Barok Müziği /4

[Bölüm 1] [Bölüm 2] [Bölüm 3]

Erken barok dönemde enstrümantal müziğin birkaç belirgin ortak noktası vardır. Biçim olarak heterojendirler. Birbirinden farklı ritim ve formu aynı eserde duyarsınız. Haliyle melodi açısından da zengin ve çeşitlidir. Bir başka ortak nokta da bas ve üst sesler arasındaki kutupluluktur. İki yapının birbirlerine kavuşmadığını fakat birbirlerini tamamladığını kolaylıkla fark edersiniz. Şimdi de enstrümantal müziğin doğduğu iki kaynağa bakalım. İlki vokal müziği. Monteverdi’nin akranı ve hemşerisi olan bir besteciden, Salamone Rossi (1570-1630)’den bahsetmek zamanı. Rossi Yahudi olmasına rağmen saray orkestrasına şeflik etmiş; madrigaller, sonatlar ve saraydaki eğlenceler için eserler bestelemiş biri. Trio sonata denen formun çerçevesi bestecinin eserleriyle çizilmiştir. Melodiyi seslendiren iki çalgının, üçüncü bir çalgıyla desteklendiği (basso continuo) forma trio sonata denir. Tactus etiketiyle çıkan albümde bolca örnek bulabilirsiniz. Bir tanesine bakalım:

Enstrümanların seslendirdiği partisyonlar vokal melodilerini andırır, onlara öykünür şeylerdir. Amatör bir dinleyici bile sezebilir bunu. Yani henüz çalgısal müzik vokal müziğinden kopamamıştır. Müstakil bir form değildir. Dönemin çalgısal müziklerine verilen isimlere bakarak dahi bu sonuca varabiliriz. Rossi pek çok canzona yazmıştır misal. Canzona, Fransız ve Felemenklerin şansonlarından türemiştir. Avamın müziği olan şansonlar İtalya’da rafine hale gelmiş ve sözlerinden arındırılarak canzona namıyla saraylarda kabul görmüştür. Daha sonra göreceğimiz ricercar vardır bir de. “Aramak, bulmaya çalışmak” anlamına gelir. Aradığı şey bellidir: Yeni armoniler, yeni melodiler ve yeni biçimler. Çünkü vokal melodilerine öykünen ancak sözlerden yoksun bir müzik bu haliyle kısırdır. Yeniliğe muhtaçtır. Frescobaldi’nin şöhretli eseri Ricercare cromatico, kendi yatağını bulan çalgısal müziğin çarpıcı numunelerindendir. Çalgısal müziğin ilk zirvesi olan Frescobaldi’yi gelecek yazıya bırakıyorum. Enstrümantal müziğin doğduğu ikinci kaynağa bakalım şimdi: Dans.

Kaba bir tasnifle başlayacağım; Danslar, adımlar atarak oynananlar ve zıplayarak oynananlar diye ikiye ayrılırlar. Genellemeler, kaba tasniflerin kremasıdır. Eksik kalmasın: Adımla oynananlar iki zamanlı, zıplayarak oynananlar üç zamanlıdırlar. Evet. Zıplayarak oynanan dansların müzikleri, adımla oynanan dansların müziklerinin varyasyonudurlar. Müstakil değillerdir. Bunları bir çift olarak kabul edelim. En eski çiftlerden biri passamezzo – saltarello çiftidir. Diğeri de pavane ve galliard çifti. Aşağıdaki videoda bu motif züğürdü dans çiftlerinin örneklerini izleyebilirsiniz.

Bu danslar ve müzikleri barok dönemin henüz başında çoktan köhnemiş, gözden düşmüş, yerini allemande – courante çiftine bırakmıştır. Basso continuo marifetiyle yularından kurtulan melodi, dans müzikleri çok daha canlı ve engin hale getirmiştir. Bilhassa dans müziklerindeki bas yürüyüşleri tipiktir: Ritmik ve kısır ostinato elemanlardır bunlar (Israrcı ve sürekli tekrar eden melodilere ostinato denir). Kısırlık ve tekrarın getirdiği sıkılık kusur değildir çünkü taşıyıcı elemanlarda süs değil sağlamlık aranır. Devam edelim. Besteciler her türlü saz -flüt, lavta, klavyeli çalgılar ve özellikle de yaylılar- için dans müziği yazarlarken henüz bir koleksiyon -bizdeki ismiyle fasıl– oluşturmamışlardır. Hatırlarsanız madrigaller koleksiyon olarak, kitaplar halinde sunuluyordu. Madrigallerin müstakil bir form olarak teşekkül etmesi böyle olmuştur. Monteverdi’nin madrigal yazımına neler kattığını, müziği monodiden polifoniye doğru nasıl getirdiğini izah etmiştim. Az önce bahsi geçen Rossi çoğunlukla Monteverdi’nin ardı sıra gelmiş bazen de gerisinde kalmış bir bestecidir. Onu akranlarından ayıran şeylerden biri de madrigal yazımına getirdiği biçimsel yeniliktir. Bu biçimsel yeniliğin dans müziğine de çok etkisi olmuştur. İzleyince şıp diye anlayacaksınız:

5 ses için yazılmış bir madrigal. Canto ana melodiyi seslendirirken 4 ses de onu destekliyor. Polifonik bir eser yani. Rossi canto’yu olduğu gibi tutmuş ve onu destekleyen 4 sesi tek bir çalgıyla (lavta) seslendirmiş. Monodi oluverdi. Fark ettiyseniz notaları da tablatura formatında yazmış. Tablatura’nın resmi olarak ilk kullanımıdır (1600). Lavtanın klasik batı müziğinde tanınmasının nişanesidir. Bu sadeleşme kısa zamanda basitleşmeye de ön ayak olmuştur. 1608 yılında Girolamo Montesardo daha da basit bir nota yazım tekniği kullanmıştır: Alfabeto. Tek harfle hangi akorun basılacağını gösteren bu müzik yazım sistemini günümüzde de kullanıyoruz bildiğiniz gibi. Lavta denen çalgı son derece nazik, çıtı pıtı sesli bir çalgıdır. Arp çalar gibi çalınır. Her parmak bir teli çeker. Punteado denir bu çalım tekniğine. Lavtayı telleri süpürerek veya fiskeleyerek çalamazsınız. Buna karşın gitarı pekala böyle tıngırdatabilirsiniz. Bu tekniğe de rasgueado denir. Yani önünüzdeki nota kağıdında harfler yazıyorsa bunu lavtayla seslendiremezsiniz. Alfabeto denen nota yazım tekniğini dans müzikleri dışında görmeyiz. Cümleyi ters-yüz edelim; dans müziklerinde alfabeto dışında yazım tekniğine pek rastlanmaz. Yani dans müziğinde lavta eşliği yerine gitar tercih edilir. İtalya’daki İspanyol modası, dans müziğinin armonik ve melodik olarak güdükleşmesini buna karşılık ritmik olarak zenginleşmesini sağladı. Yani bu coşkulu ve gürültülü müzik ‘sanat’ şemsiyesi altından çıktı, soyutlamalar ve sofistikasyondan arınarak halk müziğine evrildi.

Rossi hatırı sayılır miktarda dans müziği de bestelemiştir. Onun kadar dans müziği besteleyen bir başka isim de hemşerisi Giovanni Battista Buonamente [1595-1643]. Helianthus Ensemble’ın 2013 yılında çıkardığı nefis bir albüm var. Buonamente’nin enstrümantal eserlerini icra etmişler. Çoğu dans müziğinden doğup serpilmiş bu eserler, erken barok dönem oda müziğinin ilk önemli yapıtları sayılabilirler. Oysa enstrümantal eserler, bilhassa da dans müzikleri 1660’lara kadar kataloglarda nadiren görülür. Görülenlerin hemen hepsi de üç besteciye aittir: Rossi, Carlo Farina (1600-1639 ) ve Buonamente. Üç besteci de Mantova’lıdır ve Gonzaga Hanedanı için çalışırlar. Hanedana evlilik yoluyla katılan Isabella d’Este [1474-1539], pek çok müzisyenin hamiliğini üstlenen önemli bir kültürel ve politik figürdür. Haleflerinden olan Guglielmo Gonzaga’yı [1538-1587] hanedanlığın müzikal mazisinde doruk saymalı. Sosyal ve kültürel hayattaki canlılığının bir neticesi olan erkek-kadın ilişkisinin bedensel temasa dökülmesinin popüler bahanelerinden biri dans. Dans müziğinden neşvünema bulan çalgısal müzik, bu sebeple Mantova’lıdır fakat henüz müstakil bir sanata dönüşmemiştir. Bu Alplerin kuzeyindekilere nasip olacak. Gelecek yazılarda göreceğiz.

Fatmagül'ün Yengesi

    Venedikli asilzade Senyör Pococurante.

    Fatmagül'ün Yengesi 'in 5 yazısı var ve artmaya devam ediyor.. Fatmagül'ün Yengesi ait tüm yazıları gör

    Avatar photo

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir