyle cevaplıyor bunu:

“Ne münasebet. J.S. Bach tüm zamanların en büyük bestecilerindendir ama onda orijinalliğin esamisi okunmaz. Mozart’ın özgünlüğünü Johann Christian Bach’ta, Beethoven’ınkini Wilhelm Friedmann Bach’ta, Haydn’ınkini Carl Heinrich Graun’da bulabildiğimizden beri orijinallik kelimesi eski parıltısını kaybetti. Dehanın işaretlerini özgünlük ve yenilikte aramak yerine ustalık ve mükemmellikte aramak gerekir.”

Frescobaldi’deki ustalık ve mükemmellik ise hazırlıksız dinleyiciyi dahi çarpacak kuvvettedir. Her müzik böyle değildir. Geçen yüzyılın büyük bestecilerinden sayılan Varese’yi dinlemek çoğu kimseler için mükafatı olmayan bir külfettir. Varese’yi takdir için de tenkit için de hazırlık gerekir. Frescobaldi’nin toccata’ları yakası açılmadık türlü türlü duyguyu, sıkmayan bir zindelik ve kolay bayatlamayan bir tazelikle anlatır.

Toccata kadar popüler olan diğer çalgısal form da ricercar. Toccata’nın aksine çerçevesi epeyce belirgin bir formdur. “Subject” denen melodik temanın, gamın farklı derecelerinde tekrarlanması, yankılanmasından ibarettir. Bu yüzden füg’ün öncülü sayılır fakat önemli bir fark var tabii; füg bir kompozisyon tekniğinin ismidir, ricercar ise bu tekniğin kullanıldığı formun adıdır. 16. yüzyılın başında ricercar monotematik bir formdur. Yani eser tek bir tema üzerine inşa edilir. Yüzyılın ikinci yarısından sonra form biçimlenmeye başlar. Subject denen tema bir soru gibi algılanır ve countersubject denen temayla cevaplanır. Zamanla daha da karmaşıklaşır ve eserler birden çok subject ve countersubject üzerine inşa edilir. Gelişimi aşağıda izleyiniz;

 

Frescobaldi bu formun sınırlarını esnetme konusunda seleflerinden daha cesur olmuştur. Recercar dopo il Credo dinlemesi ayrı izlemesi ayrı lezzetli eserlerindendir. İzlemekle kastım notaları takip etmek. Dikkatli bir göz eserdeki cambazlıkları şıp diye görecektir. İç içe geçmiş fakat birbirlerine temas etmez halde onlarca cümle… Jonglör seyri gibi hayret veren bir şey. Bu, işin ustalık kısmı. Mükemmellik ise bu cambazlığın izleyiciye/dinleyiciye yılgınlık vermemesi; ustalığı gösterişçi mütevaziliğin tuzağına düşmeden gizleyebilme zarafeti. Ricercar bahsini de slogan bir lafla bitirelim:

Toccata müzisyenin, ricercar bestecinin er meydanıdır.

Başkaca çalgısal formlar da peydah olmuştur bu dönemde ancak onları gelecek yazılara bırakacağım.

Sağlıcakla.

Fatmagül'ün Yengesi

    Venedikli asilzade Senyör Pococurante.

    Fatmagül'ün Yengesi 'in 5 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Fatmagül'ün Yengesi ait tüm yazıları gör

    Avatar photo

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir